METİN KÜLÜNK

ABD’nin görevden alından Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, İran ve Türkiye ile uzlaşmacı bir tavır sergiliyordu. Aslına bakılırsa ABD’nin dış politikasında olabildiği kadar fren vazifesi görüyordu. Tabii ki bu durum Tillerson’ın uzlaşmacılığından değil, bölge ülkelerinin kararlı duruşlarının ortaya çıkardığı bir zorunluluktu.

Trump bunu belki anladı, belki anlamadı; ancak bir şekilde silah satışlarına odaklandığından, bölgeyi gergin tutma politikası ağır bastı ve Tillerson’ı görevden aldı. Trump önce suni tehditler oluşturarak silah satışı için pazar açıyor, ardından bir tüccar gibi silah satıyor. Şimdi İran’ı tehdit etmezsen ve İran ordusunu hazırola geçirmezsen, Suudi Arabistan’a nasıl silah satacaksın?

Bizim için ABD’de kimin görevden alındığı, kimin göreve geldiği konusu eski alışkanlıklardan gelen bir tepkidir. Yani burada önemli olan, “ABD’nin Türkiye ile ilişkilerini nasıl etkiler”den ziyade, “İki ülkenin ilişkileri nasıl etkilenir” sorusu daha yerinde olur. Kaldı ki 15 Temmuz sonrası ABD’nin Türkiye’ye karşı tutumu, Suriye operasyonlarımız sürecinde ABD’nin Türkiye’ye karşı takındığı her türlü caydırmaya yönelik tutum, Türkiye tarafından misliyle karşılık bulmuştur.

Bir şeyi atlamayalım, ABD’de karşısında hâlâ 2000 öncesi Türkiye varmış gibi hareket etmeye çalışan yapılar var. Bunlarla birlikte Türkiye’nin geldiği noktayı iyi okuyan ve bölge kartlarını yeni Türkiye’nin gerçeklerini göze alarak karan bir yapı var. ABD’nin Türkiye bakışı çift başlıdır. Dolayısıyla bu çift başlılık tekleşmediği sürece ilişkilerin seyrini öngörmek kolay değildir.

ABD’nin Ortadoğu politikasının ana omurgasını Akdeniz’e açılan terör koridoru oluşturuyordu. Afrin’den ziyade ABD’nin bu politikasını bypass eden Fırat Kalkanı Harekâtı’dır. Bunu konuşmadan Afrin’i konuşamayız. Afrin, PYD’nin ana üslerinden biriydi. Orada yıllardır hazırlık vardı. PKK’nın ikinci Kandil’iydi. Afrin’deki PKK, Suriye’yi bölmeye değil, Türkiye’yi bölmeye hazırlanıyordu. Bakın, Batı her zaman şunu söylüyor: Türkiye’nin terör sorununu tamamen halletmesine izin vermemeliyiz. Çünkü Türkiye eğer terör sorununu tamamen hallederse önünde hiçbir devlet duramaz. Hızla büyük bir küresel aktör olur. Şimdi bu düşünce çok önemlidir. Yıllarca hepimiz gördük, Yunanistan’da PKK kampları, Almanya’da PKK dernekleri, ABD’de FETÖ. Yani bunların hepsi tümüyle Türkiye’nin bekasını doğrudan tehdit eden ve eylemde bulunan terör örgütleridir. Şimdi diyebilir miyiz ki, Türkiye’nin Afrin Operasyonu, ABD’yi rahatsız etmedi. Almanya’yı rahatsız etmedi. Elbette rahatsız oldular.

Almanya’da PKK’nın nasıl sahaya salındığını ve göz yumulduğunu gördük. Yakmadık cami bırakmadılar. ABD’de Türkiye ziyareti sonrası bir dışişleri bakanı görevden alındı. Bunlar eskiden olmazdı. Eskiden ABD’de, Avrupa’da, Türkiye’ye karşı bir söylem veya politika olduğunda bunun bedelini biz öderdik. Ya askerî darbe olurdu ya siyasi ya da ekonomik kriz çıkardı. Şimdi hamdolsun Türkiye bir hamle yapıyor, karşı çıkan ülkelerde değişimler oluyor. Yani bunlar kolay olmadı. Şimdi ABD, yeni Türkiye gerçeğini göz önüne alarak Ortadoğu politikasını değiştirmek zorunda.  Bunun sinyalleri de geliyor zaten. İran ve Suudi Arabistan hattına doğru bir yoğunlaşma var ABD’de. Suriye’nin kuzeyinden kademeli olarak çekileceklerdir.

Biz Afrin’e girdik. PKK/PYD yuvalarına yaptığımız bombardımanın yankısı Almanya’dan, ABD’den, Yunanistan’dan, Kıbrıs’tan duyuldu. Uluslararası dengelerini Türkiye’nin Ortadoğu’dan çekilmesinde görüyorlarsa; bu, onların sorunudur. Türkiye operasyonlarını yaparken, aynı zamanda diplomasi kanalını da tam kapasite kullanan dünyadaki nadir ülkelerdendir. Türkiye, askerî operasyonlarını en şeffaf şekilde icra etmektedir.

Afrin Operasyonu uluslararası dengeleri nasıl değiştirecek? Bunun cevabı Münbiç’te verilecektir. Kuzey Irak’ta verilecektir. Bunu iyi anlayalım… Türkiye ciddi bir tehdit altında; Ortadoğu’daki terörün hedefi Türkiye’dir. Böyle bir ortamda gereğini yapmak Türk ordusunun, Türk siyasetinin ve Türk milletinin görevidir. Bizim Suriye ve Kuzey Irak’ta işimiz daha bitmedi. Biz Afrin için birilerinden izin mi aldık da şimdi nasılına niçinine bakacağız? Asla böyle bir şey söz konusu değil.

Kabul edecekler. Türkiye’nin haklı mücadelesinde Türkiye’nin yanında olmayacaklarsa; bu, bizim sorunumuz değil. Türkiye operasyonlarında en şeffaf, en objektif süreçleri tüm dünya ile paylaşmıştır. Ancak küresel ana akım medya bunun tam tersi şekilde, yalan ve iftira ile operasyonları karalamaya çalışmıştır.

“Afrin’de Esad güçleri YPG ile ittifak yaptı” söylemleri tam bir tiyatroydu. “Türkiye’nin durdurulamaz ordusunu belki siyasi olarak durdurabiliriz” anlayışı ile tezgâhlanmış, üçüncü sınıf bir tiyatroydu. Afrin Operasyonu sürecinde, İran’ın yarım ağızla yaptığı aleyhte çıkışların altını dolduran bir hamleydi. Burada Türkiye’nin sorunu, aslında bölgede kimseye güvenerek hareket edememesidir.

Türkiye tamamen kendi inisiyatif ve imkânları ile sahaya çıkmıştır. Ve başarıyı da bu şekilde elde etmiştir. Dolayısıyla Türkiye’nin yüzde 100 yerli ve milli operasyonları bölgedeki herkesi rahatsız ediyor. PYD sadece ABD destekli bir terör örgütü değildir. PYD’nin Şii kanadını destekleyen ülkeler vardır. Biz Afrin’e girdiğimizde PKK/PYD’liler sadece ABD’den yardım istemediler. Esad güçleri ile YPG’nin fiili bir ittifakı olmamasına rağmen, YPG sözcüsü Kino Gabriel, “Rejimle ittifak ettik” diyerek aslında ne kadar çaresiz olduklarını ilan etmiştir. PKK/PYD’nin Mehmetçik ve ÖSO karşısındaki bu çaresizliği, bu şekilde üçüncü sınıf tiyatro oyunları ile örtülmeye çalışılmıştır. Suriye şu anda her türlü formülün, her türlü karışımın ve bileşimin ortaya çıkabildiği bir laboratuvardır. Bu laboratuvarda her türlü formül denenmektedir. YPG-Esad ittifakı söylemini de bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.

Biz önümüze bakacağız. Sırada Münbiç var. Türkiye, ABD’ye defalarca aklıselim telkin etti. Hem FETÖ konusunda hem de PKK/ PYD konusunda ABD’ye defalarca uyarılarda bulundu. Ancak görüyoruz ki, stratejik müttefik olarak, NATO üyesi olarak ABD, bu iki konuda Türkiye’nin beklediği tutumları sergilemedi. Sergilemediği gibi DAEŞ ile mücadele adıyla sınırımızda ikinci bir Kandil yapılanmasına destek verdi. Bütün bunlar alt alta koyulduğunda, Türkiye’nin endişelerini ABD değil, Mehmetçik karşıladı.

Bundan sonraki süreçte biz, “Kuzey Irak’a kadar güney sınırlarımızı tamamen temizleyeceğiz” dedik. ABD bu süreçte Türkiye’nin yanında mı yer alır, karşısında mı yer alır bilinmez. Bunu zaman gösterecek. Türkiye, Fırat Kalkanı’nda olduğu gibi, Afrin’de olduğu gibi, bundan sonra da kendi inisiyatif ve imkânlarını kullanmaya devam edecektir. Savaş arzu edilmez ancak savaşa karar verildiğinde müttefike, ittifaka bakılmaz. Neticeye gidilir. Türkiye’nin bu anlamda kararlılığını dostuna düşmanına gösterdiğini gördük.

Biz endişeyi, emniyete çevirmenin yolunu bilen dünyadaki nadir milletlerdeniz. Bu konuda endişeniz olmasın.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)