Şeref Oğuz

Allah bize cennet bir vatan bahşetti ama aklı başkasına mı verdi? Dünyada 1 milyon yerleşke var. 1000 yıldan yaşlı 100 kadim kent, 100 yıldan yaşlı 1000 kent var ve gezegende 19 bin turizm varış noktasının yüzlercesi bizde.
Fakat bir sorun var; darı ambarı üzerinde açlıktan ölen tavuklar gibi, bu turizm zenginliği üzerinde yeterince kazanamıyoruz. Neden? Bu yazının iddiası, elin oğlu tarihi, coğrafyası, folkloru daha kıt ve bizden kat be kat kazanırken, bizim vasat turizm tuzağına işaret etmek…

Her sektör, kendine özeldir ve hayati önemi haizdir. Biri diğerine göre daha değersiz değildir. Savunmadan tarıma her birinin stratejik önemi vardır. Fakat söz konusu turizm olunca, fiyat/kazanç oranı böylesine yüksek başka sektör bulamazsınız.
İthal içki ve sigara dışında dışa bağımlılığı neredeyse sıfır olan turizm, ülkelerin daha fazla kazanç için çırpındığı alandır. Türkiye, 13 bin yıllık Göbeklitepe’sinden deniz-kum-güneş beldelerine, yalnızca bulgurdan 101 yemek çıkaran Gaziantep’inden Eğin Kanyonu’na dek yığınca sürpriz barındırıyor.
Turizmden kazanan bir ülkeyiz. Amacım kendimize haksızlık etmek değil. Daha fazla kazanmak varken, gelip tıkandığımız vasatlıklara işaret ediyorum. Misal, sektörün baş belası lümpenlik…
Bundan 10 yıl önce 40 liraya oda satınca zil takıp oynuyorduk. Bugün aynı odayı 400 liraya satarken, sektördeki daralmadan dolayı 350 liraya indik diye söyleniyoruz… Bu sözler bir turizmciye ait ve Türkiye’nin turizmde yaşadığı darboğazın sebeplerine dair bir bakış açısı sunuyor bize…
Sahi, ne oldu da bir uçak düştü diye sektör dibe vurabiliyor? Sorun sadece Rusya ile yaşanan kriz miydi? Bu, kolay analiz olurdu. Peki, son 10 yıldır tek ülkeye odaklı giden ve ürün, ülke çeşitlendirmeyen Antalya’nın derdi ne?
1998’de ‘Asya Krizi’ Malezya’dan başlayıp Rusya’yı çökerttiğinde biz de etkilendik. Hele ki Uşak… Zira bu kentimiz tek ürün (kumaşlık deri) ve tek pazar (Rusya) ile çalışıyordu. Kentteki 512 işletmeden ancak 14’ü ayakta kalabilmişti. Rusya’daki sıkıntı, bu defa yine aynı hatayı yapan Antalya’yı vurabiliyor.
Deniz-kum-güneş; turizm sektörü için rekabetin en yoğun alanı haline gelmiş. Katma değeri düşük bu şeytan üçgeninden çıkabilmek için ülkeler alternatif turizmlere yönelmişler. Uluslararası Rekabet Araştırmaları Kurumu’nun (URAK) ‘Türkiye’de Turizm’ çalışmasını hatırlıyorum. İnanç turizminden faunaya, floraya dek 18 farklı alanda kabiliyetimiz ve avantajımız var. Gel gör ki sektör, konfor alanında bunları yeterince değerlendiremiyor.
Otel yaparken, koy kapatırken, İstanbul’a binlerce oda stoku yaparken devlete danışmayan sektör; başı her sıkıştığında “Bizi kurtarın” feryadında. Neymiş efendim; tıpkı tarımda sel olunca hibe yardımı yapılıyorsa, turizmde afet var diye zararları karşılansın diye hükumetin yakasına yapışıyorlar. Sen oteli yanlış yere dik, odayı İstanbul’da yap, akıllı olama ve sonra devletten destek iste…
Ya lümpenlik ve fırsatçılık? Bozcaada’da kül tabağı boyutundaki mezelerin her birine 20 lira isteyen, balık ve alkolsüz kişi başına 150 lira talep eden soyguncular? Cunda? Suyun karşısındaki Yunan adasında hem 5 kat daha ucuzluk hem de 10 kat daha misafirperverlik, özen varken… Yerli turisti de kaçıranlar…
Bir de eksen kaymasından utanan utanmazlar var. Ortadoğu’dan gelen turiste “İmajımızı bozuyor” diye burun kıvıranlar, onların kültür ve örflerine göre otel yapmaz, havuz inşa etmez ve onlardan utanır ancak “En fazla harcayan turist” diyerek parasını almaya utanmaz.
Son olarak iğneyi kendime batırayım. Uzungöl’de Ege’den getirttiği taze kaşarla mıhlama yapan, yayla diye komları gösteren, harika yerel lezzetleri “Onlar anlamaz” diye ıskalayıp yerine endüstriyel mutfak sunanlar… Ayder daha da beter. Lümpenlik, Bingöl’den kilosu 50 liraya getirttikleri balı ‘Anzer’ diye kilosu 400 liraya kadar satmaya çalışanlar…
Turizmciler; durgunluk var, doğrudur. Ancak bu tutumunuz yüzünden krizinizi inşa ediyorsunuz, akılsızlığınız, lümpenliğiniz ve fırsatçılığınızla…
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın turist sayısını 8 milyon artırmayı hedefleyen “Komşunu da al gel” kampanyasını hatırlıyorum. Sektör için altın fırsattı ama turizmcilerin strateji kavramı olmadığından bu çağrı karşılık bulmadı.
26 milyon turistten 22 milyar dolar elde edebilen sektör kabiliyetimizi, bu yeni stratejiler sayesinde pekâlâ turist başına ortalama 1000 dolar gelir düzeyine çıkarabiliriz oysa. Rusya ile diplomasi zaferi ve “Komşunu al gel” kampanyası eşliğinde devreye girecek yeni strateji; katma değerli turizm olmalıydı.
Gel gör ki Rus turist yeniden gelmeye başlayınca strateji filan unutuldu, lümpenlik yükselişe geçti, altın yumurtlayan tavuğu acaba hangi fiyattan keseceğini düşünenler devreye girdi. “Vasat turizm tuzağı” dediğim işte bu topyekûn akılsızlığın çıktısı aslında…
Vasat turizm tuzağının ilacı; katma değerli turizmdir. Bu da bir yandan turist sayısını artırırken, diğer yandan turist başına daha fazla gelir imkânı verecek ‘çeşitlilik’ demektir. Deniz-kum-güneş üçgeninde turistten kazandığımızın limitlerine çoktan ulaşmıştık. Fakat Türkiye sadece Antalya gibi sahilden ibaret değil.
13 bin yıllık Göbeklitepe’den şifalı sulara, endemik servetinden biyo çeşitliliğine dek bu cennet coğrafyanın biz sakinlerine sunacağı daha yığınca servet, oluşturacağı çok sayıda yeni zenginlik alanı mevcuttur.
Turizm Bakanlığı sitesine girdiğinizde çok kolay erişeceğiniz bilimsel çalışmalar, Türkiye’nin farklı turizm alanlarına ve taşıdığı potansiyellere dikkat çeker. Sağlık ve termal turizmi, kış turizmi, yayla turizmi, mağara turizmi, av turizmi, kongre turizmi, golf turizmi, yat turizmi, İpek Yolu turizmi, inanç turizmi, hava sporları turizmi, akarsu rafting turizmi, sualtı dalış turizmi, kuş gözlem turizmi…
Turizm çok özel bir sektördür. Şöyle ki her 100 dolar ihracat için 65 dolar ithalat zorunluluğu varken, turizmin ithalata bağımlılığı 1 dolar dahi değildir. İstihdamı ve küredeki insanlara Türkiye’yi tanıtım gücü, 100’e yakın alt sektöre verdiği destek ile turizm vazgeçilmez ise artık nicelikten niteliğe geçme zamanı gelmiş demektir.
Turist sayısı ciro ise turist başına gelir net kârdır. Turizmde katma değerli çeşitlilik sunabilirsek kolayca turist başına 1000 dolarlık gelir hedefine 2023’ten önce varabiliriz.
Türkiye, vasat turizm tuzağından çıkabilir mi? Kısaca, turizmde katma değer artışı sağlayabilir miyiz? Neticede turizmin cirosu kadar kârı da önemliyse ne yapabiliriz?
Can sıkıcı olan; Türkiye’nin potansiyellerini anlatırken, bunu hayata geçirecek ev ödevleri olmaksızın, henüz kazanılmamış paranın boş hayalini kurmaktır. Baryumundan boruna, fındığından turizmine; hep aynı terane… Potansiyel ile gerçekleşmeye dair örneği; Urfa’dan aktaralım.
Siz, 32 milyar dolar harcayarak çölün ortasında Las Vegas kurabilirsiniz. Ancak bir Urfa kurmak için 13 bin yıla ve yüzlerce peygambere ihtiyacınız vardır. Tabii ki bir de akla… Bugün Las Vegas’a giden, günde ortalama 2 bin dolar harcar. Urfa, inanç turizminin başkentidir ancak buraya gelen turist, günde 80 dolar harcarsa öpüp başına koy.
Potansiyel; Urfa’dır ancak bunu hayata geçirecek yerel kabiliyetler ve akıl ıskalanmıştır. Potansiyel; cennet coğrafyadır ancak bunu zenginliğe dönüştürecek dinamikler mevcut değildir. Potansiyel; 2023’te 50 milyar dolar turizm geliridir ancak turist başına 1000 dolar gelir olmayınca katma değeri ıskalamış oluyoruz.
Bu yüzden biri size ‘potansiyel’den söz ederse, lütfen bu potansiyeli hayatla ilişkilendirecek ‘aklı’ sorgulayın… Mevcut değilse, gölgeyi kovalıyorsunuz demektir. Turizmde mademki yeniden nicelik tırmanması yaşayacağız, ortak akıl oluşturup katma değeri yüksek turizm için kafa yormalı, vasat turizm tuzağından kurtulmalıyız. Tıpkı orta gelir tuzağından kurtulmak için nitelikli üretimi baş tacı yapmamız gerektiği gibi…

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)