Şeref Oğuz

Elimizde mezura yok, meridyen ve paralelleri ölçüp ortasını bulacak değiliz. Ancak İstanbul, kuzeyden güneye, doğudan batıya dünyanın orta yeri artık… Gerçi dünyada çok yeri gezdim, o haritalardaki paralellere, meridyenlere rastlamadım. Onlar da bir kabuldü, bizim önerimiz de başka bir kabul…

Ancak İstanbul’u dünyanın ortasına getiren dinamikler, Nasreddin Hoca’nın fıkrasındaki gibi; “Eşeğimin sağ ön ayağı, inanmayan ölçsün” kabilinden değil, daha iyi gerekçelerimiz var. Sıralayalım…

‘Dünya Adası’ hâkimiyeti
‘Tarihin Coğrafi Mihveri’ kitabının yazarı Sir Halford J. Mackinder; 1904’te Londra’da sunduğu tezinde şöyle diyor: “Deniz gücünün hâkim olduğu çağ kapanmıştır. Buna göre yeni dönemin tabii kuvvet merkezi, dünyanın en büyük kara kitlesi, Avrupa ve Asya kıtalarının muazzam toprak sahası, ‘dünya politikasının mihver bölgesi’dir.”

Mackinder’in iddiasını şu formülle özetleyelim: Doğu Avrupa’ya hâkim olan ‘Merkez Bölge’ye hâkim olur. ‘Merkez Bölge’ye hâkim olan ‘Dünya Adası’na hâkim olur: ‘Dünya Adası’na hâkim olan dünyaya hâkim olur…

Yüzyıl sonra bu tez, internet sayesinde eskimiş gibi görünse de Atlantik etrafındaki ABD ve AB’nin hâkim olduğu çağa aitti. Şimdi ‘Dünya Adası’ merkezi Pasifik’e doğru kayıyor ve tam ortasında Türkiye var.

THY’nin bugün dünyada en fazla ülkeye uçuyor olması, tek başına bir şirket başarısı değil; tarihin coğrafi mihverinde Anadolu’nun artan jeopolitik belirleyiciliğinin bir sonucudur.

Rahmetli Necmettin Erbakan’ın vizyonu ile Refahyol başbakanlığında kurulan D8’i hatırlıyorum. Erbakan, “Dışında kalan üzülecek” diyordu. D8 (Gelişmekte olan 8 ülke); Türkiye, İran, Pakistan, Bangladeş, Malezya, Mısır ve Nijerya’dan oluşuyor.

Son beş yıla bakın; B20, devamında G20 ve D8 dahil toplam 16 küresel oluşumun başkanlığını Türkiye’nin üstlenmesi, tarihin coğrafi mihverinin artık burası olduğunun kanıtı değil mi?

İstanbul dünyanın kongre merkezi olmalı
Herkese kendi ülkesi güzel görünür. Hele ki gerçekten ülke güzelse, cennet vatan haline gelir. Türkiye, eski dünya ile yenisi arasında bir coğrafyada… Zengin Kuzey ile gelişen Güney’in ortasında… THY’nin İstanbul’dan dünyanın en fazla yerine uçması bir tesadüf değil…
Ülkemiz yakın gelecekte ilk 10 ekonomi arasında yer alacaksa, ilk 10’a markalarını, kentlerini ve organizasyonlarını da sokmak zorunda… THY bu haliyle ilk 10’a koşuyor. İstanbul da öyle… Dünyada 100 yıllık 1000 kent, 1000 yıldan eski 100 kent var. 1 milyon yerleşkenin olduğu gezegende 19 bin turizm varış noktası arasında da en çok uçulmak istenen ‘top ten’ listesinde…

Böylesi bir performans için gelişen potansiyeli keşfetmek gerekir. TİM’in dünyaya ülkemizi tanıtım mesajı olan “Potansiyeli keşfet” sloganını içeride biz de benimsemeliyiz. Misal, mademki İstanbul bu kadar gözde ve THY, dar gövdeli uçaklarla gezegenin 3’te 1’ine, geniş gövdelilerle tamamına ulaşabiliyorsa, neden aynı performansı dünyanın kongre merkezi olması yönünde göstermeyelim?

Planetaryumundan sanal gerçeklik teknolojilerine, sürücüsüz araçlardan hologramlı gökyüzüne dek her türlü modern uygulamayı kullanacağımız, daha da önemlisi kürenin her yeri için kavşak niteliğinde bir yeryüzü fuarı…

Peki, sadece bunlar mı? Coğrafyanın bahşettiklerinin sadece birkaçından söz ediyoruz. Oysa lojistikten eğitime, sağlıktan gıdaya ve finansa kadar yığınca alanda bu eşsiz konumumuzun sunacağı nimetler sırada bekliyor.

İslami finansal araçlar merkezi
Teknik adı biraz karışık; “dayanak teşkil eden bir varlık sepetinde yer alan varlıklar üzerindeki ortak mülkiyeti temsil eden eşit değerdeki sertifikalar”. Biz kısaca ‘sukuk’ diyelim. İslami Finansal Kuruluşlar Muhasebe ve Denetim Kurumu (AAOIFI) da ‘kira sertifikası’ diyor.
Şükür ki Batılı finans kurumları bu enstrümanı fark etti ve biz de ‘gönül rahatlığıyla’ kullanabilir olduk. Gönül rahatlığı dediğim, abartı değil, geçmişi var… Rahmetli Özal’ın dışa açık büyüme sürecinde hayatımıza soktuğu İslami finans kavramlarını o dönemde ‘kuşku’ ile karşılıyor, laikliğin elden gideceği korkusuyla öteliyorduk.

Yalnızca İslami finans enstrümanlarını değil, ihracatın eksen kaymasına da aynı ‘paranoya’ ile yaklaşmıştık. Çok değil 8 yıl önce küresel
krizin pençesine düşen Avrupa Birliği durgunluğa girmiş ve ihracatçımız bu en büyük müşterisinin sipariş iptallerine karşı çare olarak, ihracatın eksenini Doğu ve Güney’e kaydırmıştı.

YASED’in toplantısında tartışma konusu; “Ortadoğu’ya kayan ihracatın” tetikleyeceği (!) rejim tehlikeleri idi. Bugün “Şaka olmalı” diyebileceğimiz sözler hâlâ kulaklarımda: “İhracatını Avrupa’dan Ortadoğu’ya çevirmiş Türkiye acaba nereye gidiyor?” Türkiye bir yere gitmedi… Eksenini kaydırarak küresel krizde ‘pozitif ayrışma’ başarısı gösterdi. Bugün eksen kayıyor paranoyasını geride bıraktık. Ama o kadar çoklar ki… Helal gıda fuarlarına gösterilen ilgi, sukuk ihracına 6-10 kat talep gelmesi, aslında elimizdeki potansiyelleri fark etmemiz için altın fırsat sunuyor bize…

Homoİslamicus
İslam’daki insanın ‘homoeconomicus’ gibi hareket etmemesi gerektiğini savunan Sabahattin Zaim; İslam’daki insanı ‘Homoİslamicus’ olarak nitelendirir. Ona göre bu insan, ihtiyaçlarını karşılama ve menfaatini maksimize duygularını Allah’ın emir ve yasakları çerçevesinde, helali gözeterek düzenlemeye çalışır.

Sabahattin Zaim, İstanbul Üniversitesi’nde hocamdı ve doktora jürimde yer almış değerli bilim insanımızdı. Vefatından sonra kendi adına kurulan üniversitenin yeni projesinin toplantısını hatırlıyorum. Uluslararası İslam Ekonomisi ve Finans Merkezi hakkında Rektör Prof. Dr. Mehmet Bulut bir ilke imza atmışlardı. Dr. Bulut, “Dünya sıfır faizle karşılaşınca, faizsiz finansın ve katılım bankacılığının önemini keşfetti. Biz de bu alanda kürenin bilgi merkezi olacak, İstanbul’u İslam ekonomisi ve finansı alanında araştırma ve uzmanlık noktası haline getireceğiz” demişti.

Halen Malezya’da üç, Londra, Cidde ve Riyad’da benzer mastır ve doktora programları var. Fakat ‘İslam Ekonomisi Merkezi’ yapılanmasını İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi gerçekleştirmiş oldu…

Böylece dünyada işlem hacmi 3 trilyon dolar ulaşan sukuk dahil olmak üzere, katılım bankacılığının kullandığı bütün araçlar dair kavramlar ve yeni ürünler bu merkezde geliştirilecek. İslam Ekonomisi Merkezi’nin, Batı’nın tanımındaki homoeconomicus’un tam zıttı olan Homoİslamicus’un entelektüel tarlası olacağına inanıyorum.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)