Türkiye, Birleşmiş Milletler’de, milat niteliğindeki oylamada gösterdiği performans ile dünyanın sadece 5’ten büyük değil, dünyanın dolardan da büyük olduğunu adeta ispat etti. Trump’ın Kudüs kararına karşı verdiği etkin mücadele neticesi Türkiye, İslam dünyasının açık ara liderliğini de dünya devletlerine onaylatmış oldu.

Bunun anlamı; 2,1 milyar Hıristiyan’ın halen 1,7 milyar Müslüman’ın önceki kıblesiyle oynaması tehlikeliymiş. Dünya jandarması ABD için dahi, insanların kutsalına saldırmak, yeni dünya savaşını tetikleyebilecek sonuçlar taşıyabilir.

Türkiye’nin artan jeopolitik önemi, Kudüs oylamasıyla diplomatik zafer niteliğinde… Neticede bu gezegende yaşayan insanların yarısının kıblesini koruyan bir ülke var; Türkiye…

Ancak bu başarının bizi taşıdığı bu ulvi seviyeyi korumanın yolu da güçten, güçlenmekten, güçlü olmaktan ve güçlü kalmaktan geçiyor.

Bu çetin coğrafyada zayıf devlete yer yok. Kıtalar kavşağı Anadolu’da 7 düvelin gözü var ve bizim zaafımızın onların Sevr’i olabildiğini, yakın tarihimizden biliyoruz. Hal böyle olunca, yerli ve milli güç kaynakları gündeme gelir ve biz buna güçlü ekonomi diyoruz. Özellikle de güçlü savunma sektörü diyoruz.

Boğaziçi Üniversiteliler Derneği Genel Kurulu’nda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı dinliyoruz: “Savunma sanayiinde yerlilik oranı yüzde 15’ti. Biz bunu yüzde 65’e çıkardık.” Anlamı; elin silahıyla değil, kendi savunmamızla şahlandığımızdır.

Nitekim terörle mücadeledeki başarımız; Fırat Kalkanı, Çatışmasızlık Bölgesi, Astana Süreci, İslam Ülkeleri İstanbul Zirvesi ve BM’deki Kudüs oylama zaferinde bu yerlilik oranının payı büyük. Gün geçmiyor ki savunma sanayimizin yerlilik yolunda adım atılmasın…

TAİ’nin milli savaş uçağı projesinde motor ve kritik sistemler için sözleşmeler imzalanacak, F-16’nın ikamesi sağlanacak. Tanktan tüfeğe, helikopterden savaş gemisine dek kendi milli filolarımızı inşa gayretimiz tam gaz…

Ancak bizim dışımızdaki dünya, boş durmuyor. Güvenliğin sınırımızın 1 karış dışında sağlandığı, hava savunmamızın ozonosfere taşındığı süreçte Türkiye, bir yandan yerlilik oranını artırırken, ‘yarının milli teknolojilerini’ de üretmek zorundadır.

Daha geçen ay alçak yörünge uydusuna lazer topu yerleştiren ve kendi ağırlığının 10 katı yük taşırken parende dahi atabilen robot teknolojilere on milyarlarca dolarlık yatırım yapan fonları yazmıştım Uzay ve havacılık gibi kritik alanlarda yerlilik, ekonominin diğer sektörlerinden daha hayatidir. Kendi milli uydumuzu yapmak, gerek şart idi. Ancak bu milli uyduyu yerli roketle fırlatmak, yeter şart olmalıdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylediği, “Boğaziçi Üniversitesi milletin değerlerine yaslanamadığı için hedeflerine tam manasıyla ulaşamamıştır” sözleri, bizi uzaydan tarıma, savunmadan teknolojiye dek, topyekûn yarına taşıyacak akademik desteğin hâlâ eksik olduğunu hatırlatıyor.

Her alanda çok sesliliği destekler ve bunu zenginlik sayarız. Fakat söz konusu vatan savunması ise gereken, yerli ve milli tek sesliliktir. Zira bu coğrafyada güçlü olmak zorundayız ve bunun da dinamiği, yarının teknolojilerini bugünden inşa etmekten gelir Peki ya kendine yeterlilik? Eğer bunu başarabiliyorsanız yerli ve milli olma yolundaki gayretiniz hayat bulur. Eğer elin avucuna bakıyorsanız, kendinize sormalısınız. Elden gelen öğün olur mu? Asla olmaz. Üstelik o da vaktinde bulunmaz… Hele ki ele güne muhtaç olmuşsan, bundan daha bilgece söz yoktur.

Et: Başımıza dert. Öyle bir dert ki üreteni de tüketeni de yoran, üzen, kronik dert. Sorun eksikliğinde… Et girmeyen haneye dert girer… Çare üretiminde… Ancak bu, o kadar basit değil.

Enflasyon: 2018’in temel sorunudur ve alaşağı edemezsek ekonomiyi de sosyolojiyi de belalar barındırır. Kayıp yıllar 1990’ların baş belasıydı. Şimdilerde yeniden çift hanelerde…

Gıda fiyatları: Enflasyonun baş gıdası… Domates, biber, patlıcan şeytan üçgenini kıramadığımızdan endeksler çıldırıyor, makroekonomik dengeler zora giriyor. Tarlada 50 kuruşluk domates mutfağa 500 kuruşa gelirken, değer üretmeyen aracılardan kurtulamıyoruz. Ette ise durum daha da vahim… Bakan Fakıbaba, “2018’de karkas et ithal etmeyeceğiz” dedi. İthal etmeyeceksek bunu üretmemiz gerekir. Genç nesil, etlerin süpermarket raflarında yetiştiğini sanabilir fakat durum böyle değil. Merada, mandırada büyük-küçükbaş hayvan beslemeliyiz ki et üretebilelim. Son yıllarda benim dikkatimi çeken, topyekûn karar almışçasına, üretimden vazgeçtiğimiz görüntüsüdür. Belki sembolik ama her ağustosta yaylada yaşayan biri olarak ilk kez geçen yıl, Çaykara’dan Buzpınar’a süt götürdüm. Yayla çöplüğünü dolduran kent işi plastik yoğurt kapları da cabası…

Romanya’dan sığır, Bulgaristan’dan saman ithal ederek daha kaç yıl yaşayabiliriz? Faunası, florası, 7 iklim 4 mevsim, havası, suyu ile gıda üretemiyorsak, ‘akıl seferberliği’ ile buna çare üretemeyecek miyiz?

Duvara çarpa çarpa öğreniyoruz. Fare miyiz? Bilgiden öğrensek? Aklımız mı yok? Bu yüzden ben 2018 inovasyon etkinliklerinde ‘aklını kullan’, #KorkmaBitmez düsturuyla davranmayı öneriyorum. Endüstri 4.0 peşinde koşarken tarım 4.0’ı ıskalarsak elden gelen öğün olmayacak, o da vaktinde bulunmayacak. Şu anda dünyada endüstri 4.0 modası var. Hemen her teknolojik dönüşüm gündemi, bu moda kavramla bitiyor ve izleyen süreçte, ekonomiler yeniden tanımlanacak. İnsanlığın kıblesini koruma iddiasındaki Türkiye’nin bu süreçlerin dışında kalması düşünülemez. Daha güçlü siyaset, daha güçlü ordu, daha güçlü ekonomi… Bunlar birbirinin ayrılmaz cüzleridir ve birlikte değerlendirilmelidir. Bu açıdan bakınca güçlü siyaset tamam fakat güçlü ordu ve güçlü ekonomi, sadece devletin işi midir?Değildir… 84 milyonluk dinamik nüfusuyla ülkemiz, bu gücü birlikte oluşturmak zorundadır. Bırakın büyük şirketlerimizi, KOBİ’lerin dahi vatan savunmasına katkısı olmalıdır.

İşbirliği ve iş bölümü çağında, büyük projeler için önerilen yöntemlerden biri de ‘dış kaynak kullanımı’ diye dilimize kazandırdığımız outsourcing… Misal siz ana işinize odaklanın diye kurumunuzun temizlik işlerini, şirketin güvenliğini veya belgeleme sürecini, zaten bu işleri yapmak için kurulan şirkete vermek, iş aklına uygun geliyor.

Fakat sorun şudur ki her işi outsource edemez, dış kaynak kullanamazsınız. Mutlaka siz yapmalısınız. Misal, başkası sizin yerinize silah yaparsa, o silahı kullanma yetkinliğinizi budarsınız. Hele ki dış kaynakçınız size ambargo koyabilir, güvenlik zaafına düşersiniz.

Havacılık, uzay? Kesinlikle bu iki sektörde kendisi yapmayıp dışarıdan alanın orta gelir tuzağından çıktığı görülmemiştir. Başka örnek mi? Yazılım… Geçenlerde iş yazılım devi SAP’ın “İran’la iş tutarsan seni kilitlerim” uyarısıyla gördük, “Kendin yap” diyerek ürettiğimiz yerliye burun kıvırıp başkasının yazılımıyla gerdeğe girenlerin taşıdığı risklerin dehşetini…

Ve enerji; toplumun dinamiğini taşıyacağın enerji kaynağı, senden neşet etmeli, kendin yapmalısın… Petrolün yoksa kömürün var, yenilenebilir kaynakların, güneşin, rüzgârın var… Petrolde sondaj imkânın var. Onu da başkasına yaptıramazsın, kendin yapmalısın.

 

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)