MEHMED FATİH CAN

Galiba yine bir plan var ve Fransızlar her zamanki gibi açılışını yapıyorlar…

Bakalım arkasından ne gelecek?

Malum; büyük ihtimalle başını Sarkozy’nin çektiği üç yüz Françe keferesinin; “Kur’an’da Yahudileri hedef alan ayetler çıkarılmalıdır…” mealindeki imzalı salvoları, bana Pavlus’un faaliyetlerini hatırlattı.

Şu süfela; uygun görmedikleri ayetleri atarak, değiştirerek Tevrat ve İncil’i kafalarına göre tahrif eden haham ve papazlar gibi davranmamızı bekliyorlar herhalde! Belki de içimizdeki Pavlus’lara işaret fişeği çakıyorlardır; kim bilir? Bu ihtimali yabana atmamak gerekir; bizim cübbelilerden bu işlere teşne, hatta daha ötesine geçmeye hazır ne babayiğitler(!) var…

Şimdi bir arka plan okuması babında bir iki hatırlatma yapalım.

Terörün patronları

Bilinecektir; daha Sovyetler Birliği’nin dağılmasından hemen sonra, İslam dinini ve mensuplarını yeni hedef tahtasına oturtan CIA’nın bu iş için o tarihlerde kendisine tahsis edilen bütçe 28 milyar dolar gibi dev bir rakamdı.

Bunun bir milyar doları, bu konseptin Türkiye ayağının oturtulması için ayrılmıştı. O tarihlere kadar, komünizme bir panzehir olarak Müslüman memleketlerde İslami duyarlılığı besleme adına büyük bütçeler tahsis eden CIA ve ortakları, komünist blokun dağılmasıyla beraber, bu sefer İslamiyet’i berhava için muazzam tahsisatlara imza atıyorlardı.

Ve doksanlı yılların başında işe; Suriye, İran ve Irak’ın da içinde bulunduğu istikrarsız bölgeden başlayan ABD, Türkiye’yi âlem-i İslam’ın ve bölgenin kilit ülkesi görerek; Sovyetler için çalışan tecrübeli ajanlarının büyük kısmını Türkiye’ye kaydırmıştı.

CIA ve NATO’nun yeni dizaynı, İslam’ı pasifize edip Müslümanları sindirmek olunca, yeryüzünü fesada boğan ABD’nin CIA’sı, İngiltere’nin MI6’sı, Fransa’nın DGSE’si ve İsrail’in Mossad’ı gibi terör patronları, bu yeni konseptin icabına göre kendilerini ‘update’ ediyorlar ve ardından hedef arazide bambaşka operasyonlara girişiyorlardı. Faaliyetlerini el’an, gizleme ihtiyacı bile duymadan devam ettirmekte hatta gittikçe pervasızlaşmaktalar.

Ve yine; 2013’te istifa etmek zorunda kalan Alman Papa Joseph Ratzinger (XVI. Benedict), bu konsept mucibince; “bir alarm olarak, dünya Müslüman nüfusunun ilk defa Katolik nüfusu geçtiğini; Kur’an’daki cihat ve şahadet kavramlarının tehlikeli olduğunu; İslam hukukunun, Müslüman kızların gayrimüslim erkeklerle evlenmesini yasaklamasını Hıristiyanlar için alçaltıcı bulduğunu” dünya efkar-ı umumiyesine ilan etmekten çekinmiyordu.

Neyin ipucu?

Şimdi bu çerçeveyi dikkate alarak, malum stratejide vites büyütme aşamasına geçildiğini, bu bildiriyi buna dair bir ipucu olarak gördüğümü rahatlıkla söyleyebilirim.

Dedelerinden biri Osmanlı teb’ası Selanikli bir Yahudi olan ve herhalde bu sebeple Türklere karşı derin bir aşağılık kompleksi içerisinde kıvranan Sarkozy’nin; evini soyan kovboy misali müseccel yolsuzluğunu; İslam söz konusu olduğunda her topa kafa çıkan düşük şahsiyetini; ülkesindeki Çingeneleri ırklarından dolayı sınır dışı edişini; Kaddafi’den kopardığı paralarla seçim kotarmaya kalkışını; sonra dönüp Kaddafi Libya’sını binlerce ton bombayla tarumar edişini bir başka yazıya bırakalım; ama şu eli kanlı insan kasaplarına, dünyayı terörize eden insanlık düşmanlarına Lord Davenport’un muhallet kitabından bir cevap yollayalım.

Aforoz edilen kitap…

Lord John Davenport, on dokuzuncu yüzyıl sonunda yaşamış bir İngiliz Doğubilimcidir.

İnsaf ehli bir müsteşrik olarak; Fransız ateist Voltaire’in devam ettirdiği İslam düşmanlığı modasına rest çekmiş ve İslamiyet hakkında ilginç bilgi ve itiraflarla dolu bir eser kaleme almıştır. Eserinin adı ‘Hz. Muhammed ve Kur’an-ı Kerim’dir. Bu kitap yayınlandığı anda Hıristiyan Batı dünyasında büyük yankılar uyandırmış ve papazlar tarafından aforoz edilip nüshaları toplatılarak yakılmıştır.

İşte Davenport’un eserinden çarpıcı tespitler:

“… Hıristiyanlık ve Müslümanlık arasındaki ayrılıkları anlamak için şuna dikkat etmek gerekir: Hıristiyanlığın, kendine bağlananlar üzerindeki nüfuzu dogmalara dayandırılarak din ile ahlak birbirinden ayrıştırılmaktadır. Halbuki Müslümanlıkta dogmalar değil, dinin pratik yanı olan ahlak; hukuk ve siyaset üzerine etki yapmakta ve Müslüman’ın dimağında vatanseverlik, hukuk, görenek-gelenek ve anayasa bir kelimede toplanmaktadır. Bu kelime Müslümanlıktır.”

“… Müslümanlık, alınan memleketlere ve yenilmiş milletlere eşit haklar sağlıyordu. Onları, Hz. Muhammed’in gelişine kadar her fatihin yenilenlere yüklediği şartlardan kurtarıyor ve bu kavimlere hürriyet bağışlıyordu. İslamiyet, o zaman bir görenek olan kız çocuklarını diri diri gömmek vahşetini yok etmiş, köleliği kaldırmıştır. Yalnız Müslümanlığı kabul edenlere değil, yenilmiş milletlere de adaleti yaymış, vergileri hafifletmiştir.”

“… İslam fatihleri, Müslüman olmayanlara karşı son derece toleranslı davranmışlardır. Batı âleminde böyle bir hoşgörüden asla söz edilemez.”

Ahlakın yüzü kızarmıştır…

“… Jourio diyor ki: Müslümanların Hıristiyanlara karşı hareketi ile Papalığın Hıristiyanlara karşı tabii uygulaması olan işkenceler hiçbir suretle kıyaslanamaz. Vodovalar’a karşı yapılan savaşta ya da Saint Barthelemy (Fransa’da vuku bulan Protestan katliamı. Papa, Fransa Kralı’nı bu yüzden tebrik etmiştir) katliamlarında o kadar kan döküldü ki, yalnız bu kanlar Müslümanların döktükleri Hıristiyan kanından kat kat fazladır. Müslümanlığın zulmeden bir din olduğu hakkında beslenen taassup dolu düşüncelere göre güya Müslümanlık ‘Ya ölüm ya da Hıristiyanlığı bırakmak’ ile korkutularak yayılmıştır. Bunun aslı ve esası yoktur. Papalığın yabaniliği ve yamyamlığa varan zulüm ve işkencelerine nazaran Müslümanların hareketi çok yumuşak ve insani bir hareket idi.”

“… İslamiyet, hurafeler ve şüpheler bataklığı ortasında yüzen bir temizlik abidesidir. Halbuki Hıristiyanlık bu bataklığa düşmüş ve ahlakın yüzünü kızartacak bir hale gelmiştir.”

İnatçı taassup, cahilce saldırılar…

“…Endülüs’te İslam devletinin yıkılmasıyla kahramanlığın son artığı da yıkıldığında kim acı duymuştur? Düşmanlarının tarihçilerinin bile sekiz yüz yıllık hükümeti sırasında bir tek zulmünü dahi kaydetmedikleri o yüksek ruhlu cömert milletin önünde hangi göğüs övünerek insanlık adına kabarmamıştır? Hıristiyan papazlığının, insanlığı öğrendikleri insanlara şeytanca bir zulüm ve taassupla hareket etmelerinden, onların; sekiz yüzyıllık çalışmalarının mahsulü olan tarih, fen, sanat ve kültür eserlerini yakıp yıkmalarından hangi yüz kızarmamıştır?”

“… O halde, gelecek yüzyıllarda insan neslinin düşünceleri ve inançları üzerinde barışçı bir tesir yapmak üzere Allah tarafından gönderilen İslam dinini en inatçı taassup ve en cahilce saldırılarla açıklamak kadar yanlış ve gülünç bir hareket olamaz…”

Cringe!

Irkçılık, terör, gasp, yağma, nefret, işkence ve soykırımın kitabını yazmış, stratejisini kurmuş ve tatbikatını yapmış Evropa faşistlerinin; “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” fehvasınca bir de kalkıp Müslümanları ‘terörist’ ; İslam’ı da terörizme meşruiyet sağlayan, onu körükleyen bir din olarak lanse etmelerine bakıp da hak namına sıkılmamak, ar namına utanmamak ne mümkün…

Anglosakson lisanında, başkası adına utanmak manasına  ‘cringe’ diye bir kelime var.

Sarkozy ve şürekâsının pişkinliği ve  ‘anti semitizm’ kavramının Batı’da doğmuş bir sosyal patoloji olduğunu bile bile Yahudi mürailiği yapması karşısında bu kelime, insanlık adına duygularımıza tercüman oluyor…

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)