Mesut Hakkı Caşın

Soğuk Savaş döneminde teröre başvuranlar, can alma tehdidiyle politik müzakereye girişmeyi, yani taraf olmayı amaçlarlardı. Yeni dönemde ise can almanın kendisi amaç haline gelmiştir. Teknolojideki gelişmelere paralel olarak, yok edici teknik bilginin tüm dünyaya yayılmasıyla kendisini hissettiren bu yeni kavramın ilk özelliği, ‘eski terörizm’in aksine, teknoloji ve iletişim ile olan yakın bağlantılı eylemler gerçekleştirmektir. Yeni terörizmin bir diğer farklı özelliği, sadece kamuoyunu hedef almaması, mesajın yanında daha fazla insana eşzamanlı saldırılar ile zarar verme isteğini de yoğun bir şekilde barındırmasıdır. Teorik olarak, bu yeni terör dalgası, ‘gri savaş’ olarak nitelendirilmiştir.

İngiltere saldırıları ve Brexit algısı

22 Mayıs 2017 tarihinde, Manchester şehrinde ABD’li şarkıcı Ariane Grande’nin konser verdiği ‘Manchester Arena’da yaşanan patlamada 22 kişi hayatını kaybetmiş, 64 kişi de yaralanmıştır. Saldırılar sonrasında alarm düzeyi yükseltilmiştir. İngiltere İçişleri Bakanı Amber Rudd artırılan güvenlik önlemleri kapsamında kritik yerlerin korunması için 3 bin 800 civarında askerin konuşlandırılacağını, yeni önlemler kapsamında ayrıca devriye gezen silahlı polis sayısının da artırıldığını ifade etmiştir. Bu tedbirlere rağmen, 4 Haziran 2017’de başkent Londra’nın merkezindeki Londra Köprüsü ve Borough Pazarı’nda terör saldırısı düzenlemiştir. İngiliz polisi, saldırıları terör örgütü DAEŞ’in üstlendiğini ifade etmiştir. İngiltere Başbakanı Theresa May, yaptığı açıklamada “Saldırılar ve saldırganlar Facebook, Twitter gibi sosyal medya üzerinden geliyorlar. Orada örgütleniyorlar… Bu ideolojiye büyüyebileceği güvenli bir alan yaratamayız. Ancak bu, büyük internet şirketlerinin sağlayabileceği bir şey” görüşünü ileri sürmüştür. Son olarak, İngiltere’nin başkenti Londra’nın kuzeyindeki Finsbury Park Camisi yakınında 47 yaşındaki Darren Osborne adındaki saldırgan, “Müslümanları öldüreceğim” diye bağırarak aracını, teravih namazı çıkışında, kaldırımdaki Müslüman yayaların üzerine sürmüştür. Saldırıda 1 kişi hayatını kaybetmiş, 10 kişi de yaralanmıştır. İngiltere Başbakanı Theresa May’in Finsbury Park’a yaptığı cami ziyaretinde, “Her ne şekilde olursa olsun, bu da diğer tüm terör olaylarıyla aynı amacı taşıyor: Bu ülkede paylaştığımız vatandaşlık ve birlik bağlarını yıkma” açıklamasında bulunmuştur. Londra Belediye Başkanı Sadık Han, cami yakınındaki saldırı sonrası Müslümanlarla dayanışma mesajı vermek için iftara katılmıştır. Han, terörün Londralıları bölemeyeceğini duyurmuştur. İçişleri Bakanı Amber Rudd, polisin olaya derhal müdahale ettiğini ve olası bir terör saldırısı olarak ele aldığını belirtmiştir. Bazı gözlemciler, İngiltere’nin AB politikası kapsamında üyelikten çıkışın, Çin ve İran ile yakınlaşmanın, Katar ile ekonomik işbirliğinin, İngiliz seçmenince yeterli destek görmediği yorumlarında bulunmuşlardır. Bu bağlamda, İngiliz kamuoyunda, Başbakan Theresa May’in terörle mücadelede gerekli liderliği göstermediği ve harekete geçmekte geç kaldığı yönünde eleştiri gündeme getirmiştir. Theresa May’in Muhafazakâr Partisi ile Jeremy Corbyn’ın İşçi Partisi arasındaki fark 20 puan olmasına rağmen, Jeremy Corbyn’ın İşçi Partisi aradaki farkı kapatmıştır. İngiltere Başbakanı May, terörle mücadelede radikal önlemlere başvurabileceklerini, gerekirse özgürlüklerin kısıtlanabileceği açıklamasına rağmen, İngiltere seçimlerinde oy kaybına uğramıştır. Seçimden 318 sandalye ile birinci parti çıkmasına rağmen, muhalefetteki İşçi Partisi 262 sandalye kazanmıştır. Avam Kamarası’nda çoğunluğu sağlayamayan Muhafazakâr Parti’nin lideri May, Kuzey İrlanda partisi (DUP) ile yeni hükumeti kurmuştur.

Mısır – İran saldırıları ve Katar krizinde tırmanma

Mısır’ın güney kentlerinde önemli sayıda Hıristiyan köy bulunmaktadır. Nisan ayında Tanta’daki iki kiliseye yapılan saldırılarda da 45 kişi öldürülmüş ve eylemlerin sorumluluğunu terör örgütü DAEŞ üstlenmiştir. Mısır’da Tanta kentinde üst üste yaşanan iki patlamanın ardından İskenderiye’de Kıptilere ait Aziz Marc Kilisesi’nin önünde intihar saldırısı düzenlendi. Olayda 11 kişi hayatını kaybetti, 40 kişi de yaralandı. Saldırıları yine DAEŞ üstlendi. Mısır’da mayıs ayında Kıpti Hıristiyanların bulunduğu otobüse silahlı bir grup tarafından düzenlenen saldırıda en az 28 kişi ölmüş, 25 kişinin de yaralanmıştır. Gelişmeler üzerine ülkede üç ay olağanüstü hal ilan edilmiştir. Müteakiben, Mısır savaş uçakları, Hıristiyanları hedef alan ve 28 kişinin öldüğü saldırının ardından Libya’daki terör örgütlerine ait kampları vurmuştur.

ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Bahreyn, Katar, Kuveyt ve Mısır liderleriyle bir araya geldi. Trump tüm ülkelerin ‘kendi topraklarındaki terörizmden’ kurtulmalarının ‘mutlak bir ödev’ olduğunu belirterek, Müslüman ülkelerin aşırılık yanlılarını barındırmamaları gerektiğini vurgulamıştır. Katar Emiri ile de bir araya gelen Trump emirle ‘bir dizi güzel askeri teçhizat’ satışını görüşeceğini söyledi. Trump “Hiç kimse bunları ABD gibi yapamaz” demiştir. Öte yandan, 7 Haziran 2017 tarihinde, Tahran’da İran Meclisi ve Humeyni’nin türbesinde düzenlenen iki intihar saldırısında en az 12 kişi hayatını kaybetmiştir. İran Devrim Muhafızları, Tahran’daki terör saldırılarının ABD Başkanı Donald Trump ile Suudi Arabistan Kralı Selman arasındaki görüşmeden ‘sadece bir hafta sonra’ düzenlendiğini belirterek; DAEŞ’in üstlendiği saldırıların arkasında Suudi Arabistan ve ABD’nin olduğunu iddia etmiştir. İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, Tahran saldırılarının İran’da ABD ve Suudi Arabistan’a karşı duyulan nefreti artıracağını ileri sürmüştür. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’da düzenlenen ve 12 kişinin hayatını kaybettiği saldırlar ile ilgili “İran ne ekerse onu biçiyor” manasındaki sözlerini ‘iğrenç’ olarak nitelemiştir. Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) dahil bazı Arap ülkelerinin Katar ile ilişkilerini kesmesi, Körfez bölgesinde son yıllarda görülen en büyük diplomatik krize yol açmıştır. Suudi Arabistan, Katar’ı, “Ortadoğu’da terörizme destek vermekle” suçluyor ve Doha yönetiminin Suriye’de adını “Şam’ın Fethi Cephesi” olarak değiştiren Nusra Cephesi’ni ve Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünü ve İran’ı desteklediğini iddia etmektedir. Suudi yönetimi, tamamen ABD’nin yanında yer almıştır. ABD Başkanı Trump ise Arap Yarımadası’nın önde gelen ülkelerinin yaptırım uyguladığı Katar’ı terörü desteklemekle suçlamıştır. ABD Dışişleri Bakanı ise Doha’ya yönelik ablukanın hafifletilmesini istemiştir. Fakat ABD, Katar’a 12 milyar dolarlık 36 adet F-15 tipi savaş uçağı satmak üzere anlaşma imzalayarak iki savaş gemisi ile tatbikat icra etmiştir.

Sünni Suudi Arabistan’ın, ezeli Şii düşmanı İran’a karşı tutumunda Türkiye bölgesel üstünlük yarışına son verilmesi için yoğun diplomatik çaba sarf etmeye devam etmektedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, beş Arap ülkesinin diplomatik ilişkilerini kestiği Katar’a verdikleri her türlü desteği sürdüreceklerini açıklamıştır. Türkiye hava yolu ile Katar’a gıda yardımı başlatmıştır. Türkiye, iki ülke arasındaki askeri işbirliği ve güvenlik antlaşması gereğince de Türk ordusu, TBMM tezkeresi ile Katar’da ortak tatbikat için görevlendirilmiştir. Bu kısa makalede, terörün değişen yüzünde, devletlerin dış politika çıkarlarını nasıl etkilediği ve şiddetin analizinde teröre destek veren finans kaynaklarının mutlaka kesilmesi ve iyi-kötü terörist ayrımından süratle vazgeçilmesi gerektiğinin en önemli mesaj olacağı düşünülmektedir. Son mesaj olarak Machiavelli gibi, bir ülkeyi güçlü kılan şeyler, ordusu ve yasalarıdır. Saldırıyı başlamadan önlemek için, güçlü bir ordu yerine güçlü bir istihbarattan söz edilebilir. Bu itibarla, terörün değişen parametrelerine karşı uyanık olmanın, siyasi, hukuki, askeri ve ekonomik tüm veçhelerini dikkate alan yeni politikaların doğru tespitine her zamandan daha fazla ihtiyaç duyulduğu varsayılmaktadır.

“Salus populi suprema est lex
– İnsanların güvenliği en yüce
yasadır.”
Çiçero

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)