Sefa Saygılı

20. yüzyıldan itibaren insanlar kırsal kesimlerden, çiftlik ve küçük kasabalardan şehirlere göç etme eğilimine girdiler. ‘Taşı toprağı altın’ gibi görülen şehirler nüfus artışı sebebiyle giderek büyüdü. Çünkü özellikle büyük şehirlerde iş, sağlık ve geniş yelpazede mal ve hizmet bolluğu olduğu için insanlara çekici geliyordu.

Şehir hayatı aynı zamanda çeşitlilik ve konfor sunuyordu. İnsanlar ihtiyaçlarına daha kolay ulaşabiliyorlardı. Eğitim imkânları üst düzeydeydi. Ulaşım araçları boldu.

Fakat böyle avantajlarının yanında bazı problemler de çıkmaya başlayınca, şehirlerin öyle çok mutlu olunacak yerler olmadığı anlaşılmaya başlandı. Kırsal yörelerdeki dostluk, dayanışma, tanışık olma ve yardımlaşmanın yerini rekabet, maddi yarış, hırs ve hayal kırıklıkları almıştı. Para ve maddiyat sahibi olmak, el üzerinde tutulmanın kıstası haline gelmişti. Teknolojik gelişmeler ve araçlar sosyalleşmeye darbe vurmuştu. Aynı mahallede veya apartmanda yaşayanlar bile birbirini tanımayabiliyordu. Komşuluk asgari düzeydeydi. Üstelik şehir sakinlerinin birbirleriyle kurdukları bağlantıların birçoğu gelip geçiciydi ve başka amaca yönelikti. Mağazaya alışverişe gittiğinde tezgâhtarla, bankada işlem yapan memurla veya sinemaya girerken bilet satanla kurduğu iletişim gelip geçici temastan ibaretti. Kendisi için kurulan sohbet ve muhabbet değil, başka amaçlara yönelikti. İnsanlar arasındaki bağ giderek gevşiyordu. Bu da insanların yalnızlaşmasına ve sıkıntılar yaşamasına sebep oluyordu.

Ayrıca şehir hayatı daha çok zihni uyarılma, daha çok mesaj ve imgeler alma, daha çok duyumlar ve etkinlikler demekti. Gürültü, karmaşa, trafikte geçen saatler, kalabalık yine şehirlerin karakteristiğiydi. Böylelikle şehirde yaşayanlar daha stresli hale geliyor ve daha bir yükleniyor, zorlanıyordu.

  • Yan yana dikilmiş, neredeyse gökyüzünün görülmediği çok sayıda ve sıkışık apartmanların içinde yaşayanlarda izolasyon ve yabancılaşma hissi ortaya çıkabiliyordu.
    İnsanı rahatlatacak yeşil alanlar, doğa görüntüleri yetersizse problem daha derin olarak ortaya çıkıyordu. Bütün bunlar ise şehir sakininin psikolojisine şöyle yansıyordu:
    Şehir insanı daha depresif, yani ruhsal yönden çökkündü. Mutsuzluk ve tatminsizlik hissi daha sıktı. Depresyona yakalanma riski daha yüksekti.
  • Öfke kontrolü zayıftı. Daha çabuk ve yersiz yere öfkelenebiliyor, karşısındakini incitebiliyordu. Gereksiz yere kaba kuvvete başvurabiliyor, agresifleşebiliyordu.
  • Kaygısı daha yüksekti. Daha sık anksiyete krizine girebiliyor, panik atağa daha fazla rastlanabiliyordu.
  • Her insanı rahatlatan, kendine ve çevresine güven sağlayan aidiyet duygusu şehir hayatında güdük kalıyordu.
  • Tahammülsüzlük, insanları önyargılı görme ve başkalaştırma yine şehir insanının maruz kaldığı problemlerden bazılarıydı. Böylelikle de ortak yaşam duygusu zayıf bireyler ortaya çıkıyordu.
  • Kalabalıklar içinde, üstelik onları tanımadan yaşamak insan doğasına uygun değildi. Bu da yabancılaşma duyguları doğurabiliyordu.
  • Maalesef şehirlerin son yıllardaki bir handikabı da terör endişesidir. İnşallah devletimiz aldığı tedbirlerle terör unsurlarını etkisiz hale getirmektedir ve getirecektir.

Ne yapılabilir?

  • Şehir hayatı yaşamanın problemlerini asgariye indirebilmek için insanlarımızın ve yöneticilerimizin aldığı, alması gereken bazı tedbirleri sıralarsak:
  • Aynı yörelerden gelen insanlar büyük şehirlerin belli semtlerine toplanarak gelenek, görenek ve birbirine bağlılıklarını devam ettirmektedir. Bu da büyük şehirlerdeki yalnızlık hissini azaltmaktadır.
  • Yine kurdukları derneklerle, yaptıkları toplantılarla köy ve kasabalarını adeta şehirlere taşımaktadırlar.
  • Yüksek apartmanlar yerine düşük katlı yapılarda yaşayanların psikolojisi daha rahattır.
  • Yerel yöneticilerin park ve bahçelere önem vermesi, yeşil alanların çoğalması da insanları daha mutlu ve huzurlu hale getirmektedir.
  • Yine hiç olmazsa hafta sonları kırlara çıkılması, piknik yapılması faydalıdır. Her yıl izin kullanılarak yine sakin yerlere ve yaylalara gidilmesi de stresi giderir.
  • Binaların dış yüzü de mühimdir. Basit ve monoton görünüm olumsuz etki yarattığı halde bina cephesi estetik ve karmaşık görüntüye sahipse insanlarda olumlu tesir oluşturmaktadır.
  • Apartmanların seyrek oluşu, aralarında yeşil alanların bulunuşu da stresi azaltıcı unsurdur.
  • Çarpık kentleşmeye dolayısıyla çarpık sosyalleşmeye karşı da gereken önlemler alınmalıdır.
FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)