MESUT HAKKI CAŞIN

2011 yılında ‘Arap Baharı’ ile başlayan ve Ortadoğu’yu tehlikeli bir biçimde büyük güçler arasında ‘vekâlet savaşları’na sürükleyen Suriye çatışması, ABD’nin müdahalesi ile yeniden istikrarsızlık sinyalleri veriyor. Rusya-Türkiye-İran’ın Astana ve Soçi zirveleriyle savaşın sona ermesi ve çatışmasızlık bölgelerinin kurulması yolundaki diplomatik çabaları devam ederken; ABD’nin Suriye’de Türkiye sınırında büyük bölümü YPG/PKK militanlarından oluşacak 30 bin kişilik bir ordu kurma çabaları, Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğine yönelik tartışmalara yeni bir boyut kazandırmıştır.

ABD’nin teröristlerle işbirliğini temel alan yeni Ortadoğu siyasetinin engellenmesinde; Ankara-Moskova-Tahran troykası, bir ortaklık modeli teşkil eder mi? Suriye uyuşmazlığı ile ABD-Türkiye ilişkilerinde artan gerginlik ve görüş ayrılıklarındaki makas daha açılabilir mi? Türkiye’nin Afrin’e askeri harekâtına İran ve Rusya sıcak bakar mı? Gerginlik, Türk topraklarına doğru yeni bir göç dalgasına ve kargaşaya neden olur mu? Barzani örneğinde olduğu üzere Suriye Kürtleri, demokrasi vaadinde bulunan ABD’ye güvenerek, Türkiye’ye karşı kirli savaşın maşası olan YPG/PKK saflarında mı, yoksa Suriye’de iç barış ve toprak bütünlüğünü savunan Türkiye’nin yanında mı yer alırlar? Bilindiği üzere, ABD’nin Kuzey Suriye’de, Rakka’da etkisiz hale getirdiği DAEŞ terör örgütü ile mücadele gerekçesiyle ağır silahlarla donattığı 30 bin kişilik bir YPG/PKK sınır ordusu kurma çabalarını, NATO müttefiki Türkiye’nin kendi milli güvenliğine karşı açık bir tehdit olarak ilan etmesi ve gelecekte bu yasa dışı terör yapılanması ile çatışmaya girmesi olasılığı, Ankara-Washington arasındaki görüş ayrılıklarını güçlendirmektedir. Netanyahu hükumeti ve ABD’deki İsrail lobisi, Lübnan’daki İran nüfuzu ve Hizbullah etkisinin Suriye’de model teşkil etmesine şiddetle karşı çıkmakta, bu nedenle Tahran’ı cezalandırmak için düğmeye basmaktadır. Türkiye, Amerikan yönetiminin Suriye’de bulunma sebebinin hukuki odak noktasının DAEŞ’le mücadele olduğu argümanı ile tezat teşkil eden yeni girişimi ile adeta teröristlerden teşkil eden bir illegal ordu kurma planına açık ve net bir şekilde karşı çıkmıştır.

Brüksel’deki NATO askeri komitesinde ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford’la geçen hafta görüşen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la Moskova’da Rusya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Valeri Gerasimov ve Savunma Bakanı Sergei Şovgu ile Suriye konusunu masaya yatırmışlardır. Orgeneral Akar’ın, Rus mevkidaşıyla görüşmesinde olası Afrin operasyonunda Suriye hava sahasını kullanma talebinin yanı sıra İdlib’deki çatışmasızlık bölgesinde gözlem noktaları kurma çalışmalarının hızlandırılmasının da ele alındığı açıklanmıştır. Yakın planda, Türkiye kadar tehdit altında olduğunu hissetmeyen Rusya ve İran’ın Türkiye ile böyle bir dayanışmada çekimser kalabileceği düşünülebilir. ABD’nin tam bu noktada İsrail ve Körfez ülkeleri ile kurmayı planladığı karşıt blokun güçlenmesi ise kaçınılmaz olabilecektir. Öte yandan Suriye, Türkiye’nin olası Afrin operasyonunun Şam yönetimi tarafından ‘saldırı girişimi’ olarak değerlendirileceğini açıklamıştır. Nihayet beklenen olmuş ve Türk Ordusu ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) tarafından Afrin’de düzenlenen Zeytin Dalı Harekâtı başlamıştır. 72 uçaklık Türk hava gücü ve 2 tugaylık mekanize zırhlı birlikten oluşan yaklaşık 6 bin komando askeri sınırı geçmiştir. Bölgeyi PKK/PYD/YPG ve DAEŞ başta olmak üzere terör örgütlerinden temizlemek için dört ayrı koldan harekât sürmektedir.

Washington harekâttan önce, Afrin’in kendi sorumluluk alanının dışında kaldığını bildirmiş, Rusya’yı PYD üzerinden zor bir tercih yapmak zorunda bırakmıştır. Türk diplomasisinin Moskova ile yakın işbirliği çabası istenen sonucu vermiştir: Suriye krizinde oyun kurucu rolündeki Rusya’nın TSK’ya yeşil ışık yakması, bölge stratejisinin denklemlerinde kritik bir değişime yol açmıştır. Böylece Rusya, PYD/ YPG’yi diplomatik olmayan bir dille ‘satmış’ veya ABD ile işbirliğini tarihi bir şekilde cezalandırmıştır. PYD’nin Moskova’daki ofisinden yapılan açıklama, örgütün bu yüzden ne kadar öfkeli olduğunu açıkça göstermiştir. Ancak kara propagandanın aksine bu harekât, Kürt nüfusa karşı değil, emperyalizmin bölgeyi çatışma ve kaos çemberine alma girişimine bir karşı koymadır. Suriye’nin üç garantörü, İran-Rusya-Türkiye, Astana ile bu koruyucu bariyeri örmektedir.

Harekât, ABD-Türkiye müttefiklik ilişkilerini çok zor bir tarihi sınava sokmuştur. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, “Rusya’nın açıklamaları sadece yardımcı olmamakla kalmıyor, aynı zamanda propaganda. İki NATO müttefikinin arasını açmaya çalışıyor” açıklamasında bulunmuştur. Paris’te Çavuşoğlu – Tillerson görüşmesinde, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Afrin için 30 kilometrelik ‘güvenli hat’ önerisi yaptığını açıklamıştır. Afrin operasyonunun bölgede bulunan terör örgütlerini temizlemeyi amaçladığının altını çizen Çavuşoğlu, tehdidin aynı zamanda Menbiç’ten de geldiğini ve orada Türk askerlerinin olduğunu hatırlatmıştır. Tillerson “Türkiye ile karşı karşıya gelmek istemeyiz” cümlesini birkaç defa tekrarlayınca Çavuşoğlu, “ABD ile karşı karşıya gelmeyi biz de istemeyiz ama YPG’den bize yönelik tehdit nereden olursa olsun, Fırat’ın doğusu-batısı fark etmez, gerekli müdahaleleri yapmak zorundayız. Bu bizim için hayati mesele” karşılığını vermiştir.

Suriye vekâlet savaşında, sahaya bakıldığında Fırat’ın batısında Rusya, Fırat’ın doğusunda ABD etken. Bu iki küresel güç, ülkenin geleceğinde başat rol almak, Kürt nüfusu kontrol altında tutmayı hedeflerken, henüz belirsiz konumdaki anlaşma üzerinden kendi askeri birlikleri arasındaki çatışma riskini en aza indirgemeye çalışmaktadırlar. Ayrıca Suriye’de tarihsel çıkarları bulunan Fransa, etkinliğini artırmaya çalışmaktadır. Bu noktada, Türkiye üzerinde operasyon üzerinden baskı giderek artma eğilimi göstermektedir.

Afrin Harekâtı’nın ardından Türk Ordusu’nun yeni hedefi Menbiç’i terör örgütü PKK/PYD’den temizlemek. Amerika ise Menbiç’ten askerlerini çekmeme konusunda ısrarcı. ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı General Joseph Votel ise Suriye’de konuşlu ABD askerleriyle ilgili olarak, “Menbiç’ten çekilmeyi düşünmüyoruz” demiştir. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova ise Afrin Harekâtı’nın “Suriye’nin kuzeyindeki durumun ciddi bir kaygı yarattığı” ve sivillerin de yaşamını yitirdiği açıklamasında bulunmuştur. Öte yandan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Türkiye’nin Afrin’e yönelik olarak sürdürdüğü Zeytin Dalı Harekâtı’nın Suriye’nin kuzeyinde bir işgale dönüşmemesi gerektiğini ifade etmiştir. Fransa Cumhurbaşkanı, “Eğer bu operasyon teröristlere karşı mücadeleden çıkıp bir işgal operasyonuna dönüşürse bizim için büyük bir sorun haline gelir” görüşünü ileri sürmüştür. Harekâta ait eleştirilere cevap veren Çavuşoğlu, “Afrin operasyonu, bir işgal operasyonu değildir. Biz Fransa değiliz, gidip Afrika ülkelerini işgal edelim. Fransa bu konuda bize ders veremez” demiştir.

Netice olarak, Ankara’nın ‘Menbiç’ kararlılığının sürmesi beklenebilir. Başbakan Yardımcısı Fikri Işık, ABD’nin Afrin Harekâtı açıklamasıyla ilgili, “ABD istemiyor diye duracak değiliz” açıklamasında bulunmuştur. Bu durum, NATO müttefiki iki ülkenin Suriye’de çatışma riskini gündeme getirebilir. Son tahlilde, Suriye ve bölgede dengeler değişmekte olup, çatışmanın uzaması ve derinleşmesi halinde, yeni zincirleme reaksiyonları tetiklemesinin kaçınılmaz olduğu düşünülmektedir. Sonuç olarak, Suriye’de satranç tahtasında yeni ve belirsizlik arz eden bir sürecin başladığını söylemenin mümkün olduğu varsayılmaktadır. Maskeli baloda, son tango henüz başlamadı.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)