Arap Baharı ile 2011’de patlak veren Suriye İç Savaşı’nın sona erdirilmesi maksadı ile Astana sürecinin devamı niteliğindeki Ankara’da, Türkiye-Rusya-İran liderlerinin katılımıyla gerçekleşen üçlü zirve, dünyanın dikkatlerinin bölgeye odaklanmasına neden olmuştur. Türkiye’nin, Suriye’de PYD-PKK terör örgütüne karşı icra ettiği Afrin Harekâtı sonrasında Menbiç konusunda ABD ile karşı karşıya gelmesi, belirsizliğini halen korumaktadır. Öte yandan, eski Rus istihbarat elemanı Sergey Skripal ve kızının İngiltere’de sinir gazıyla zehirlenmesi sonrası, İngiltere ve Rusya arasında başlayan krizin ardından diplomatların karşılıklı sınır dışı edilmeleri; Batı ve Rusya arasındaki gerginliği tırmandırmıştır.

Rusya’nın BM Güvenlik Konseyi nezdindeki büyükelçisi Vasili Nebenzia, Moskova’ya karşı yürütülen bir ‘propaganda savaşı’nın esasen, ülkesini gözden düşürme ve Rusya’nın siyasi meşruiyetine ilişkin tartışma yaratma amacı taşıdığını ileri sürmüştür. Buna mukabil İran, ABD Başkanı Trump’ın hedefi halinde ve Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ile İsrail aynı cephede yer almaktadır. Zirvenin ağırlıklı gündemi Suriye sorunu olmakla birlikte, Akkuyu Nükleer Santralı ile S-400 füzelerinin alımı konularını ön plana çıkardığı gözlemlenmiştir.

Troykanın liderleri, Suriye’nin toprak bütünlüğüne vurgu yaparak kalıcı barışın sağlanması için yürütülen işbirliğinin devam ettirileceğini ifade etmişlerdir. Türkiye’nin 20 Ocak’ta Afrin’e başlattığı Zeytin Dalı Harekâtı’nın geleceğinden, Trump yönetiminin Suriye’den çekilme planları, Esad ve Suriyeli muhaliflerle diyaloğun dengelenmesine kadar birçok konunun değerlendirildiği zirvede, Türkiye’nin önceliği terörle mücadele olmuştur. Ev sahibi Cumhurbaşkanı Erdoğan, üçlü zirvede “Önümüzdeki döneme ışık tutacağına inandığımız istişareler gerçekleştirdik ve atılacak adımları belirledik” açıklamasında bulunmuştur.

Erdoğan, Türkiye’nin Menbiç de dahil olmak üzere Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü YPG kontrolündeki tüm bölgeleri ‘güvenli hale getirene kadar durmayacağını’ ifade ederken, Tel Rıfat bölgesini Suriyeliler için yaşanabilir hale getirmek adına, “Rus ve İranlı dostlarımızla çalışma yürütmeye hazırız” demiştir. Rusya lideri Putin, “Suriye’deki öncelikli hedefimiz, Suriye’nin toprak bütünlüğünü, egemenliğini sağlamak ve oradaki terör yuvalarını ortadan kaldırmaktır” değerlendirmesinde bulunmuştur. Putin, “Türkiye ile bu doğrultuda işbirliği yaptıklarını ve bu işbirliğini sürdüreceklerini” ifade etmiştir. İran Cumhurbaşkanı Ruhani, “Suriye’nin birliğinin herkes tarafından tanınmasını istiyoruz” demiştir ve bölgenin haritasının hiçbir şekilde değişmemesi gerektiğini vurgulamıştır.

ABD Başkanı Trump’ın Suriye’deki Amerikan askerlerini ‘çok yakında’ çekeceğine dair yaptığı sürpriz açıklamaya rağmen CENTCOM, Menbiç bölgesindeki askeri birliklerini takviye etmiştir. Peki, ABD’nin Suriye politikasında bir değişikliğin işareti olabilir mi? Yakın bir gelecekte ABD askeri Suriye’den geri çekilip YPG güçlerine desteği keser mi? Trump, “(Suriye’den) Çıkmak istiyorum. Askerlerimi eve getirmek istiyorum. Ülkemizi inşa etmede görev almalarını istiyorum.

Son 17 yılda Ortadoğu’da 7 trilyon dolar harcadık, karşılığında hiçbir şey elde edemedik. Yıkım ve ölümden başka hiçbir şey olmadı. Korkunç bir şey bu” görüşü ile nasıl bir gelecek işaret etmektedir? Trump’ın bölgeden çekilmesine meşruiyet gerekçesi olarak, “Öncelikli görevimiz IŞİD’den kurtulmak. Bu görevi neredeyse tamamladık.

Yakında bir karar verilecek” şeklindeki net açıklamasına rağmen, Suudi Arabistan’ın, 4 milyar dolar tutarındaki askeri harcamaların Riyad tarafından karşılanacağı yolunda teminat vermesi, bölgesel denklemlerdeki değişim, bu yazıdaki analizlerimizi doğrulamaktadır. ABD tarafında siyasal ve askeri elite göre, Suriye’den çekilme planlarının sahadaki olası yan sımalarının, Washington’un rakiplerinin Suriye’de Amerika’nın çıkarlarına ters düşecek şekilde tertiplenmesinin yaratacağı güç boşluğuna yol açabileceği endişelerine endeksli olduğu gözlemlenmektedir.

Nitekim Trump’ın CENTCOM ve Pentagon karşısında iktidarının bölgede sorgulanması, yerel müttefiki olarak destekledikleri YPG güçlerinin güvenini sarsabileceği, ABD’nin askeri ve diplomatik olarak Cenevre sürecinde masada devre dışı kalması anlamına gelebileceği yolunda sakıncalı bulunmaktadır.

Mevcut veriler ışığında; ABD’nin Suriye’deki askeri varlığını sürdüreceği, YPG’yi silahlandırmaya devam edeceği, Fransa ve İngiltere’nin bu oluşuma destek vereceği düşünülmektedir.

Bu gelişmeler doğrultusunda, Suriye topraklarında halen kalıcı barış ve istikrarı muhafaza eden yolun hayli zor dönemeçlere gebe olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, Ankara Zirvesi’nin uygulamada, Suriye’yle ilgili bölgesel bir uzlaşının şekillendiği, gelişmelerin Cenevre görüşmelerine katkı sağlayacağını belirtmek gerekir. Türkiye’nin kendisini Doğu ile Batı arasında bir köprü olarak konumlandırdığı geleneksel politikasının süreceği söylenebilir.

Türkiye-Rusya işbirliğinde kaydedilen olağanüstü gelişmeler ile yeni bir safhaya girildiğini söylemek mümkün olabilir mi?

Yukarıda belirtildiği üzere, Rusya’da 18 Mart seçimlerinde yüzde 76.5 gibi yüksek bir kamuoyu desteği ile yeniden devlet başkanı seçilen Putin’in, Batı ile Rusya arasında gerilimin tırmandığı bir dönemde, ilk resmi yurtdışı ziyaretini NATO üyesi Türkiye’ye yapması, özellikle Batılı ülkelere verilmiş kritik bir mesaj olarak yorumlanmaktadır. Rusya Devlet Başkanı Putin ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iki ülkeyi birbirine daha çok yakınlaştıran ciddi ve önemli adımlar atmaları, geleceğe yönelik bazı yeni değişimlere yol açabilecektir.

Öncelikle, enerji alanında Güney Akım gaz projesinin hemen ardından Türkiye’nin Akkuyu’da 20 milyar dolar maliyetli ilk nükleer santralının temelinin atılması; Ankara ve Kremlin arasındaki karşılıklı işbirliği ve güven ortamını güçlendirmiştir.

Güvenlik alanında S-400 hava savunma sistemiyle ilgili teslimatın daha yakın bir tarihe çekilmesi bu toplantının bir diğer kritik mesajıdır. Türkiye’nin giderek Batı ittifakından uzaklaştığı yorumlarına yer verirken, bazı uzmanlar Ankara ile Moskova’nın ‘Batı karşıtı bir ittifaka’ giriştiğini öne sürmektedirler.

ABD’nin Ankara’ya yönelik yaptırım tehdidine rağmen Erdoğan’ın, Putin ile basın toplantısında Rus füze savunma sistemi S-400’ler konusunda geri adım atılmayacağını vurgulaması da önemli bir mesaj olarak görülmektedir.

Rusya ile işbirliği, gelecekte stratejik bir ortaklığa dönüşmesi için vakit henüz erken olsa bile kanaatimizce, Ankara ve Kremlin arasındaki mevcut ortak çıkarların daha da yakınlaşarak sürmesi ve her iki ülkenin kamuoylarının da gelişmelere destek verdiğini söylemek mümkündür.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)