Sefa Saygılı

Kore Komünist Partisi lideri olan Kim İl-sung, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Kuzey Kore’de bir askeri hükumet kurdu. Bıraktığı miras, günümüzde dünyanın ayakta kalmış pek az sayıda komünist hükumetinden biri olarak kendini göstermekte, aynı zamanda Asya barışına da en büyük tehdidi oluşturmaktadır.

Kim’in hayatının pek çok yönü, gizlilik ve propaganda perdeleri arasına gizlenerek silinmiştir. 1925’te Japon işgalcilere karşı gerilla eylemlerinde bulunmaya başlamış ve Mançurya’ya kaçmıştır. Orada 1931 yılında Kore Komünist Partisi’ne girmiş, birkaç yıl sonra Sovyet askeri yetkililerin dikkatini çekmiştir.

Kim bu arada, büyük bir gerilla olan ve Japonlara karşı milliyetçi bir savaşçı olarak tanınan, ölmüş bir Koreliye ait Kim İl-sung adını da almıştır. 1948 yılında ise Kore’nin kuzeyini yöneten hükumetin başbakanı olmuştur. 1950’de Kore’nin güneyini zorla işgal etmiştir. Buradan ancak Birleşmiş Milletler sayesinde çıkarılabilmiştir.

1956 yılında gücünü oldukça artırmış, tüm muhalefeti yok etmiş ve kendine de ‘mareşal’, ‘çifte kahraman’, ‘emek kahramanı’ isimlerini uygun görmüştür.

Kim, 1980 yılında oğlu Kim Cong-il’i çeşitli yetkili mevkilere yükseltmiş ve kendinden sonra onun başa geçmesi gereğinin mesajını vermiştir.

1994 yılında ölmüş ve oğlu Kim Cong-il planlandığı gibi yetkileri eline almıştır. Kim’in gücü, Kore dışında sıfırdır. Ancak Kuzey Kore’de yine ‘tek adam’ rolünü sürdürmektedir. Bugün bile Kim; üstün bir insan, yalancı bir peygamber, adeta bir ilah hükmündedir. Gelmiş geçmiş bütün iyiliklerin, bilgeliklerin, güzelliklerin ve yüceliklerin babası rolündedir. Ezeli ve ebedi lider sayılmaktadır.

Ölümünden sonra sözleriyle, gölgesiyle, onlarca metrelik heykelleri ve anıt mezarındaki mumyalanmış haliyle bugün bile bu ülkeye hükmetmektedir. Ülke içinde her blokta, her sokakta, her köşe başında ona ait bir anıt bulunmaktadır. 23 milyon Kuzey Koreli göğüslerinde Kim’li rozetler taşımaktadır.

Bugün bile ülkeyi ziyaret edenlerin önce onun anıt tarzındaki kabrine uğramaları ve saygı duruşunda bulunmaları, mumyasının önünde eğilmeleri şart koşulmaktadır.

Aslında felaket ve açlık getirdi

1980’li yıllarda, kısmen planlı bir ekonomiyle idare edilse ve bazı yatırımlar olsa da 1990’larda rejim ekonomik olarak çökmüştür. Kişi başına düşen yıllık gelir 200 dolar seviyesine düşmüş, 1994-1997 arasında yiyecek kıtlığı tepe noktasına erişerek Kuzey Korelilere göre 300 bin, Batılı kaynaklara göre ise 3 milyona yakın insan yokluk ve açlıktan hayatını kaybetmiştir.

Şu an Kuzey Kore yine yokluk ve açlığın pençesine düşmek üzeredir. Kuzey Kore’de çalışan Dünya Gıda Programı ekipleri, “Öncelikle kimsesiz çocukların mı, yoksa yaşlıların mı besleneceği sorununu çözmek bile dert” demektedirler. Sadece birkaç ay için 130 bin ton yiyecek yardımı gerekiyor. 23 milyon nüfusa sahip ülke, 7 yıldır başka ülkelerin yardımına muhtaç durumda bulunuyor. Nüfusunun üçte biri, yabancı yardımıyla yaşıyor.

Komşusu Güney Kore, bir ‘Asya Kaplanı’ olarak dünyanın gelişmiş ülkeleriyle yarış ederken (yıllık geliri kişi başına 10 bin doların üzerindedir), Kuzey Kore’nin zor zamanları devam etmektedir. Ülkenin dış borçları 25 milyar doları geçmiştir ve bu, milli gelirin tamamından fazladır. Binlerce insan ülkeden iltica etmenin yollarını aramaktadır.

Eski teknoloji kullanan ağır sanayi kuruluşları ya hiç çalışmamakta veya son derece verimsiz halde düşük performansla iş görmektedir. Enerji ve akaryakıt sıkıntısı her an hissedilmektedir. Ülkede görülen sınırlı sayıda aracın neredeyse hepsinin lastikleri kabaktır, hatta daha da kötüdür. Yollar boştur, çünkü yol alacak araç yoktur. Kısacası Kim İl-sung’un ülkesi bugün perişan haldedir.

Kim Cong-il’in ölümü

17 Aralık 2011 tarihinde diktatör Kim Cong-il’in vefatıyla yerine 20’li yaşlarındaki küçük oğlu Kim Jong-Un geçti.

Nükleer tehdidiyle ortalığı karıştıran şimdiki diktatörü tanıyabilmek için büyükbabasına gitmek, onu tanımak gerekir diye düşündüm.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)