İsrail’e değişik zamanlarda üç defa gittim. Aslında ilk gidişimden sonra Filistinlilerin acınacak hallerini görünce artık oraya bir daha gitmemeye karar vermiştim. Ancak bazı arkadaşlar, aksine onlara moral vermek ve o bölgeleri sahipsiz bırakmamak için gidilmesinin uygun olduğuna ikna ettiler beni. Niçin mi gitmek istemedim?

• İsrail ve Filistin denilince sanki iki ayrı devlet gibi algılanır. Sınırları olan ve İsrail’in müdahale etmediği, edemediği bölgede yaşayan Filistinlilerin olduğunu zannederdim. Ancak gördüm ki Filistinliler üçüncü sınıf vatandaş durumunda olan, her taraflarına Musevilerin yerleştirildiği bir durumdalar. Nerede Filistinliler yoğun olarak yaşıyorsa hemen o bölgenin merkezi bir konumuna lüks bir Yahudi yerleşim sitesi oluşturuluyor. Böylelikle adım adım her tarafta yaygınlaşıyorlar. Her gittiğimde de Filistinlilerin daha zor duruma düştüğü her bakımdan belli oluyordu.

• Yine Kudüs’ün Filistin bölgelerinde bazı evlere İsrail bayrağı asıldığını gördüm. Sorduğumda, önceden Filistin evi olup Yahudilerce satın alındığını söylediler. Bir yandan da bu şekilde bütün bölgeye giderek sızıyorlardı.

• Ayrıca Filistinlilerin ayrı ordusu ve silahlı güvenlik güçleri yoktu. Tamamen her şey İsrail’in kontrolü altındaydı. Her tarafta İsrail askerleri görülüyordu. Bu yüzden, “İsrail askerleri ile Filistinliler çarpıştı, savaştı” türü haberlere çok kızıyorum. Bir tarafın elinde ateşli silah, tank, top, havadan saldıran araçlar vb. var. Diğer tarafta ise en fazla sapan ve taş. Buna savaş mı denir?

• Üzüldüğüm ve şaşırdığım başka bir nokta ise bazı çokbilmişlerin bu sorunu iki halkın yani İsrail ve Filistinlilerin barış yoluyla, görüşerek ve anlaşarak çözmeleri tarzında akıl vermeleri. Maalesef ciddi ciddi bunu önerenler oluyor. Bu nasıl olacak? Bir yanda, kutsal kitaplarında bu toprakların kendilerinin olduğuna inanan zalim, acımasız ve başkasını insan bile kabul etmeyen bir terör devleti var. Diğer yanda ise silahsız, mazlum ve mağdur insanlar. Aralarında görüşerek barış olması mümkün mü? Muhakkak büyük devletlerin bu meseleye el atarak İsrail’i yola getirmeleri şart.

• Zaten Filistinliler açık hava hapishanesindeler. Her tarafları sarılı ve İsrail’in gelişmiş, ultramodern istihbaratıyla her yönden gözleniyorlar. Attıkları her adım tespit ediliyor. İsrail cezaevlerindeki esir ve mahkûmlara her türlü eziyet ve işkence yapılıyor.

• İsrail Yahudileriyle Filistinliler arasında çok belirgin bir gelir uçurumu hemen fark ediliyordu. Evleri, dükkânları, okulları, arabaları vb. her bakımdan böyleydi. Yalnız yine güzel konutların olduğu bir bölgeden geçerken rehberimiz, “Buralarda İsrail yerleşimi yoktur” deyince şaşırmış, “Demek ki Filistin’in de zenginleri varmış” demiştim. Ancak oraların da Hıristiyanların yaşadıkları mahalleler olduğu söylenmişti. Yani maddi durumu en düşük olan Filistinlilerdi. Perişan durumdaydılar.

• Filistinlilerin Türklere karşı büyük sevgi ve saygı beslediklerine hep tanık olduk. Yaşlı bir Filistinli bize, büyüklerinin Osmanlı vatandaşı olmaktan gurur duyduğunu gözyaşları içinde anlatmıştı. Bazı esnafın işyerlerine Türk bayrağı astıklarını gördük.

• Osmanlı, üç din için de mukaddes olan Kudüs’ü bir manga askerle idare ediyordu ve bu dinlerin mensuplarının, inançlarının gereklerini serbestçe yerine getirerek, barış içinde yaşadıklarını görüyoruz. Bir pazar günü önde fesli, burma bıyıklı, Osmanlı kıyafetli, dik biri ve arkasında da çok sayıda papazın yürüdüğünü görmüş ve rehberimize sormuştum. Cevap şöyle idi: “Burada halen Osmanlı statü sahibi ve güven verici olarak görülür. Papazlar, Osmanlı korumasında olduğu izlenimi verdiği için bu gelenek devam eder. Bu papazların önlerinde gördüğün kişi Osmanlı’yı temsil eden bir görevlidir.”

• En çok da İslam’ın Mekke ve Medine’den sonra üçüncü mübarek şehri olan Kudüs’te Peygamberimizin miraç hadisesini yaşadığı Mescid-i Aksa’ya İsrail askerlerince kontrol edilerek girmeye üzüldüğümü söylemeliyim.

• Yahudilerin Mescid-i Aksa’nın altını İbrahim mabedi arama bahanesiyle oymaları, camiyi yıkılacak hale getirmeleri de üzücüydü. Neyse ki Filistinliler bir yandan betonlayarak caminin çökmesine engel olmaya çalışıyorlardı.

• Kudüs’te her tarafta, garip giysileri ile Hasidikler denilen fanatik Yahudiler dikkati çekiyorlardı. Bunlar gurur içinde, başkalarına küçümseyici bakışlar atarak yürüyorlardı.

İsrail korku salarak, İslam ülkeleri arasında mezhep savaşlarını körükleyerek kendi geleceğini kan ve gözyaşı içinde kurtarmaya çalışıyor.

Kendisi de Nazi soykırımına uğramış bir ailenin çocuğu olan Yahudi Prof. Dr. Norman Finkelstein, Yeni Şafak gazetesine verdiği demeçte bu durumu güzel özetliyor: “İsrail, Suriye’de İŞİD’i destekliyor. Sahra hastanelerinde militanları tedavi ettiği bilinen bir şey. Kaos İsrail’in işine yarıyor. Şu anda İŞİD; durdurulamayan, kaos üreten bir güç ve elbette İsrail’in işine yarıyor. İŞİD’in İsrail’e şöyle de bir katkısı oldu, İsrail körfez ülkeleriyle ittifak kurmuş durumda ve İŞİD bu ittifakı güçlendirdi.”

İşte İslam dünyası için böylesine önemli bir şehirde hâkimiyet kurmak, yanında bir de İsrail’e başkent yapmak istiyorlar. Maalesef ABD’nin kaçık başkanı Trump, içte ve dışta kaybettiği saygınlığını bu kararı alarak gidermeye çalışıyor. Sayın Cumhurbaşkanımız hemen devreye girdi ve İslam Ülkeleri Birliği’ni başkanı olarak toplantıya çağırdı. Oybirliği ile Kudüs’ün, Filistin’in başşehri olduğu kararı alındı. Derken Birleşmiş Milletler toplanmaya davet edildi.

Birleşmiş Milletler’de yapılan Kudüs konusundaki oylamada ise 128 ülke buna karşı çıktı ve sadece 8 ülke Trump’ın provokasyon kokan kararından yana oldu. Bu ülkeler de korkutularak, rüşvetle teslim alınmıştı. Kısacası, Türkiye’nin zaferi ile sonuçlandı.

Dünyanın en çok insani yardım yapan ülkesi olan Türkiye, Filistinli mazlumlara da destek olmakta, büyük ve köklü bir geçmişi olmanın verdiği sorumlulukla üzerine düşeni yerine getirmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımıza ve yardımsever milletimize bütün dünyanın teşekkür borcu var.

TEBRİK VE DUA: Bu yazıyı hazırladığım sırada devletimiz, yanı başımızda yuvalanan teröristlere karşı taarruz başlattı. Sınırlarımızı ve ülkemizi korumak, terör odaklarının başını ezmek için bu müdahale şarttı. Oldukça başarılı olan ve adeta destan yazan kahraman ordumuza başarılarının devamı için dua ediyoruz.

PKK’nın hendekler açarak, çukur siyaseti uygulayarak Türkiye’ye kalleş bir savaş açmasına ve bombalarla, tuzaklarla terör estirmesine sesini çıkarmayan bazı hainlerin ‘savaşa hayır’ diyerek bu haklı müdahaleye karşı kampanya başlattığını görüyoruz. Bu millet, memleket düşmanı kendini bilmezleri kınıyoruz.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)