Mesut Hakkı Caşın

Ortadoğu bölgesi, devam eden Suriye ve Yemen’deki ‘büyük güçler’in vekâlet savaşları ile istikrarsız konumunu muhafaza ederken, ABD ve Rusya arasında G-20 Zirvesi ile sağlanan kısmi yakınlaşma, bölgedeki diğer hesaplaşmaları tetiklemektedir. ABD, Suriye’de PYD güçlerine ağır silah desteğini Türkiye’nin tüm ikazlarına rağmen kesintisiz sürdürürken, DİB Tillerson, Türkiye ziyaretinde iki ülke ilişkilerinin durumuna dikkat çekerek, “Türkiye ile karşılıklı güveni kaybettik” açıklamasında bulunmuştur. İsrail, Mescid-i Aksa’da gerginliği tırmandırırken; Cumhurbaşkanı Erdoğan, Katar krizinin çözülmesi amacıyla Körfez Bölgesi ülkelerine sürpriz bir ziyaret yaparak, taraflarla müzakere ve diyalog yolunda mekik diplomasisi başlatmıştır. Bu kısa çalışmada Katar, Suriye ve Irak’taki son gelişmelerin bölgesel olarak sahadaki olası etkileri, farklı aktörlerin siyasal tutumları açısından analiz edilmiştir.

Katar’da suni krizin geleceğinde belirsizlik ve Erdoğan’ın mekik diplomasisinde barışçı çözüm arayışları

Ortadoğu bölgesi, Suriye ve Irak’ta devam eden iç savaş ve çatışmalara sahne olurken, 5 Haziran’da Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Mısır’ın ‘teröre destek vermekle suçladıkları’ Katar’ın Tük askeri üssünün kapatılması gibi isteklerin bulunduğu 13 maddelik talepleri kapsamında, Doha yönetimi ile tüm diplomatik ilişkilerini kesmeleriyle başlayan suni gerginik, diplomasi ve güçler dengesini zorlamaktadır. Bölge ülkelerine kısa bir ziyarette bulunan Amerika Birleşik Devletleri’nden DİB Tillerson, Katar’ın terörün finansmanıyla mücadelede attığı agresif adımlardan  ülkesinin memnun olduğunu belirterek, Körfez ülkelerinin uyguladıkları amborgoyu kaldırma konusunu değerlendirmelerini umduğunu; ancak tüm ülkelerin birbirlerinin egemenlik haklarına saygılı olması gerektiği açıklamasında bulunmuştur. Gelişmelere rağmen Ankara, Katar’a diplomatik ve siyasal desteğine devam ederek, ambargoya rağmen gıda yardımını sürdürmüştür. İki ülke arasındaki savunma ve güvenlik işbirliği anlaşması gereğince Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) unsurlarından oluşan 6. grup Katar’ın başkenti Doha’ya ulaşarak, ortak askeri tatbikatlara başlamıştır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Katar krizinin çözümü için Körfez turunda, önce Suudi Arabistan’da Kral Selman’la, ardından Kuveyt’te de Kuveyt Emiri ile görüşmüştür. İslam dünyasının içinden geçtiği dönemde daha fazla birlik ve dayanışma içinde olması gerektiğini belirten Erdoğan, “Kardeş kavgasının kazananı yok” mesajını vermiştir.

Erdoğan, Katar ziyareti sonrası tarihi açıklamasında, “Öncelikle şu hususun altını tekrar çizmekte fayda görüyorum; elbette yıkmak kolay, yıkılanı yeniden inşa etmek ise her zaman çok zordur. Son ziyaretimiz ve temaslarımızın istikrar ve karşılıklı güven iklimini yeniden inşa yolunda önemli bir adım olduğuna inanıyorum” demiştir. Bu ziyaretin, Türkiye’nin bölgesel rolünü ön plana çıkarmakla beraber, mevcut hassasiyeti bir süre daha muhafaza etmesi ve Ankara’nın Doha’ya olan desteğini sürdürmesi beklenebilir.

Suriye’de değişen dengeler: Ateşkes, İdlib ve Esed rejimi 

Siyasi görüşmelerin sonuç vermediği altı yıldır süren ve 300 bin kişinin yaşamını yitirmesine neden olan Suriye savaşında barış umutsuz bir beklenti olmaya devam etmektedir. BM Suriye Özel Temsilcisi De Mistura, Esed hükümeti ile muhalefet liderleri arasında dolaylı barış görüşmelerinin sekizinci turunu eylül başında planladığını açıklamıştır. Almanya’nın Hamburg şehrinde gerçekleşen G-20 Zirvesi’nde, Rusya ve ABD devlet başkanları, Suriye’nin güneybatısında ateşkes ilan edilmesi için ABD ile Rusya arasında anlaşmaya varmıştır. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, tarafların ‘çatışmasızlık bölgesi’ konusunda uzlaştığını ve ateşkesin, Ürdün sınırındaki Dera vilayeti, Golan Tepeleri’nde yer alan Kuneytire ili ile Süveyde ilinde geçerli olacağını açıklamıştır. ABD DİB, Rex Tillerson, ateşkesin geçerli olacağı bölgenin Suriye’de çok önemli bir bölge olduğunu belirtmiştir. Öte yandan Tillerson, ateşkese ilişkin olarak, “Bu bizim ilk başarımız” değerlendirmesinde bulunmuştur. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise İran’ın bölgedeki etkinliğini devam ettirdiği gerekçesiyle ülkesinin, varılan ateşkes planına tamamen karşı olduğunu açıklamıştır.

Esed’e bağlı rejim güçlerinin DAEŞ’ten ve muhalif güçlerden geri aldığı toprak oranında ciddi bir artış gözlemlenmektedir. Halep’in Suriye ordusu tarafından alınması da muhalif grupların gücünü ciddi ölçüde zayıflatmıştır. Suriye ordusu, muhalif ılımlı gruplar ile Rusya arasında Mısır’da varılan anlaşma sonrasında Doğu Ghouta’nın bazı bölgelerinde çatışmaların sona erdiğini açıklamıştır. Doğu Ghouta, Rusya, Türkiye ve İran’ın Suriye’de dört güvenli bölge oluşturulması konusunda uzlaştığı kritik bölgelerden birini teşkil etmektedir. Ancak muhalif güçlerle yapılan ateşkese rağmen, Suriye hükumet güçlerinin Şam’ın doğusundaki Ghouta bölgesinde hava saldırıları düzenlemeye devam ettiği bildirilmektedir. Trump yönetiminin, Obama tarafından 2013’te başlatılan Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) Suriyeli muhalifleri silahlandırma programını durdurması, bölge denklemlerini değiştirmeye başlamıştır. Kararda Suriye konusundaki ABD-Rusya yakınlaşmasının rol oynadığı ileri sürülmektedir. Muhalifler, radikal olmayan gruplara karşı son darbe olduğunu ileri sürmektedirler. Muhaliflere göre, omuzdan fırlatılan uçaksavar füzelerinin kendilerine verilmemesi, Ese rejimini mağlup edecek en önemli fırsatın kaçırılmasının yanı sıra gelişmelerin gelecekte El Kaide ve diğer radikal gruplara katılımı artırması kaçınılmaz olacaktır.

Suriye’de Esed rejimi karşıtlarının en güçlü olduğu kent olan ‘son kale’ olarak görülen İdlib’in yönetiminin kontrolünü amaçlayan Heyet’ül Tahrir Şam ve Ahrar-üş Şam arasındaki çatışmalar halen sürmektedir. Suriye Milli Türkmen Partisi yöneticisine göre, İdlib’deki güç dengesindeki bu olası değişim, Suriye Kürtleri’nin denize kavuşmasının önünü açabilme tehlikesini ön plana çıkmaktadır. Suudi Arabistan üzerinden İdlib’e akan yardımların bir süredir durma noktasına geldiği bilinmektedir.  Nusra Cephesi’nin isim değiştirerek El Kaide’ye biat etmeyen yeni bir yapıya yönelmesi ‘legalize’ ve ‘yerlileşme’ çabası olarak görülse de gruplar arasındaki güç mücadelesini daha çok körüklemektedir. Rakka’dan sonra operasyonun, El Kaide’nin devamı konumundaki Tahrir Şam’a kaydırılması olasılığı göz önüne alınırsa, bu yeni harekâtın gerçekleşmesinin, Afrin’deki Suriye Demokratik Güçleri/YPG eliyle yapılması seçeneğini gündeme getirebilir. Bu tehlikeli seçenek, beraberinde Afrin’de kantonun genişlemesine yol açabilir. Nitekim Suriye Milli Türkmen Partisi yöneticilerine göre, koalisyon askeri güçlerinin desteklediği YPG’nin İdlib’de başarılı olması, Kuzey Suriye toprakları üzerinde, PKK-PYD kontrolünün tamamlanarak, kontrolünün Akdeniz’e erişim yolunu açabileceği ileri sürülmektedir. Milli Güvenlik Kurulu (MGK), ABD’nin YPG’ye gönderdiği silahların PKK’nın eline geçtiğini belirterek, müttefik ülkeleri ‘çifte standart’ uygulamakla itham etmiştir.

Sonuç olarak, bu kısa çalışmada görüldüğü üzere, kısa ve orta vade kapsamında Ortadoğu bölgesindeki siyasal ve askeri gelişmelerin, çok değişken ve hassas parametreler üzerinde şekillendiği ve belirsizlik katsayısının yüksek olduğu söylenebilir. Bu bakımdan Türkiye’nin, güç dengelerini dikkatle takip ederken, ihtiyatlı, rasyonel, bölge gerçeklerini çok iyi analiz eden akıllı ve kabul edilebilir çözümler üretmesinin kaçınılmaz olduğunu söylemek mümkündür. Bu bakımdan, kamuoyunun doğru ve rasyonel bilgi ile desteklenerek, demokratik desteğinin sağlanmasının, Türkiye’nin dış politikadaki motivasyon ve kararlılığını güçlendireceğini belirtmek gerektiği varsayılmaktadır.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)