Büyük İskender, kendi adıyla 17 kent kurdu. Bir kenti kurarken dikkat ettiği üç şey; ticaret yollarına erişim, doğal kaynaklara yakınlık ve kenti geliştirecek kabiliyetler idi. Nitekim tarih; İskender’in kent ideolojisini doğrulamış, kadim şehirlerin hayatta kalma stratejisini oluşturmuştu.

Dünyada 1 milyon yerleşke var ve bunların 19 bini, turizm varış noktası. 100 yıldan yaşlı 1000 kent, 1000 yıldan yaşlı 100 kadim kent var ve rekabet; ülkeler arasından çıkıp şehirler arasına doğru kayıyor.

Bu da akla; “Dünya, şehir devletler çağına geri mi dönüyor?” sorusunu getiriyor. Merkezi hükumetler küresel çatışmalara odaklanırken şehirler atağa geçiyor, iktidar giderek şehirden yükseliyor. 1500 yıl önce Güney Avrupa’da doğanlar Roma İmparatorluğu’nun ebediyete kadar süreceğine inanıyordu. Ne de olsa 1000 yıldır ayaktaydı. Ama ekonomik ve askeri bir gerileme döneminin ardından çöktü, MS 476’da artık yoktu.

Şu an geçerli olan ‘ülkelerde yaşama’ modelimizin kaçınılmaz ve ebedi olduğunu düşünürken de yanılıyor olabiliriz. ‘Yeni Yerelcilik: Şehirler Popülizm Çağında Nasıl Öne Çıkabilir’ kitabının iki yazarından biri olan Bruce Katz’a göre, büyük şehirlerin ‘bağlantı merkezi’ olma karakteri, modern ekonomi açısından özellikle önemli…

İnovasyon işbirliği büyük şehirlerde hiper-bağlantılılık kavramını güçlendiriyor. Şehirler aynı zamanda demografi açısından da avantajlı: 2014’te tarihte ilk kez insanların çoğu şehirlerde yaşıyordu. Katz’a göre, dünya ulus devletler dünyasının ötesine doğru gidiyor: “Şehirlerin yeni tür güçlere sahip olduğu bir döneme giriyoruz. Ekonomik ve finansal avantajlarını, pozisyonlarını güçlendirmek ve değişim sağlamak amacıyla kullanmak için muazzam şansları var.”

Ulus devlet; sanayileşme, merkezi ‘komuta ve kontrol’ bürokrasileri ve ulusal bağlılık ile geçen zaman zarfında evrilmedi. Modern teknoloji ise zıddı yönde eğilim gösteriyor; ‘dağınık, merkezsiz ve kontrol edilemez…’

Dijitalleşmenin kentler üzerindeki etkisi üzerine pek çok kitap yazan Jamie Bartlett, Suudi Arabistan’ın 500 milyar $’a kuracağı ‘Neom’ kentinin ilk habercisi oldu adeta… Yüzölçümü 26,400 km2’lik kent, Kıbrıs’ın üç katı büyüklüğünde, Suudi Arabistan’ın Ürdün ve Mısır sınırında, küresel ticaretin yüzde 10’nun gerçekleştiği Kızıldeniz’in kıyısında…

Dünya nüfusunun yüzde 70’i Neom’a en fazla sekiz saat içinde ulaşım sağlayabilecek. Daha da önemlisi, ileri teknolojilerle güneş enerjili, metal yakalıların (robotların) insanlardan daha çok istihdam edildiği ve küresel markaların yönetim merkezi olacak Neom’un anayasasını, uluslararası şirketler yazacak.

Şehirlerin yükselişe geçtiği yeni dünyada Neom’u, tarihteki Kartaca site devletinin modern dünyadaki birizdüşümü sayabiliriz. Romalılar (ulus devlet) Kumandan Hannibal’ı yendiğinde, onun kenti Kartaca’yı yıkmakla kalmadı, kurulduğu alanı sabanla sürerek, tarım dahi yapılmasın diye tuz ekmişlerdi.

Bugün kadim Kartaca yerinde duruyor ve İskender’den bu yana değişmeyen kuralı, ilhamını verdiği Naon ile de pekiştiriyor. Kadim şehirlerin dayandığı üçlü sacayağa bakıyoruz; 1-tarihî kültürel miras, 2-doğal kaynaklar ve 3-yerel kabiliyetler…

Günümüzde kent tasarımcıları bu sacayağın ‘yerel kabiliyetler’ kısmını sorguluyor ve dikey mimarinin insanları mutsuz edeceğini düşünüyor. Zira bilişim teknolojileriyle akıllı kentler modası başlamışken, sadece akıllı olmaları yetmez, güzel ve yaşanılır olmaları gerekir deniliyor.

Dünya nüfusunun yarıdan fazlası kentli olalı beri, bildik ezberler değişmeye başladı zira. Kentli olmak artık, köyden kasabaya, ilçe ve şehre, oradan da büyük şehre varmanın ötesinde bir kavram haline geliyor.

Düne kadar ekonomiler; ülkelerin rekabeti üzerinden belirleniyordu. Bugün kentlerin rekabeti daha önemli hale gelmeye başladı. Halen ülkeleri birbiriyle kıyaslayan göstergelerde, OECD, G-7, G-20, Gelişen Piyasalar ifadeleri mevcut. Mesela Türkiye’yi dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi kabul edip, ilk 10’a girme hedefimiz de var. Fakat hayatın pratiği, ülkelerin gelişmişliğini, cazibe merkezi kentlerin belirlediğini gösteriyor bize.

Belki hâlâ İngiltere’yi Türkiye ile kıyaslıyoruz ancak Londra ile İstanbul’un kıyaslanması, olup biteni açıklamada daha işe yarar olabiliyor.

Çin’in, Japonya’yı yerinden edip dünyanın ikinci büyük ekonomisi olması, kendi kentlerini, küresel arenada ön plana çıkarma stratejisiyle mümkün olabildi. 15 yıl sonra dünyanın ilk ekonomisi olabilmek adına farklı bir adım attı. Rekabet avantajı sağlamak için 8 büyük kentini birleştirip, Guangzhou adlı 42 milyon nüfuslu mega şehir kuruyor.

5 bin yıl öncesinden anakent (metropol) olagelen İstanbul’un son dönemde küresel girişimcilerin cazibe merkezi haline gelmesi, Türkiye’nin rekabet gücüne ivme verecek bir niteliğe bürünmeye başladı. Ülkede, dikey yapılanmayı dışlayan ve yatay mimarileri önceleyen yeni şehirler kurulacak olması da kentler arası rekabetin yeni arenasını inşa edecek.

Özellikle emlak alanında kaydedilen gelişmelere bakınca kadim rakipleri Atina, Roma, Dublin, Budapeşte, Viyana, Barselona, Madrid, Lizbon, hatta Paris’ten de ‘daha cazip’ hale gelmiş durumda.

İstanbul’un küresel finans merkezi olma gayreti, üçüncü havaalanı, Yeni İstanbul, Kanal İstanbul projeleri zaten, kentsel dönüşüm, olimpiyatlara talip olma ve benzeri alt alanlardaki gelişmeler sayesinde gerçekleşebilecek.

 Londra ve Paris gibi kentler mimari perspektiften doyuma yakın hale gelmiş bulunuyor. Şimdi İstanbul, bu farkı ‘hızla’ kapatıyor. Burada sorun; çok azımızın önemini kavramış olsa da ülkeler yerine kentler arası rekabet gibi olgulara zihnimizin henüz hazır olmamasıdır.

TAHRAN’DA 20 YIL ÖNCESİNE KADAR EN YÜKSEK YAPI; 35 METRE VE BEŞ KAT İDİ. BU YAZIYI YAZDIĞIM GÜLİSTAN SARAYI’NDAKİ BİNA FONDA GÖRÜLÜYOR.

Peki, ülkeler kadar kentler arası rekabetin bizi götüreceği dünya; nasıl bir yerdir ve bunun yönetimden mülkiyete, üretimden paylaşıma dek ne gibi muhtemel açılımlar getireceğini biliyor muyuz? Tabii ki hayır! Ancak site devletlerin rekabetinin antik dünyası, yakın geleceğimize dair ipuçlarını barındırıyor olabilir.

Bana göre üniversitelerimiz ve şehir planlamanın akil adamları, yeni şehirler kurulma sürecinde, bu ve benzeri soruların cevaplarını oluşturmaya başlasa iyi olur. Nitekim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dikey yapılanmayı sorgulamalıyız” çağrısı, daha yaşanılır kent tasarımı için hayati önem taşıyor.

Eğer siz akıllı olduğu kadar güzel ve yaşanılır kent inşa etmez iseniz kentler arası rekabetin taşrasına düşüverirsiniz. Yalnızca insanlar değil, güvercinleri dahi kentin ortak aklına katkı sunan bir gelecek bizi bekliyor ve hepimizin yaşadığımız yerin nimetlerinden yararlanırken o beldeye sadece vergilerimiz değil, aklımızla, estetik duygularımızla, yatay mimarimizle de katkı vermemiz gereken yeniçağa hoş geldiniz.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)