Sefa Saygılı

Sefa Saygılı

16 Nisan Pazar günü ülkemiz ‘Yeni Anayasa’ ve ‘Başkanlık’ sistemini oylamak için sandık başına gidecek. Gerçekleşecek bu referandum, demokratik hayatımızın altıncı referandumu olacak. Türkiye için hayırlar ve güzellikler getirmesini hem umuyor hem de diliyoruz.

Söylediğimiz gibi, referandumlar demokrasinin bir gereği ve rengidir. Oy kullanma yaşına gelen her vatandaşımız, memleketimizin geleceği için ‘evet’ ya da ‘hayır’ oylarından hangisinin daha isabetli olacağını değerlendirecek ve eline verilen mührü ona göre basacaktır.

İnsanlarımızın elbette bir görüşleri vardır ve bu görüşlerini sandıkta tercihte bulunarak göstereceklerdir. Zaten böyle olmasa seçim olmazdı, referandum hiç olmazdı. O halde demek ki her iki karar şekli de Türkiye için değerlidir ve saygıyı hak etmektedir. Üstelik her tercih, kendi içinde bir muhakemeye, bir mantığa dayanılarak verilmiştir diye düşünmeliyiz.

Sandıklar açıldığında tahminler o yöndedir ki ‘evet’ ve ‘hayır’ oyları birbirine çok fark atamayacaklar. Yani keskin bir arayı açma söz konusu olmayacak ve iki taraf da devasa halk desteğini arkasına alacaktır. Tabii demokrasinin gereği, az farkla dahi üstte çıkan galip sayılacak ve ülkemizin yeni sistemi bu sonuca göre şekillenecektir.

Ancak kesin olan şu var ki, bir taraf kazanacak ama öbür taraf hain veya ülkenin bölünmesinden yana oy kullanmış olmayacaktır. Herkes kendi inancı, görüşü, beklentileri veya ideolojik yaklaşımına göre tercihte bulunmuş olacaktır. Yani kendi açısından doğru zannettikleri, isabetli gördükleri yönde karar vermişlerdir.

Dediğimiz gibi, sandığa gitmek demokrasilerin ölçüsüdür, olmazsa olmazıdır. Bu yüzden aynı zamanda bir şenliktir, festivaldir, renkliliktir. Verilen oyları bir düşmanlık vesilesi yapmak millet olmanın da, kardeşliğin de, bir ve bir arada yaşamanın da, yardımlaşma ve dayanışmanın da karşısındadır. Ancak bizi sevmeyenlerin, ülkemizin gelişmesini ve büyümesini istemeyenlerin işine yarar.

Şahsen ben iki görüşü de değerlendirdiğimde, şimdiden ‘evet’ oyu vereceğim. Fakat ‘hayır’ diyenlere de saygı duyuyorum. Demokrasi kültürü bunu gerektirir.

Öyleyse şimdiden sandıktan çıkacak sonuca saygı göstermeye, kabullenmeye hazır olalım. Kıyamete kadar birlikte, barış içinde yaşayacağız, yaşamaya mecburuz. Yine yüz yüze bakacağız, birbirimize muhtacız, ülkemizin zenginlikleri ve kaynakları hepimize yeter.

Kaşımaya her an hazır yapısı olan; farklılıklar ve çeşitlilikler ülkesi durumundaki coğrafyamız için oldukça dikkatli olmak zorundayız. O yüzden kendimizden olanı ‘vatansever’ görüp, karşı tarafı ‘hain’, ‘bölücü’, ‘Cumhuriyet düşmanı’ gibi haksız yaftalamalardan uzak duralım. Özellikle politikacılar başta olmak üzere her kesimin buna özen göstermesi şarttır.

Şimdiye kadar, sık olan askerî darbelere rağmen insanımız hep demokrasiden yana tercihini kullandı. 12 Eylül darbesi sonrası yapılan seçimde askerler, MDP adlı, şimdi izi bile bulunmayan partiyi işaret etmelerine rağmen millet tercihini rahmetli Turgut Özal’dan yana kullandı. 2002’de yine askeri çevrelerin karşı olmasına karşın AK Parti iktidara geldi. Sayın Abdullah Gül’ü de istemediler, 7 yıl Cumhurbaşkanlık yaptı.

Kısacası insanlarımız ayrıntılarıyla konuya hâkim olmasa da ana hatlarıyla bilerek, anlayarak tercihte bulunmakta ve hep de isabetle doğru olanı göstermektedirler.

Referanduma kadar söylenenleri, anlatılanları dikkatlice dinleyecek, akıl ve mantık süzgecinden geçirecek, oyunu kullanacaktır. Şimdiden sonucun ülkemize hayırlı uğurlu olmasını diliyoruz.

FavoriteLoadingBeğen