ŞEREF OĞUZ

Eğer büyüme yoksa, o ülkede doğanların yarını ipotek edilmiş demektir. Hele ki dinamik nüfusa sahip Türkiye gibi bir ülkede; 600 bin gence yeni iş pozisyonu oluşturmak, artan toplumsal talepleri karşılamak ve jeopolitik risklerle boğuşmak zorundasınız. Bunun da yolu, kapsayıcı, güçlü, yüksek ve nitelikli büyümeden geçiyor.

Her seçim döneminde 40 yıldan bu yana koruduğum alışkanlığım şudur; partilerin seçim beyannamelerini almak ve hangi alanda, hangi proje veya vaadi verdiklerini kıyaslamak… Gördüğüm şudur; merkez sağ iktidarlar milli gelir pastasını büyütmede ihtisas sahibi olurken sol partiler, pastayı eşit bölüşmeye odaklanmış.

600 AK Parti adayı ve binlerce davetlinin huzurunda yapılan beyanname toplantısında, salona girdiğimde ilk dikkatimi çeken, yine bu oldu; güçlü toplum için güçlü ekonomi vurgusu… 16 yılda iktidarın yapabildiklerini, yeni anlayış vitesine taşıma söylemleri…

Burada benim üzerinde durmak istediğim, madem bu seçim, sistem değişikliğinin onayı mahiyetinde olacak, o halde ‘güncelleme’ yerine ‘sistem yükseltme’ fikrini zihnimize kazımalıyız. Ne mi demek istiyorum?

Bilgisayar dilinde güncelleme (update), mevcut sistemin, indirilen yamalarla iyileştirilmesini anlatır. Ancak sistemin yeni baştan tasarımı, başka bir şeydir ve bir üst sürüme (upgrade) çıkmayı izah eder.

Bill Gates’in bilgi teknolojilerine dair altın değerinde tespiti var: “Bilgi teknolojisi, iş süreçlerini ancak yüzde 10 kadar iyileştirebilir. Halbuki bu süreci yeniden tasarlamak ve sonra teknoloji eklemek yüzde 90 performans artışı sağlayabilir.”

İyileştirmek, pansumandır. İlkelliğin raf ömrünü uzatmaktır. Değer üretmeyen sistemin ölüsünü gömmemektir. Yeniden tasarlamak ise elimizdeki imkânları iş sonuçlarımıza yansıtmanın en verimli yoludur.

Sözü bağlayacağım yer belli; günlerdir yazdığım konu; Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nin hayatımıza tamamıyla gireceği seçim sonrasında 700’e yakın uyum yasası çıkarmak zorundayız.

Salona dönüyorum yine: Güçlü Meclis, Güçlü Hükumet, Güçlü Türkiye… Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan seçim beyannamesi ve aday tanıtım toplantısında salonu dolduran binlerce insana seslenirken sıkça bu üçlü ifadeyle vurgu yapıyordu.

Türkiye’yi orta-alt gelir grubundan orta-üst gelir grubuna yükselten partisinin yeni hedefi olarak yüksek gelir grubuna çıkmayı koyan Erdoğan’ın 600 milletvekili adayından talebi, yapılanlar kadar, 2023 hedeflerine yönelik yapılacakları seçmene anlatmalarıydı.

60 sayfa tutan beyannamenin özetini sunarken Erdoğan’ın sık sık ‘dijital Türkiye’ tanımlaması ve dünya ekonomisinden aldığımız payın yüzde 1.5’e çıkarılması hedefi büyük alkış aldı. Benim en fazla önemsediğim, büyümeye, ‘kapsayıcı’, ‘güçlü’, ‘sürdürülebilir’ ve ‘dengeli’ sıfatlarını eklemesiydi.

Zira Türkiye yüksek büyümeye mecbur. Bulunduğu coğrafya, artan jeopolitik riskleri ve gelecek vizyonu, yüksek büyüme gerektiriyor. Dünya 5’ten büyüktür iddiası, gücünü büyüme yüzde 5’ten büyük olursa sürdürebilir. Cumhurbaşkanı’nın adaylara vermeye çalıştığı heyecan, özgüveni halka aşılamaya yönelikti. Hele ki 16 yıllık iktidarında Türkiye’yi 3,5 kat büyüten AK Parti hükumetlerinin, nicelik boyutunda başardıklarını sıraladıkça, Erdoğan‘ın “Artık nitelik zamanı” cümleleri daha anlam kazanıyor.

Enflasyonun ve cari açığın kalıcı şekilde gündemden düşmesi de zaten yeni dönemde yapılacaklara bağlı. Dün, sayıları 3 bini aşkın proje içinden beyanname kitapçığında yer verilen 146’sından bazılarını detaylandıran Erdoğan2023’e 5 yıl kaldığını hatırlatarak, Yaparsa yine AK Parti yapar” diyordu.

AK Parti son 16 yılda seçim vaatlerinde bir geleneğin de sahibi aslında… Söylediğini yapan, vaadini gerçekleştiren, proje açıklarken bitiş tarihi veren bir siyasi tutum. Nitekim Atatürk Havalimanı‘nın yerinin, New York’taki Central Park ve Londra’daki Hyde Park benzeri ve onlardan 3 kat büyük, Millet Bahçesi vaadi, en çok alkış alan cümlelerinden biriydi.

Yetmedi, Cumhurbaşkanı 600 adayı ayağa kaldırdı ve ‘duruşu, bakışı, anlayışı ve aşkı’ meydanlarda var olmaları sözü aldı. Salonun bende bıraktığı izlenim, seçimde partilerin vaat çıtasının bu sunumun ardından çok daha yükseldiğidir.

Bu işin seçim beyanname cephesi… Ancak bu seçimi farklı kılan bir diğer özellik, dövizdeki aşırı oynaklığın oluşturduğu ‘ekonomiye dair’ kaygılar oluşturan algı operasyonları… Tıpkı bundan önceki seçimlerde olduğu gibi…

Dövizdeki olağandışı hareketliliği, dış gelişmeler, saldırılar, algı operasyonları veya Merkez Bankası’nın geç kalmışlığıyla açıklama ezberini dilimize öylesine doladık ki bazı gerçekleri göremez duruma geldik. Sanki doların zıplamasında bizim hiç payımız yokmuş gibi davranıyoruz.

TATİLİNE ŞAHİN: Turizm merkezlerini doldurmaya başladık. Otellerde fahiş fiyat çekenleri dahil neredeyse yer bulunmuyor. Uçaklar dolu uçuyor. Tatil beldelerindeki restoranlarda boş masa yok gibi.

BORCUNA KARGA: Ancak vadesi gelmiş alacağı için gelene “10 gün sonra gel, konuşalım” diyebiliyoruz. Peki neden? “Dövizde hareketlilik var.” İtiraz ediyorsunuz; “Ama biraz önce ailecek 30 bin liralık tatil paketi aldığını söyledin?” Cevap kurnazlık kokuyor; “Dövizin akıbetini görelim, öyle.”

DÖVİZ DEPOLA: Türk Lirası’nı, gaza gelip dolara çevirme furyasına kapılmak, gerçekten kazanç kapısı mı? Kısa vadede evet. Ama bu tutumun ekonomideki makro dengeleri getirdiği nokta, orta vadede bizi de vurmayacak mı? Merkez 3 puan indirdiği gün “Ucuzladı, toplayalım” kafasıyla dolara hücum edersen, kendi işinin geleceği ne hale gelir?

KGF’DEN DÖVİZE: Hükumet KOBİ’leri desteklemek için 250 milyar harcadı. Bu paraların acaba ne kadarı amacına uygun harcandı? Benim merak ettiğim, bu desteklerin ne kadarıyla dolar, Euro aldılar?

TEŞVİK YAĞMASI: Bitlis’te ağıl için alınan kredi, Bodrum’da villaya, Ankara’da lüks araca, İstanbul’da şatafatlı düğüne gitmiş olabilir mi acaba? Ben söyleyeyim; evet… İşini doğru dürüst yapanları özenle ayrı tutarak…

ÜRETİMDEN VAZGEÇ: Kendi tarlanı ekmiyor, merada otlayan sığırını dahi satıp şehirden besleniyor isen üretim düşmez mi? Dükkânını, tarlasını hatta evini satıp “Yüksek faiz var” diye bankaya daha da beteri döviz büfesine koşmak niye?

NETİCE: Nimeti alıp külfeti ötelemeye ben, kurnazlık diyorum. Kurnazlık kültürü toplumu kaplamaya görsün; dolar da zıplar, enflasyon canavarı da uyanır. Halimiz ahvalimiz buysa ahali ne durumda buna da bakmak gerekmez mi?

An itibarıyla Merkez’in 8.5 puanlık faiz artışı eşliğinde dövize gem vurması, ekonomiye dair kaygıları azaltsa da seçmen davranışlarında ekonominin rolü yine en önemli saik olarak karşımızda…

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)