ŞEREF OĞUZ

Açık; ihtiyacı karşılamama hali…

Ayağa yetmeyen yorgan

Ya derin kuyu veyahut kısa ip

Kamusundur; kazandığından fazlasını harcarsın; bu bir bütçe açığıdır!

Küçük hacimli oto üretirsin, büyük motorluya binersin; bu bir silindir açığıdır!

Ürettiğinden fazlasını tüketirsin; bu bir üretim açığıdır!

Eğer ülken ürettiğinden fazlasını tüketirse; bu bir cari açıktır!

Diktiğin ağaçtan fazlasını biçersin; bu bir orman açığıdır!

Dış ticaret yapıyorsundur. Kilosu 1.15’ten satıp kilosu 3.54’ten alıyorsan; bu bir katma değer açığıdır.

100 birim mal ihraç için 150 birim ithalat yapıyorsan; bu bir dış ticaret açığıdır.

Nimeti alır, külfeti ötelersin; bu bir etik açığıdır!

Efkâr bastı deyû, efkârdan (fikirlerden) kurtulmak için çalıp oynarsan; bu bir entelektüel açıktır!

Sorunu, kendi sorumluluk alanının dışına öteleyip “Zamanında yapılsaydı…” geyiğine sararsan; bu bir sorumluluk açığıdır!

“İcat çıkarma” der, biati şart koşar, buluş üretmezsin; bu bir patent açığıdır!

Kendi ateşini başkasının cehenneminde test edip aynayı başkasının yüzüne tutarsan; bu bir vicdan açığıdır!

Eski köy yeni âdet getirmezsin. Getireni töre yaparsın. Bu bir yenileşim (inovasyon) açığıdır!

Senden ne köy olur ne kasaba ama yine de il olmak istersin; bu bir itibar açığıdır!

Yönettiğin şirketin kasasını kendi cebin gibi kullanıyorsan; bu bir ahlak açığıdır!

Eğer senin ülkende şirketlerin fakir ama patronları zengin ise bu bir kurumsallaşma açığıdır!

Her gün ilave 1000 araba trafiğe çıkarıp 1000 metre ilave yol yapamıyorsan; bu bir trafik açığıdır!

Ekonomin kayıt dışında, sen de buna kayıtsız isen bu bir kayda değer başarı açığıdır!

Kuralları başka kültürlere göre konulmuş oyun ile uygarlık yarışına girmiş isen bu bir zihin açığıdır!

Demokratlık, ötekinin haklarını da kapsamıyorsa, talebin imtiyazdır ve bu bir demokrasi açığıdır!

Sana gelen turist günde 600 dolar harcarken sen yurtdışında günde 750 dolar harcıyorsan; bu bir turizm açığıdır!

Elin oğlu 1 saatlik çalışma ile kendi milli gelirine 40 dolar katarken sen 4 dolarda kalmış isen bu bir verimlilik açığıdır!

Severken sevilmek iyi fikirdir de sevilmeden seviyorsan bu bir sevgi açığıdır!

Bilen adam yerine bizden adamı tercih ediyorsan; bu bir akıl açığıdır!

Mademki açık seçik konuşmaya başladık; iğneyi kendimize batırmayı sürdürelim ve dinimizin ‘haram kıldığı’ fakat bizim ‘açık seçik’ ihlal ederek bütçe açığımızı körükleyen israf konusuna göz gezdirelim.

İsraf haramdır! Dinimiz böyle diyor. “İsraf etmeyin” diyor. Yüzde 99’u Müslüman bir ülkede yaşıyoruz fakat Türkiye, OECD ülkeleri arasındaki en müsrif ülke…

Araştırmayı Dünya Ekonomik Forumu yapmış. Türkiye İsrafı Önleme Vakfı ile Başkent Üniversitesi de ortaklaşa düzenledikleri sempozyumu hatırlıyorum.  İsrafı önleme sempozyumunda, sadece israfın boyutları dile getirilmişti. Önerilen yöntemlerin ortak paydası ise “İsraftan kaçının” odağında gelişmişti.

İsraf ne zaman gündeme gelirse, verilen klişe bir örnek vardır; ekmek. “Yılda şu kadar ekmek israf ediliyor.”

Borç batağına saplanıp faiz ödemesine mahkûm olmak israf…

Bütçeden sosyal güvenlik kurumlarına aktarılan milyarlarca lira israf…

Konutlardaki kötü izolasyon ve gereksiz enerji kullanımı israf.

Damlayan muslukla dahi yılda 20 milyon lira israf ediyoruz.

Zaman israfı, belki en tehlikelisi… Zira bir daha yerine konulamıyor. Zamanı yönetemeyip israf edenlerin bedeli de ıskalanmış hayatlar oluyor.

Kimilerine göre israfın en fazla olduğu alan kamu kesimi… Ben buna katılmıyorum. İsraf, akılsızlığın bir fonksiyonu ve aklın iktidar olmadığı her kurumda, israf düzeni oluşabiliyor.

İsraf konusunda son 30 yıldır yaptığımız çalışmalara bakıyorum. Ben dahil çoğumuz, ‘yaklaşım önermeyen, sadece israfın altını çizen’ yığınca toplantı yapmış, yazı yazmış ve zaman/insan kaynaklarımızı bizzat biz israf etmişiz. Zira israfın sebeplerine inmek yerine “Çok müsrif bir milletiz be kardeşim” söylemini aşamamışız.

İsraf, ekonomik tanımda, kaynakların kötü kullanımı anlamını taşır. Dini öğretiler de bundan farklı bir yaklaşım getirmez. Ekonomik tanımında israfın müeyyidesi ‘zarar’dır. Dinimiz ise bunu haram kılarak, zarar kavramını günaha eşdeğer tutar.

İyi de israfı kamu ya da özel sektör yapsın, ne fark eder ki… Aynı ortak kaynağı verimli kullanamıyoruz.

Bilincimiz mi eksik? Kafamız mı çalışmıyor? Yoksa kaynaklarımız dolup taşıyor da kıymetini mi bilmiyoruz?

Benim gözlemim, israfın tepeden başlayan bir hatalar süreci olduğudur. Balık, daima baştan kokmuştur. Bir aile, kurum veya ülkede, yönetimde olanların tutumu, onu izleyenlerin eylemlerini belirliyor.

İsraf, ortak bir bilince erişince azalır. Bu doğru. Peki, bu ortak bilinci kimler oluşturacak?

Bir örnek vermek istiyorum. Geçen yıllarda çokuluslu bir firmanın Türkiye bölümünde, 400’den fazla insan işten çıkarıldı. Genel müdür, işten çıkarmaların gerekçesi olarak, ‘maliyeti artıran şirketteki israfı’ gösterdi. Ve “İşte biz bu israfı önlemek için 400 kişinin işine son verdik” dedi. Bu konuşmayı tabii ki işte kalanlara yaptı ve hiç kimse çıkıp, “Ama senin kötü yönetimin yüzünden bu insanlar işsiz kaldı” diyemedi.

Kendi ülkesi Amerika’da çalıştırdığı her işçi ABD milli gelirine saatte 40 dolar kazandırırken, buradaki işletmesindeki işçilerinin 1 saatlik çalışmayla Türkiye ekonomisine ancak 4 dolar katkı sağlayabilmesi, bu basiretsiz yöneticinin israfı değil midir?

Yönetimler, kendilerini gerekli kılmak için, çoğu kez israfı bizzat kendileri tasarlamaktadır. Verimliliği sağlamaya ya akılları yetmemektedir ya da niyetleri bozuktur. Bu yüzden israfın faturasını işçiye kesip, kapıya koyarak kendilerince ‘israfı önlemiş’ olmaktadırlar.

Benzer bir salaklığı biz, yıllarca ‘tasarruf genelgeleri’ ile yaptık. Kamudaki lojman, araç vs. israfını önlemek için genelge çıkardık durduk. Peki, ne oldu? Olan şu; 100 bin dolar tasarruf edeceğim diye, bitmenin eşiğine gelmiş 100 milyon dolarlık yatırımları çöpe atabildik.

Şimdi biri çıkıp israftan söz edince, öncelikle bu lafı söyleyene soruyorum: “İsrafı önlemeye, seni yönetimden alarak başlayalım mı?”

Dikkati çekmek istediğim nokta, Türkiye’de kaynakların etkin ve yetkin kullanımındaki sorunların israfı doğurduğudur. İstanbullu her 20 ekmekten birini israf ediyor diye hedef şaşırtmacayı saçma buluyorum.

İsraf, bir yönetim zaafıdır. Bu yönetici, hane halkı reisi de olabilir, şirket genel müdürü de kamu bürokratı da…

İsraf haramdır… Katılıyorum. Kendi zamanımı ve bana emanet edilen kaynağı har vurup harman savurarak ben, bu günahı işledim. Hâlâ da günah ürettiğimi düşünüyorum.

Fakat “Türkiye israf şampiyonu” demekten öteye geçemeyen, yönetimindeki kaynakları budalaca harcayanların da en az benim kadar günahkâr olduğunu düşünüyorum.

İsraf haram ise kaynağı yöneten beceriksiz yöneticiler de haramzadedir.

Sorunu, kendi sorumluluk alanları dışına öteleyen ‘kötü yöneticilerden’ daha büyük müsrif olamaz.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)