Mesut Hakkı Caşın

Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkilerin dalgalı yol haritasının; Suriye İç Savaşı, 2016 uçak krizi, 2017 Büyükelçi Andrei Karlov suikastı ile sarsılmasına rağmen, 15 Temmuz sonrasındaki Putin-Erdoğan zirvesi ile kritik zorlukları geride bırakarak karşılıklı güven ortamının tesisi ile normal seyrine girdiği gözlemlenmektedir. Kremlin Sarayı’nda, Rus-Türk Üst Düzey İşbirliği Konseyi 6. Toplantısı gerçekleştirilmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, gelinen noktayı, “Normalleşme sürecini sona erdirdiğimize inanıyoruz” açıklaması ile ifade ederken, mevkidaşı Başkan Putin, Türkiye’nin, Rusya’nın en önemli ticaret ortaklarından biri olduğunu vurgulayan “böylesine güven dolu bir diyalog kurulmasını kimsenin beklemediğini”, Moskova’nın da dileğinin ilişkileri yeni bir seviyeye çıkarabilmek olduğunun altını çizerek, dünyanın birçok alanında, özellikle Suriye’deki krizi çözmek üzere iki ülkenin beraber çalıştığını belirtmiştir.

RUSYA İLE ÇOK VEKTÖRLÜ İŞBİRLİĞİ

Türkiye ile Rusya’nın yakınlaşmasını Batı neden yakından takip ediyor? Taraflar arasındaki pragmatik işbirliğinin ‘kazan-kazan’ mantığı ile dengeli yapısı, güçler dengesinde yeni ve radikal kaymalara neden olabilir mi? 15 Temmuz sonrasında NATO ve AB’den yeterli desteği göremeyen ve önemli müttefiki ABD’nin Suriye’de Menbiç-Rakka ekseninde PYD’ye olan askeri ve siyasi yardımında Trump yönetiminden beklenen değişiklik mesajlarının gelmemesinin, orta ve kısa vadede Moskova-Ankara arasındaki işbirliğinin boyutlarını etkilemesi beklenebilir. Nitekim, her iki liderin kritik mesajlarının dikkatle analiz edilmesi halinde, tarafların daha ileri düzeyde bir stratejik işbirliği geliştirme ve en zor problemlerden çıkış yolu bulma iradesinin mevcut olduğu söylenebilir. Bu tespitimiz, Putin’in Türkiye’nin Rusya ile Suriye savaşında sergilediği aktif işbirliğinden memnuniyetini ifadesine ilaveten, “Ankara ve Moskova askeri ve istihbarat teşkilatları düzeyinde iyi ve etkili ilişkiler kurmuştur” açıklamasının dikkate değer olduğu düşünülmektedir. İki liderin ve ilgili bakanların yanı sıra Genelkurmay Başkanları’nın da yer aldıkları geniş katılımlı görüşmeler sonucunda sekiz yeni antlaşma imzalanmıştır. Moskova Zirvesi’nden çıkan temel başlıklarda ekonomi, enerji, ticaret, turizm, terörle mücadele konularında işbirliği alanlarının genişletilerek; halen yavaşlayan ikili ticaretin yeniden 100 milyar dolar hedefine kademeli olarak yükseltilmesi hedeflenmiştir. Rusya’daki tarihi görüşmede, birinci olarak, Akkuyu Nükleer Santralı ile Türk Akımı’nın takvime uygun yürütülmesi masaya yatırılmıştır. Putin, Türk Akımı Doğalgaz Boru Hattı Projesi’yle de Türkiye’nin doğalgazda transit ülke olma potansiyelinin artacağı değerlendirmesinde bulunmuştur. İkinci başlık olarak, 1 milyar dolar sermaye ile ortak yatırım fonu kurulması, ticarette milli para kullanımı konusunda kararlılık vurgulanmıştır. Üçüncü mutabakat başlığı olarak, 2019’un Kültür ve Turizm Yılı ilan edilmesi benimsenmiştir. Erdoğan, turizm noktasında kaybedilen ivmenin tekrar yakalanması gerektiğinin altını çizerek, “Özellikle turizm alanında bu yıl bir rekora imza atmak istiyoruz. Ben buradan Rus dostlarımızı ülkemize davet ediyorum” demiştir. Putin ise, Rus turistlere ‘güvenlik’ teminatı ile Rus vatandaşlarına Türkiye’ye gidin mesajını vermiştir. Dördüncü adım olarak, her iki lider, havacılık sektöründe ileri bir adım atarak, MC-21 uçaklarının tedarik zincirinde Türk sanayicilerinin de yer almasını istemiştir. Putin ise Rus Mir kartlarının Türkiye’de altyapısının oluşturulmasını talep etmiştir. Beşinci kritik gelişme olarak, vize kısıtlamasının kalkmasında ilk adım olarak firmalara ‘İş seyahatleri’ için vize aranmayacağı kararlaştırılmıştır. Altıncı işbirliği alanı olarak Rusya ve Türkiye, ağır sanayi, otomotiv, kimya, inşaat, tarım-sanayi kompleksi, tarım ve ulaştırma alanlarında ortaklıkların kurulmasında mutabık kalmışlardır. Görüldüğü üzere, bardağın dolu taraflarında Moskova ve Ankara arasında buzların kırıldığını söylemek mümkündür. Ancak Suriye’de halen süren vekalet savaşları ve terörle mücadele konusundaki işbirliği konularında arzu edilen net bir mutabakatın elde edilmediği ortadadır. Rusya, PYD’nin terör örgütü olmadığı açıklamasının ardından, Moskova’da ‘temsil bürosu’ açmıştır.

SURİYE’DE TERÖRLE MÜCADELEDE GRİ SAHALARDAKİ BELİRSİZLİK VE ÇÖZÜM FORMÜLLERİ

Rusya’nın Suriye’ye askeri müdahalesi ve Esad rejimine desteğinin bölgedeki güçler dengesini değiştirdiği bilinmektedir. TSK destekli ÖSO birliklerinin El Bâb operasyonu sona ermiştir. El Bâb’ın güneyindeki kara yoluna da Rusya destekli rejim birlikleri yerleşmiştir. Rejim askerleri, bu istikametten doğuya doğru askeri bir hamle yaparak, PYD kontrolündeki Menbiç ve Afrin arasında köprü kurmuştur. Bu noktadaki sürpriz gelişme ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, ABD ve Rus mevkidaşlarını Antalya’ya davet etmiştir. NATO ve bölge tarihinde ilk kez gerçekleşen bu üçlü askeri zirvede özellikle Menbiç’te birbirlerine yakın mesafede konumlanmış olan çeşitli güçler arasında bir çatışmayı önleyecek koordinasyonun sağlanması konusu ele alınmıştır. Bu arada Türk tarafı, YPG’nin saf dışı tutulmasına ilişkin kesin tutumunu bir kez daha ortaya koymuştur. Diğer önemli bir hamle olarak da ABD Deniz Piyadeleri gücüne bağlı 400 kişilik bir topçu birliği Rakka bölgesine sevk edilmiştir. Bu harekât planına göre, Rakka’yı DEAŞ’tan temizlemek için yakında başlaması planlanan harekâtta, YPG ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile işbirliğinin sahaya yansıması gündeme gelmiştir. Suriye’deki Amerikan ve Rus askerlerinin, Türkiye sınırından yaklaşık 21 kilometre uzaktaki Menbiç kentinin batısındaki bazı kasabalarda devriye gezdikleri bilgi edinilmektedir. Hukuken, söz konusu de facto pozisyon esasen, Türkiye’nin güney sınırı boyunca uzanan ‘PYD kantonları’ gerek Suriye ve gerekse diğer Ortadoğu ülkeleri ile iletişim hatlarını keserek, PKK destekli bir terör koridoru oluşumuna yol açabilecektir. Bir başka ifade ile mevcut gelişmeler, yeterli caydırıcı önlem alınmadığı takdirde, ülkenin ulusal güvenlik ve bekasını tehdit eder bir sürece doğru evrilmektedir. Bu bakımdan, YPG kontrolündeki Menbiç Türkiye için sınırları dibinde yeni bir ‘terör odağı’ olmaya adaydır. Nitekim, PYD bu fırsatçı belirsizlikte faydalanarak, Menbiç’te hukuken geçerli olmayan sözde özerk yönetim ilanı girişimi ile bu tespitimizi doğrulamaktadır.

Ancak bu olumsuz tabloya rağmen, Moskova toplantısında, siyasal düzlemde “Suriye’nin toprak bütünlüğü”- nün her iki liderin ortak görüşü olduğu ifade edilmiştir. Putin, terörle mücadele konusundaki işbirliğini geliştirmek istediklerini vurgulayarak; Türkiye ile terörle mücadele alanında bilgi ve fikir değişimi yapıldığını anımsatmıştır. Putin, “Türkiye’nin rolü ve çabaları sayesinde, sadece ateşkes değil, somut, doğrudan itilafa katılan taraflar arasında Astana’daki siyasi müzakereler başlatılabildi. Rusya, Türkiye ve İran sayesinde Suriye ateşkesi genel anlamda muhafaza ediliyor. Özellikle DEAŞ’a karşı ortak mücadele konusunda kararlıyız. Ben bir kez daha Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına ve Türk meslektaşlarıma bu içerikli ve yapıcı görüşmeler için teşekkür etmek istiyorum. Sıradaki ÜDİK toplantısını Türkiye’de yapacağız. İşbirliğimizin daha da ivme kazanacağını umuyorum” demiştir. Putin, “İstihbarat birimlerimiz yakın işbirliği içerisinde ve bu işbirliğini genişletmek istiyoruz. Teröre karşı çabalarımızı birleştirmeliyiz. Ancak bu şekilde terörü yenebiliriz.” değerlendirmesinde bulunmuştur. Erdoğan ise Menbiç sürecinde işbirliği mesajı vererek; “Menbiç sürecinde de bildiğiniz gibi şu anda orada Türkiye-Rusya olarak koalisyon güçleriyle bir işbirliği yapalım istiyoruz. Bu işbirliğiyle beraber Menbiç halkının oraya yerleşmesini sağlayalım. Yani terör örgütlerinin oraları işgali değil, kendi halkının oralara yerleşmesi en büyük arzumuzdur. Cenevre’nin sonuca taşınması için bütün tarafların samimiyetle çalışması gerekiyor. Terör örgütlerinin ikili ilişkilerimizi zehirlemesine izin vermeyeceğiz. Her konuda hemfikir olmasak da, iletişim kanallarını açık tuttuk, tutmaya devam edeceğiz” demiştir. Son tahlilde, Rusya ve Türkiye zorlu bir dönemeci aşarak, tüm zorluklara rağmen işbirliği alanlarını rasyonel düzeyde sürdürmek azim ve kararlılığını Moskova’da sergilemişlerdir. Diplomasinin, zorlukları diyalog ve karşılıklı çıkarların dengelenmesi sanatı olduğu düşünüldüğünde, her iki tarafın da kazançlı olduğu belirtilmelidir.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)