Sefa Saygılı

Yıllar önce yaptığımız İran gezimizde, güzel Türkçe konuşan hanım rehberimize “Siz Azeri’siniz herhalde?” diye sorduğumda “Evet, Azeri’yim” demek yerine “Ben İran Azeri’siyim” demesi ilgimi çekmişti. Bu hanım, üst kimlik olarak İranlı olduğunu vurguluyor ve ülkesine bağlılığının mesajını veriyordu.

Bu hatıram, matematiğin Nobel’i sayılan Fields Madalyalı ilk kadın matematikçi, İran kökenli Meryem Mirzakhani’nin kanserden genç yaşında vefatı üzerine yazılmış bir yazıyı aklıma getirdi. Azmi ve çalışkanlığıyla kadınların yüksek matematik de yapabildiğini gösteren bu bilim kadını, ABD’de yaşıyordu ve bir Amerikalı gayrimüslim ile evliydi. Eşi Jan Vondrak’tan olma tek kızı Anhita’ya “Babası Müslüman değil” denilerek İran pasaportu verilmiyordu.

Çalışmalarını ABD’de sürdürüyor olmasından dolayı, otomatik olarak İran düşmanlığı yapacağını zanneden muhabire verdiği cevap ilgi çekiciydi. İran’daki eğitimi kötüleyeceği sanılırken, “İran’daki eğitimin, insanların kafalarında canlandırdıkları imaja uygun olmadığını söyleyebilirim. Üniversiteyi İran’da tamamladığımı ABD’de anlatmak durumunda kaldım birkaç kez. Evet, kızlar ve erkekler ayrı okullara gidiyor ama bu, matematik olimpiyatlarına birlikte katılmalarına engel değil. İran’da okulda, problemlerin çözümüne odaklanırız.”

Görüldüğü gibi yaşantısı ülke rejimine uymasa da hükumetle zıt düşse de ABD’de yaşayan bu hanım matematikçi İran aleyhine konuşmuyor, ülkesine toz kondurmuyordu.

Peki, iktidara zıt görüşte olan aydınlarımız ne yapıyor? Soluğu yurtdışında alınca Türkiye aleyhine en ağır, yalan yanlış demeçler veriyorlar. Ülkemizi kötülemek için iftira, çarpıtma dahil akla gelmeyecek sözler ediyorlar. Hemen Batılı ülkelerin yardakçılığına soyunuyorlar. Aydın olmayı ülkesine, ülkesinin yöneticilerine düşmanlık etmek zannediyorlar. Halbuki bunların, İranlı bilim kadını ve rehber gibi memleketini seven, nitelikli insanlar ve kaliteli aydınlarımız olmalarını beklerdik. Demek ki bayağılık, nimetlerinden yararlandığı toprağa ihanet, ülke insanlarına düşmanlık ve daha sayabileceğimiz başka seviyesizliklerin hepsi bizde maalesef.

Bizim aydınların maalesef en başta kutsalları yoktur. Aklı, dar anlamıyla bilimi ve rasyonalizmi putlaştıran, kibir ve gurur içinde, tarih ve millet düşmanlığı yapan bir kesimdir bunlar. Osmanlı denildiğinde, şanlı geçmişimiz anıldığında dudak bükerler. Ancak bizden olmayan kültürlerin her şeyine hayrandırlar. Kahraman Mehmetçiğin yurtdışında görev yapmasına karşı çıkarlar ama diyelim Suriye’de onlarca sömürgeci ülkenin askerleri için söyleyecek bir şeyleri yoktur.

Gariptir ki ülkemizde aydın, milletimizle barışık değildir. Milletimizi ve değerlerini küçümser, aşağılarlar. Gelenek ve göreneklerini, geçmişini, dinini ve inancını hor görürler. Ancak Hıristiyan misyoner faaliyetlerini hayranlıkla izlerler. Ezan sesinden rahatsız olur, Hıristiyan’ı hiç olmayan beldelere yaptırılan kiliselerin çan sesiyle sabahları uyanmaya bayılırlar. Düşüncelerinde, ahlak ve alışkanlıklarında, millete ne kadar yabancı davranırlarsa o derece kendilerini elit sayar, onlardan olmayanı koyun gibi görürler. “Aydının oyu ile çobanın oyu aynı olmamalı” diyerek demokrasi kültürüne katkıda bulunurlar. Kibirli yürüyüşlerinden, ellerinde tuttukları yabancı isimli parlak dergilerden, konuşmalarındaki yapmacık ifadelerden tanınırlar.

Güneydoğuda hendekler açarak askerimizi, polisimizi katleden PKK ve yandaşlarına bir şey demezler. Ancak devlet, teröristlere gereken cevabı verince, “Katliam yapılıyor” diye fedakârca görev yapan güvenlik görevlilerimizi suçlayan bildiriler yayımlarlar. Kiliselerde papazın yaptığı nikâha itirazları yoktur ama müftülerin nikâh kıymasına karşı çıkarlar.

Halbuki aydın; sorgulayan, araştıran, düşünen insan demektir. Dünü analiz eden, geçmişin deneyiminden yararlanan ve yarınlar için rehberlik yapan insandır. Enerjisini bu ülkenin kalkınmasına, ilerlemesine harcayan aydın ise yerlidir, bizdendir. Sahte aydınların yerini; ülkesinin diline, tarihine, bağımsızlığına tutkulu, şanlı atalarına küfür etmek yerine onlarla övünen, tabii ki övünmekle yetinmeyip onlara ve milletine layık olmaya gayret eden hakiki aydınlar almalıdır. Daha doğrusu böyle aydınlar çoğalmalıdır. Cumhurbaşkanımız bir beyanatında, “Siyasi iktidar olduk ama sosyal ve kültürel iktidar olamadık” derken bu yüzden çok haklıdır.

İşte bu sebepten dolayı aydınımızın milletiyle bütünleşmesi şarttır. Aydın; milletin tarihine, diline, geleneklerine, inanç ve hissiyatına saygı duymalıdır. Aydın-millet ikiliği olmamalıdır. Milletimiz aydınlarının gerçekten bilgili, kültürlü, fedakâr, ülkesine tutku derecesinde bağlı, kendi insanları için çalışan gönül ehli kişiler olduklarını görerek onlara saygı duymalıdır. Aydın, yararlı ve hayırlı olanı almalı, zararlı ve hayırsız olana dur demelidir. Tanınmış sosyal bilimcimiz Prof. Dr. Osman Turan’ın dediği gibi: “İslamiyet hakkında umumi bilgisi olmayan bir insanın münevver (aydın) sayılması mümkün değildir.”

Oturup bu konu üzerinde düşünmemiz, hatayı nerede yaptık araştırmamız gerekiyor… Yazımızı Cemil Meriç’in ifadeleriyle bitirelim:

“Aydın olmak için önce insan olmak lazım. İnsan mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur. Maruz kalmaz, seçer. Aydın kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişidir. Aydını yapan uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)