Beril Dedeoğlu

Dünyada bir yandan daha çok ticaret, daha çok yatırım ve daha çok serbesti ihtiyacı açığa çıkıyor; öte yandan ise tüm bunları neredeyse kuşkulu alanlar haline getiren güvenlik sorunları yaşanıyor. Hal böyle olunca, her düzeyde kurulan uluslararası ilişkiler tehditlerle birlikte değerlendirilir oluyor.

Tehditler kategorisinin en tehlikeli ve en yıkıcı sonuçlar yaratanı, askeri caydırıcılık faaliyetlerinin devletler düzeyine taşınmış olmasıyla ilgili. Bir önceki evrede vekâlet savaşlarıyla ve konvansiyonel araçlarla sürdürülen mücadeleler, ‘sınırları koruma’ ve artan güvenlik endişeleri nedeniyle doğrudan devletlerin devreye girmesini gerektiren bir durum ortaya koymuş vaziyette. Günümüzdeki eğilim, artan rekabet ve gerilim alanlarında başkalarının üzerinden caydırıcılık kullanılması değil, doğrudan devletlerin müdahale etmesi yönünde.

NATO’nun Doğu Avrupa’daki güç artırımı, ABD’nin askeri olarak Karadeniz’de boy gösterme çabaları, Suriye’nin çözümünün Türkiye, Rusya ve İran askeri denetimine terk edilmesi birer örnek durumunda. Gelişmelerin bütününe bakıldığında, giderek ‘devlet’ denen oyuncunun merkezi öneminin arttığı görülüyor. Devletin ise en önemli işlevi olarak güvenlik sağlaması, vatandaşlarını ekonomik, siyasi ve güvenlik açısından koruması gerektiği ön plana çıkıyor.

Söz konusu eğilimin bir değişim olarak hiç uğramadığı, başından beri kapalı kalan bir yer olan Kuzey Kore ise bugün devlet-güvenlik ilişkisinin merkezine yerleşmiş durumda.

Nükleer tehdit örneği olarak Kuzey Kore

Kuzey Kore’nin yakın dönemde dünya gündemine oturmasının nedeni, 12 Şubat 2013’te yaptığı ve 5,6 büyüklüğünde deprem etkisi yapan üçüncü nükleer denemesi oldu. Aslında ordusunun en kalabalık kısmı, 1,2 milyonluk kara ordusu. Bu, dünyada beşinci büyük ordu ve 170 mm’lik Koksan’lardan oluşan topçu birlikleri bulunuyor. Füzelerin bir kısmının Güney Kore başkentini, bir kısmının da Japonya’yı vurabilecek kapasitede olduğu düşünülüyor.

Ayrıca iddialara göre Kuzey Kore’nin 10 atom bombası, 40 denizaltısı, 13 gemi ve 6 mayın tarama gemisi, 1852 uçağı, 4 bin 60 tankı, 17 bin topçusu, 11 bin hava savunma silahı, 10 bin güdümlü tank savar füzesi, orta ve uzun menzilli balistik füzeleri bulunuyor. 180 yeraltı savunma sanayi fabrikasında, yılda 200 bin tüfek, 3 bin ağır silah, 200 savaş tankı, 400 zırhlı araç ve amfibi gemisi üretildiği de iddialar arasında. 23 milyonluk ülkede kişi başına düşen ulusal gelir 1300 dolar ve bu fakirliğine rağmen GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 20’si savunma harcamalarına ayrılıyor. Kuzey Kore’nin resmi ve ticaret ilişkisi olan ülkeler sırasıyla Çin, Rusya, Laos, Küba ve İsviçre… K. Kore’nin sınırlı sayıdaki uluslararası ilişkilerinde en büyük ağırlık Çin’e ait ve K. Kore’nin her türlü faaliyetinden de Çin’i sorumlu tutabilecek biçimde tek taraflı bağımlılık söz konusu.

Tüm verilere ve Çin’e olan bağımlılığına bakarak K. Kore’nin nükleer tehdit olduğunu ileri sürmek kolay olmayabilir. K. Kore’yi ‘çılgınlık yapabilecek ülke’ kategorisine sokan konu, nükleer silahlarıyla birlikte yönetim özellikleri.

Devlet Başkanı Kim Jong-Un’un iktidara gelişi sırasında rakibi olan yüzlerce kişiyi idam ettirdiği, eniştesini 120 köpeğe yedirttiği, halasını sürgüne gönderdiği iddia edilmişti. Doğum tarihi tam bilinemeyen K. Kore lideri; yasaklar, kurallar ve idamlarla anılıyor. Kuralların bazıları oldukça ilginç. Ülkede herkes istediği saç modelini yapamıyor mesela. Erkekler için 10, kadınlar için 28 model tespit edilmiş; insanlar zevklerine göre bunlardan birini seçiyorlar. Ayrıca, ülkedeki tüm öğretmenlerin akordeon çalmaları şart koşulmuş ve özel araç sahibi olmaları da yasaklanmış durumda.

Nükleer tehdit olarak kullanılan Kuzey Kore

K. Kore’nin her an nükleer çılgınlık yapabilecek bir yönetime sahip olduğu konusunda dünya ikna olmuş olsa da, bunu neden yapacağıyla ilgili soruya yanıt verebilen fazla bulunmuyor. Bugün için K. Kore’nin Güney Kore ve Japonya gibi ABD müttefiklerini hedef aldığı söylenebilir. Trump ABD’sinin kendilerinin hedef olduğunu açıklamasıyla bu tutumun teyit edildiği de hatırlatılmalı.

K. Kore’nin doğrudan ABD ile bir sorunu yok. Üstelik ABD, G. Kore’yi destekledikçe, Çin’in de K. Kore’yi destekleme meşruiyeti oluyor. Ayrıca ülkenin Kim Jong-Un gibilerce yönetilmesi sağlanabiliyor. Ancak bugün bu dengenin değişme eğilimine girdiği anlaşılıyor.

Trump ABD’si, bilindiği gibi devletlerin doğrudan sorunlarıyla ‘aracılar’ olmadan yüzleşmek gerektiğini savunuyor ve çerçevede de en açık politikası Çin’e yönelik. Trump ABD’sine göre, dünya ekonomik dengelerini, mali piyasaları manipüle eden ve ayrıca ABD’nin güvenliğini de Japonya ve başka yerler üzerinden en fazla tehdit eden ülke Çin. Trump, Çin’i K. Kore’yi tehdit olarak kullanmaktan vazgeçmesi halinde ticaret ilişkilerini ve mali konuları yeniden görüşmeye davet ediyor; bunları yapmadığı takdirde ise K. Kore’yi bizzat cezalandırmaktan çekinmeyeceğini ifade ediyor. Bu çerçevede Afganistan’da denemesi yapılan, ‘Bombaların Anası’ denen silahın da Ortadoğu’daki caydırıcılıkla ilgisi olmadığı düşünülebilir.

Papa’nın bile Mısır gezisinde Ortadoğu konularına girmek yerine bu tırmanışa dikkat çekmesi, riskin büyüklüğüne işaret ediyor. Zira dünyadaki esas büyük güç mücadelesi Pasifik’te yaşanıyor. Üç büyük güç; ABD, Rusya ve Çin birbirlerinin genişleme ve etki alanlarını artırma faaliyetlerinin önünü kesme mücadelesi içinde. Bu mücadelede K. Kore, sadece bir pazarlık konusu ve Rusya’nın, ABD ya da Çin’den hangisinin tarafına ağırlığını koyacağını test etmeye yönelik bir çaba.

Neyse ki bölgede üç büyük güç bulunuyor. Rusya, rakibi Çin’in sınırlandırılması için ABD yanında yer alabilir; Çin, ABD’yi sınırlamak için Rusya’ya ödün verebilir; ABD, bu iki olasılıkta da Rusya’nın kazançlı çıkacağını hesaplayıp Çin ile anlaşmaya varabilir… Olasılıkların bu ve benzeri şekillerde gelişmesi halinde, K. Kore’nin tetiği çekmesi gerekmez; çekecekmiş gibi durması yeterli olur. Ancak oyuna bir oyuncu daha girerse ya da denge korunamazsa, o zaman ‘oyun’ değişebilir ve K. Kore bir felakete yol açan ülke durumuna düşürülerek gözden çıkarılabilir. Bu düşük olasılık ise milyonlarca insanın ölümü anlamına gelir.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)