Metin Külünk

31 Ekim 2013 tarihi, Türkiye siyasi tarihine tam demokrasi yolunda önemli bir dönemeç olarak geçecektir. Bu tarihte ülkemizdeki bir özgürlük ve eşitlik ayıbı, bir daha geri dönmemek üzere tarihin karanlık sayfalarında yerini aldı.

Ülkemizde kadın nüfusunun yüzde 60’ını oluşturan başörtülü hanımefendilerin kamusal alanlarda bulunamaması, hatta TBMM’de temsil edilememe ayıbı sona erdi. Bu, aslında Türkiye’yi tek tipleştirmeye çalışan, ideallerindeki saf Cumhuriyet’i toplumun değerleri, inançları ve farklılıklarını göz ardı ederek inşa etmek isteyen, daha doğrusu cebren hayata geçirmek isteyen bir zihniyetin de tükenişini ifade ediyordu.

Bu aklın ceberut yüzünü, Merve Kavakçı Hanım’a Meclis Genel Kurulu’nda ‘nefret’ dolu alkış ve protestolarla vekillik yemini ettirmeyen o karanlık eylemde hep beraber görmüştük. Meclis’te, millet iradesinin en yüksek temsil makamında, “Burası devlete isyan edilecek yer değildir!” diyerek aslında Anadolu’ya karşı bir isyanın, bir darbe mantığının izdüşümünü oluşturan aklın iflası, o gün ilan edildi. İnançları gereği başörtüsü ile Meclis’te milletini temsil etmek isteyen dört milletvekilimiz, Genel Kurul’daki dik ve onurlu duruşları ile Nene Hatun’un torunları olduklarını tam anlamıyla gösterdiler.

O gün yaşanan tarihî olay, var olan bir hakkın teslimi idi. Hukuksuz bir şekilde gasp edilen özgürlük, milletimizin teveccühü ile sahiplerine iade edildi. Böylelikle aslında Cumhuriyet’in, kadın haklarının tam anlamıyla teminatı olduğu düşüncesi güvence altına alındı. Türk kadınının kamuda eşit ve özgür şekilde temsili tam anlamıyla hayata geçti. Böylece Haziran 2011’de yapılan seçimle Türkiye’nin yüzde 90’ının temsil kabiliyeti kazanan Türkiye Büyük Millet Meclisi, başörtülü vekillerimizin varlığı ile temsil kabiliyetini çok daha güçlendirdi ve pekiştirdi. Ülkemizin tüm renklerinin, siyasi yelpazesinin en sağından en soluna kadar Meclis çatısı altında bulunarak söz hakkına sahip olmaları, demokrasimizin kalitesi ve Cumhuriyetimizin ulaştığı aşamaya ilişkin önemli bir referans oldu.

Türkiye, 14 yıllık AK Parti iktidarlarında, devlet- millet ilişkisini aslına rücu ettirecek birçok önemli adımı attı. Bu mutluluk verici olay da bunlardan sadece biriydi. Demokrasimiz olgunlaştıkça, bir zamanlar kriz ve hatta darbe konusu edilen olayların çok rahat ve normal bir konsensüs içinde çözülebildiğini görüyoruz. Toplumun tartıştığı ve içselleştirdiği hiçbir gelişme karşısında köhnemiş bir zihniyetin ya da ceberut bir yönetim aklının durmasının mümkün olmadığı bir kez daha görülmüştür. Birkaç çatlak sesin bilindik bahaneler, önyargılar ve taassupla söz konusu duruma marjinal çıkışlar yapması da bizleri şaşırtmadı. Onların da protesto haklarını kullanmalarına, düşüncelerini açıklamalarına saygı duyuyoruz. Ne var ki, artık Türkiye’yi bir krizden başka bir krize sokmaları mümkün değildir.

İşte bu çaresizlik neticesinde, yine bir tarihî adımı, 150 yıllık bir rüyanın hayata geçtiği Marmaray’ı olup olmadık bahaneler ile kötü göstermeye, halk nezdinde itibarsızlaştırmaya, “Benim vergilerimle şov yapıyorlar” diyecek kadar alçalmaya varan bir ruh haline geçiş dahi yaptılar. Öyle bir müzmin muhalefet ruhuna sahipler ki, Türkiye’ye çıta arttıracak herhangi bir icraata da sadece “AK Parti yapıyor” diye karşı çıkmaktan geri durmuyorlar. Türkiye’nin Batı standartlarında altyapı yatırımlarına sahip olduğu ve yaptığı atılımlar ile dünyada gündemi oluşturduğu bir dönemde, yani Cumhuriyet ideallerinin bir bir hayata geçirildiği bir ortamda ortak sevinç ve başarı duygusunu paylaşmak yerine, kendilerini komik duruma düşürecek davranışlarda bulunmaktan kaçınmıyorlar.

Tam demokrasi yolunda millete hizmet için ilerleyen AK Parti iktidarları, 23 Nisan 1920’de bu ülke ve insanımız için duyulan ideallere Türkiye’yi ilk kez bu kadar çok yakınlaştırmıştır. Bu manzaradan ülkece sevinç duymalı, var olan eksiklikleri ise yine elbirliğiyle ve kırıp dökmeden tamamlamalıyız.

Türkiye, ne bir grubun, ne bir zümrenin, ne de bir ideolojinin hâkimiyetindeki bir ülkedir. Türkiye’nin sahibi, fert fert 79 milyondur. Kararların İstanbul ve Ankara’daki birtakım çıkar odaklarınca alınarak hayata geçirildiği Türkiye manzarası sona ermiştir.

Artık milletin iradesi Meclis’te tecelli etmekte, devletin tüm kurumlarında yankı bulmaktadır. Devlet, millete hizmet etmeye mesul kılınmış, siyaset ise belirli çıkar odaklarının oyuncağı olmaktan kurtarılarak yetki ve gücünü tam anlamıyla halktan alan bir yapıya kavuşmuştur. Bu, hepimiz için en büyük hediyedir. Evet, Türkiye’nin gerçek sahibi milletimizdir!

Türkiye’nin Bağımsızlık Sembolü Birinci Meclis, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık mücadelesinin simgesi olarak geleceğe ışık tutmayı sürdürüyor. Fotoğraf: Dilek Telcioğlu

FETÖ’nün darbe girişimi sırasında uçaklardan TBMM kampüsüne atılan yaklaşık 10 bombadan 3’ü ağır tahribata neden oldu. ( Murat Kula – Anadolu Ajansı )

FETÖ’nün darbe girişimi sırasında uçaklardan TBMM kampüsüne atılan yaklaşık 10 bombadan 3’ü ağır tahribata neden oldu. ( Murat Kula – Anadolu Ajansı )

Ana bina iç bahçesi (Başbakanlık makamının yakını)

Başbakan Binali Yıldırım’ın TBMM’deki makam odasında yer alan sekreterya

TBMM kampüsü

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)