Mesut Hakkı Caşın

Mesut Hakkı Caşın

ABD siyasi tarihinin en ilginç ve en tartışılmalı 45. Devlet Başkanı Cumhuriyetçi lider Donald Trump, görevine başlamasının hemen ardından göçmenleri ve Müslümanları hedef alan etnisite yaklaşımları ve NATO-AB ile ilişkilerin revize edilmesini öngören mesajları ile dünya kamuoyunun dikkatlerini çekmiştir. Trump’ın askeri ve siyasal eliti süratle, Obama dönemi politikaları sıfırlayacak radikal değişimler için adımlar atmaktadır. Bu farklılık, ABD kamuoyunda şaşkınlık yaratmaktadır. Başkan’ın yeni kararlarını küçük bir danışman grubuyla almasının, kendini destekleyen seçmenlerini memnun ederken, Amerikan halkının ve istihbarat kurumlarının mutlak desteğinin yeterli düzeyde olmadığı göze çarpmaktadır. Bu sisli siyasal tablo, tıpkı Vietnam Savaşı döneminde olduğu üzere, Washington’un geleneksel iç siyaseti ve toplum düzeninde kutuplaşmalara ve sert kırılmalara yol açabileceği düşüncesini ön plana çıkarmaktadır.

ABD iç politikasında kutuplaşma yükselebilir mi?
Küreselleşmeye, sermaye hareketlerine ve göçmenlere karşı çıkan, ticari korumacılığı ön plana çıkaran Trump’ın ekonomik yaklaşımını hangi riskler ve fırsatlar beklemektedir? Yeni Başkan’ın orta sınıf ABD vatandaşları için refahı artırma stratejisinde ‘Önce Amerika’ vurgusunu ön plana çıkarması, finans ve ticaret çevrelerinde korumacılık endişelerine yol açmaktadır. Bu bağlamda Trump, küreselleşmenin Amerika’ya güç kaybettirdiğine, Çin’i güçlendirdiğine, İslami radikalizmi artırdığına inanmaktadır. Öte yandan, Trump’ın göçmenler ülkesi ABD’ye seyahat kısıtlaması ülke çapında protesto edilmiştir. Donald Trump, kararnamesinin “Amerika’yı korumak” için olduğunu savunurken; ABD yargısı frenleme getirerek vize yasağını geçici olarak durdurmuştur. Federal mahkemenin aldığı vize yasağına karşı temyiz mahkemesine yapılan başvuru da reddedilmiştir. ABD’li strateji uzmanlarından Anthony Cordesman, “Yasak düşmanlık yaratıyor” görüşünü ileri sürmüştür. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan 900 diplomat ve ABD yargısı ‘vize kısıtlaması’ kararnamesine karşı çıkmıştır. Ancak Trump, Adalet Bakanlığı’na vekalet eden Sally Yates’i, kararnameyi savunmayı reddettiği için görevden almıştır. Çalışma Bakanı adayı Andrew Puzder’in istifası ve Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn, göreve gelmeden önce Rus yetkililerle görüştüğü iddialarının ardından gelen baskılar üzerine istifa etmesi, Washington’da işlerin farklı gelişeceğinin mesajları olarak yorumlanmıştır. Bu siyasi ve yargısal gelişmeleri Time dergisi, Trump’ın artık ‘Amerika Bölünmüş Devletleri’ nin Başkanı olduğu yolunda değerlendirmiştir. Diğer yandan, Suriye krizi ile göçmen politikaları, Almanya, İngiltere, Fransa, Hollanda ve diğer AB ülkelerinde aşırı sağ partiler ve milliyetçi akımların güçlenmesine neden olduğu yolundaki eleştirileri, Merkel tarafından ve Hollande’ın tepkilerine yol açmıştır. Nitekim, Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aşırı sağcı aday Marine Le Pen seçim kampanyasını başlattı. Ulusal Cephe lideri Le Pen, Fransa’nın AB’den ayrılmasının (Frexit) yanı sıra NATO’dan ayrılmayı da gündeme taşımıştır.

Monroe-Yalta sonrası ABD dış politikasında sertlik sinyalleri
ABD’nin Monroe Doktrini ve Yalta Konferansı sonrasına şekillenen müdahaleci vizyonu, Trump’ın dış politika ve güvenlik politikası, dünya dengelerini ne yönde ve nasıl etkileyebilir? Bu noktada ilk gelişme, İngiltere ile başlatılan diplomatik diyalog olmuştur. Başbakan May, İngiltere ile ABD arasında kurulacak yeni ilişkilerle, dünyaya yeniden ve beraber yön vereceklerini öne sürmüştür. Ancak May, Rusya konusunda endişelerini dile getirmiştir ve Başkan Reagan’ın ‘güven fakat doğrula’ tavrına atıfta bulunarak, Trump’a “Rusya ile ilişkilerinde dikkatli olması” uyarısında bulunmuştur. May, ayrıca Trump’ın “NATO’nun yüzde 100 arkasındayım” dediğini aktarmıştır. Trump, Rusya Devlet Başkanı Putin’e saygı duyduğunu belirterek, Rusya ile iyi geçinmenin ‘geçinmemekten’ daha iyi olduğunu vurgulayan Trump, Rusya’nın ABD’ye IŞİD’le mücadelede yardım etmesinin olumlu olacağını kaydetmiştir. Trump, Ukrayna Devlet Başkanı Poroşenko’yla görüşmüştür. Buna mukabil Beyaz Saray, Trump’ın Rusya’dan Ukrayna’daki şiddeti azaltmasını, Kırım’ı ‘Ukrayna’ya iade etmesini beklediğini’ belirtmiş ve ” Rusya Kırım’dan çıkmadığı müddetçe yaptırımlar gözden geçirilmeyecek” açıklamaları ile yeni bir tırmanma stratejisi için düğmeye basmıştır. Rusya sert tepki göstererek, “Kırım, Rusya’nın toprağı ve biz topraklarımızı geri vermeyiz” açıklamasında bulunmuştur. İlaveten, Rus SU-24 savaş uçakları Karadeniz’deki ABD savaş gemilerini alçak uçuşla taciz etmiştir. Bu gelişme üzerine NATO’nun angajman kuralları seçeneğini masaya yatırması, Karadeniz’in aynı zamanda NATO ve Rusya için yeni bir gerilim alanına dönüşmesine yol açabilecektir. Görüldüğü üzere, Kremlin ve Beyaz Saray arasında kapalı kapılar ardında sürdürülen pazarlıkların, işbirliği ve gerginlik sarkacı arasındaki gri belirsizliğini halen koruduğunu söylemek mümkündür.

Ortadoğu’da gelişmeler ve Türkiye ile yeni ortaklık dönemi
ABD’nin Ortadoğu politikalarında değişiklik yoluna gidip gitmeyeceği bölge ülkelerinin merakla bekledikleri bir paradigma olarak masada durmaktadır. Trump’ın bölgeye yönelik ilk adımlarının İran, Suriye, İsrail ve Körfez Bölgesi’ni kapsayacağı varsayılmaktadır. İran’ın balistik füze denemesinin ardından Washington ile Tahran arasındaki gerilim tırmanma eğilimindedir. Tahran’ın balistik füze denemesi yapmasına ABD sert tepki göstererek, İran’ın balistik füze denemesinin ardından ABD, İran’a yönelik yeni yaptırım kararı almıştır. Trump sosyal medyadan “Zamanında Başkan Obama’nın onlara ne kadar kibar davrandığının kıymetini bilemediler. Ben öyle değilim” demiştir. ABD Başkanı, “Şunu söyleyebilirim, ülkemiz onların umurunda değil. Onlar bir numaralı terörist devlet. Her tarafa para ve silah gönderiyorlar” ifadesini kullanmıştır. Bu açıklamalar, Washington’un İran ile mevcut nükleer antlaşmayı askıya alıp almayacağı konusundaki sis perdesini yoğunlaştırmaktadır. Trump, son olarak, İsrail Başbakanı Netanyahu ile resmi görüşmesinde, iki devletli çözümden vazgeçebileceği mesajını vererek, muhataplarına, İsrail ve Filistin arasında “Gerçekten harika bir barış anlaşması” için çok çaba sarf edeceğini belirtmiştir. Trump’ın “IŞİD’i acilen ortadan kaldırma” planını nasıl uygulayacağı tartışma yaratmaya devam etmektedir. ABD Başkanı Donald Trump, milyonlarca mültecinin Avrupa ülkelerine alınmasının büyük bir hata olduğunu ifade ederek ‘güvenli bölgeler’ oluşturacağını ifade etmiştir. Bilindiği üzere, Obama yönetiminin Suriye’de PYD’ye silah ve siyasi desteği Türkiye tarafından tepki ile karşılanmıştır. Terör örgütü YPG güçlerinin, Obama’dan aldıkları ‘tezkere’ ve zırhlı araçlarla birlikte Rakka operasyonunda yeni bir evreye geçtikleri bilinmektedir. ABD Savunma Bakanlığı Pentagon son açıklamasında, Suriye’nin kuzeyine “Bir süreliğine konvansiyonel kara birlikleri Suriye’ye gidebilir” açıklamasında, yeni bir ABD askeri gücünün hedefinin ise Rakka olduğu ileri sürülmüştür. Bu gelişme, insani ve hukuki boyutun ötesinde, daha önce Irak’ta yaşanan ‘Yeni Çekiç Güç’ modelinin post- modern uygulamasına yol açabilir mi? ABD yönetiminin Suriye’de PYD/ YPG güçlerinin elinde bulunan Kobani ve Afrin’i güvenli bölge ilan etmesi durumunda, Türkiye’nin bu bölgelerde operasyon düzenlemesinin tamamen gündemden kalkabileceği ve bölgede Kürt kuşağının kurulmasına yönelik önemli bir adımın atılabileceği endişesinin ön plana çıktığı söylenebilir.
Bölgedeki mevcut gelişmeler esnasında Ankara; küresel satranç tahtasında yoğun bir diplomasi trafiği yaşamıştır. İngiltere Başbakanı May’in ardından Almanya Şansölyesi Merkel, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmüştür. Rus uçaklarının Suriye’de Türk askeri birliklerinin bulunduğu binayı vurmalarının ardından Başkan Putin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a kritik bir telefon müzakeresinde başsağlığı dilemiştir. Ancak en sürpriz gelişme ise, Rusya’nın PYD-PKK terör örgütü değildir açıklaması, ABD-Türkiye arasındaki buzların erimesinden endişelenen Kremlin’in mesajı olabileceği yolunda ciddi kafa karışıklığına yol açmıştır. Rusya, Moskova’da terör örgütü PKK’nın Suriye kolu PYD/YPG’nin öncülüğünde düzenlenen ve İran’a yakın Kürt grupların da katıldığı konferansta, Rusya’nın Suriye için sunduğu anayasa taslağındaki ‘kültürel özerklik’ ve federalizm çağrısında bulunmuştur. Kremlin tarafındaki bu sisli havalara karşılık, ABD Başkanı Trump ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sürpriz bir telefon görüşmesi gerçekleştirmiştir. CIA Başkanı Mike Pompeo, Türkiye ziyareti esnasında ise MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmüştür. Başbakan Binali Yıldırım, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile telefonla görüşmesinde, başta askeri, güvenlik ve terörle mücadele alanları olmak üzere müttefiklik ve ortaklık temelinde ikili işbirliğinin gelecek dönemde yoğunlaştırılması ve yanlış anlaşılmaların giderilmesi hususunda mutabık kalındığı bildirilmiştir. MSB Işık, NATO toplantısında, ABD’li mevkidaşı James Mattis ile Suriye konusunu müzakere etmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Körfez ziyareti esnasında, TSK’nın El-Bab sonrası terörle mücadele harekâtındaki yeni hedeflerinin Münbiç ve Rakka olacağını açıklamıştır. Sonuç olarak, ABD ve Avrupa’nın yanı sıra Ortadoğu bölgesinde kurulan yeni güç dengelerinin Türkiye olmaksızın bir menzile ulaşamayacağı gerçeğinin müttefik ve dost ülkeler tarafından dikkate alındığı yolunda müspet ve karmaşık mesajların belirsizliğini koruduğunu söylemenin mümkün olduğu ifade edilebilir.

FavoriteLoadingBeğen