SEFA SAYGILI

Belki de Cumhuriyetimizin ilk yıllarından beri yeni kuşakları nasıl eğitmemiz gerektiğine kafa yoruyoruz. Bu yüzden eğitim sistemini sık sık değiştiriyor, artık oldu derken birkaç sene sonra yeni anlayışlar üzerine kafa yormaya başlıyoruz. Kısacası eğitim düzenimiz reformlarla devamlı köklü değişikliğe uğruyor. Ancak yine tatmin olmuyor, yeni arayışlar içine giriyoruz. Bu da eğitime ait düzenimizin yolunda gitmediğini gösteriyor.

Sadece bitmek bilmeyen eğitim sistemi arayışlarımız değil, PISA sonuçları da SOS veriyor ve eğitimde problem olduğunu gösteriyor. Bu sonuçlara göre, Türkiye’deki öğrenciler bilim, matematik ve okuma da OECD ortalamasının altında kalmışlar.

Son yayımlanan uluslararası eğitim değerlendirme testi, 72 ülke ve ekonomik bölgeden 35’ini kapsıyor. Test, Avrupa Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) ülkeleri arasında, 15 yaşındaki 540 bin öğrenci üzerinde yapılan araştırmaya dayanıyor. Türkiye, 72 ülke arasında 50’nci sırada yer alırken, önceki testlere kıyasla performansının gerilediği anlaşılıyor. Üstelik incitici olan ise OECD ülkeleri arasında maalesef en sonda yer alması.

Birkaç ay önce gazetelerde bu son PISA değerlendirme testinde en üst sıralarda yer alan Japon okulları ile ilgili bir haber yer aldı. Haberde Japon okulların da müstahdem veya hizmetli olmadığı, bunun yerine okulun tüm işlerinin öğrenciler ve öğretmenler tarafından işbirliği içerisinde yapıldığı kaydediliyordu.

Yine haberin devamında, “Japon okullarında yer paspaslayan öğrenci, cam silen öğretmen görmek şaşırtıcı değildir. Hatta ve hatta tuvalet temizliğini bile öğrenciler yapar. Bu sebepledir ki öğrenciler okulu temiz tutmaya özen gösterir, nihayetinde kirletseler de temizleyecek olanın kendileri olacağını iyi bilirler” diyordu.

Bu haberi değerlendiren kıdemli yazar ve düşünür bir büyüğümüz şunları yazmıştı:

“Japonya’yı Japonya yapan özelliklerinden biri budur. Japon velileri bunu tabiî ve normal karşılar. Bizdeki mağrur çıtkırıldımlar, kuşkonmazlar böyle şeyleri kabul etmez. Küçük oğlu ve kızı tuvalet temizleyecek… Olur mu öyle şey? Havalara çıkarlar, ortalığı birbirine katarlar.”

Gerçekten araştırmacıların önemle üzerinde durduğu bir konudur bu: Hayatta başarılı olmak için çocuklukta zorluklarla başa çıkmasını bilmek gerekir. Elbette her anne baba çocuğunun başarılı olmasını, büyüyünce de iyi bir hayat yaşamasını ister.

Şimdi üniversiteye kadar 12 yıl eğitim mecburi hale geldi ve maalesef gençlerimizi hayata en uygun şekilde hazırlayamıyoruz. Halbuki ezberci değil analizci ve araştırmacı, meraklı, fikri ve vicdanı hür nesiller yetiştirmek zorundayız.

İşte pek çok araştırmadan derlediğimiz, başarılı çocuk yetiştiren ailelerin bazı ortak özellikleri şöyle:

  • Çocuklarına ev işi yaptırıyorlar. Çocuklar ev işi yaptıklarında hayatın bir parçası olmak için bir şeyler yapmaları gerektiğini anlıyor ve gelecekte meslek sahibi olduklarında çalışma arkadaşlarıyla daha iyi işbirliği kurup daha empatik bireyler oluyorlar. Ekip olarak çalışmak onlara cazip geliyor ve gayretliler.
  • Sosyal beceriler öğretiyorlar. Anaokulundayken sosyal becerileri olan öğrenciler; daha yardımsever, problem çözme yeteneği gelişmiş yetişkinler oluyor ve üniversite bitirip 25 yaşlarında meslek sahibi oluyorlar.
  • Çocuklarından beklentileri daha yüksek oluyor. Ebeveynlerin beklentilerinin, çocukların gelecekte başarıları üze – rinde çok büyük bir etkisi olduğu görüldü. Bu aileler çocuklarına ideal ve gelecek hedefi aşılıyorlar.
  • Çocuklarıyla sağlıklı ilişki kuruyorlar. Çatışma ve tartışmalar olan bir ortamda büyümek yerine, sağlıklı bir ailenin parçası durumundaysa daha başarılılar. Bu yüzden ailedeki huzur ve mutluluk onlar için çok önemli.
  • Aile eğitimliyse çocuklar daha başarılı oluyor. Ebeveyn, eğitimi sadece okul olarak algılamıyor ve okumaya, kurs ve seminerlere gitmeye devam ederek kendilerini geliştiriyorlar.
  • Çocuklarına matematiği erken yaşta sevdiriyor ve öğretiyorlar.
  • Çocuklarıyla sağlam ve hassas bir ilişki geliştiriyorlar. Bakılan ve özen gösterilen çocuklar bunlar. • Stres seviyeleri çok daha düşük.
  • Aile, başarısızlıktan kaçınmak yerine çocuğun gösterdiği ça – baya ve emeğe değer veriyor. “Elinden geleni yaptı” sözü, alınan nottan daha çok değer kazanıyor.
  • Daha yüksek bir sosyoekonomik seviyeye sahipler.
  • Anne pasif değil çalışan, üreten, gayret gösteren biri.
  • ‘Otoriter’ veya ‘fazla serbest bırakan’ aileler olmak yerine ‘saygı uyandıran’ ebeveynler olmayı tercih ediyorlar.
  • Çocuklarına ‘dayanıklılığı’ öğretiyorlar. Dayanıklılık, çocuklara uzun dönemler, hedefler belirlemeyi ve yaşamak istedikleri geleceğe giden yolda kendilerini adayabilmeyi öğretiyor.

Daha kaliteli ve geleceğimizi güvenle teslim edeceğimiz nesiller yetiştireceğimiz istek ve ümidiyle…

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)