SEFA SAYGILI

Trump her geçen gün yeni sözleri ve davranışları ile tartışma yaratmaya devam ediyor. Son günlerde, Florida’daki okul katliamından sonra sağ kurtulan öğretmen ve öğrencilerle yaptığı toplantıda, çözüm için ileri sürdüğü teklif hayli ilginçti. Trump burada öğretmenleri silahlandırmayı önerdi ve okulların yakınlarında oluşturulan silahsız bölge uygulamasının sonlandırılmasını istedi. Trump, silahlı bir öğretmenin muhtemel saldırıları ‘çok çabuk’ sona erdirebileceğini iddia etti.

Trump,  bir başka demecinde, “ABD’nin ticarette tüm ülkeler tarafından kazıklandığını” savunarak şöyle devam etti: “İnsanlar şunu anlamak zorunda; bizim ülkemiz ticarette dünyadaki tüm  ülkeler tarafından kazıklandı. Dost olsun, düşman olsun, herkes bizi kazıkladı.”

Trump’ın bu ve benzeri tuhaf sözleri yeni değil tabii ki. İşin ilginç yanı ise ruh sağlığının artık tartışılmaya başlanmasıydı. Sonunda devreye ruh sağlığı profesyonelleri de girdi.

 

TRUMP’IN RUH SAĞLIĞI

ABD’ye başkan seçildiğinden bu yana Donald Trump hakkında ileri sürülen iddialar var: Başkanlık yapmaya uygun akıl sağlığının bulunmadığı yönünde bu iddialar.

Daha önce Yale Üniversitesi’nde düzenlenen bir konferansta konuşan bir grup psikiyatrist, Trump’ın ‘tehlikeli bir akıl bozukluğuna’ sahip olduğunu söylemişlerdi. Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden psikoterapist Dr. John Gartner, “Donald Trump’ın tehlikeli olabilecek akıl hastalığı konusunda kamuoyunu uyarmak gibi etik bir sorumluluğumuz var” demiş ve eklemişti: “Yalnızca yalancı veya narsist olmaktan daha kötüsü, ayrıca paranoyak, hezeyanlı ve büyüklenmeci (grandiöz, megaloman) düşünmeye sahip ve bunu başkanlığının ilk gününden itibaren gösteriyor.”

Yale Üniversitesi Psikiyatri Bölümü’nden Dr. Bandy Lee ise “Önemli psikiyatristlerin belirttiği gibi (Trump’ın akıl hastalığı), kimsenin hakkında konuşmak istemediği açık bir sorun. Kamuoyunun artık bunun farkına vardığına ve hakkında geniş bir şekilde konuşmaya başladığına inanıyorum” diyerek tartışmaya katıldı.

Trump’ın sözü edilen kişilik yapısıyla devamlı ortalığı karıştırdığı, ülkelerin iç işlerine müdahale ettiği görülüyor. Irak ve Suriye’de terörist PYD’ye açıktan son model silahlar vererek Ortadoğu’nun kana bulanmasına sebep olurken, şimdi de Suudi Arabistan’daki prens krizinin arkasında ABD’nin olduğu dikkatlerden kaçmıyor.

Kaliforniya Milletvekili Ted Lieu’nun söylediği gibi: “Dakikalar içinde 4 bin nükleer silahı fırlatmaya yetkisi olabilen birinin fiziki ve akıl sağlığıyla ilgili bir durum mutlaka sorgulanmalıdır.”

En son psikiyatrist ve psikologlar, “Trump’ın konuşma ve davranışlarının ortaya koyduğu ciddi duygusal dengesizlik, başkanlık görevini güvenilir bir şekilde yerine getiremeyeceğini gösteriyor” şeklinde açıklama yaptılar ve imza toplamaya başladılar.

Aslında psikiyatristler kişiyi görmeden, muayene etmeden karar veremezler. Ancak konuşan uzmanlar, burada diğer insanların yararını düşünerek uyarı görevi yaptıklarına inanıyorlar. “Bunun için de muayene etmeye gerek yok. Yaptığı, sergilediği davranış ve sözlerine bakmak yeterli” diyorlar.

Trump, incelemeye göre antisosyal kişilik bozukluğu ve narsisim işaretleri taşıyor. Başkalarının acısı için empati duygusu kuramıyor, üstelik pişmanlık hissi de yaşamıyor. Yalan söyleme ve aldatma gibi huyları var. Bunun için de şu örnekleri veriyorlar:

  • Özürlü gazeteciyle alay etmesi.
  • Protestocuların can güvenliğini umursamaması.
  • Kadınlara cinsel saldırıda bulunması.
  • Seçimlerde rakiplerini fiziksel zarara uğratmakla tehdit etmesi.
  • Ülke için çocuklarını kaybeden bir aileye sözlü saldırıyı sürdürmesi.
  • Kendini eleştiren insanları aşağılaması.
  • Yanında çalıştırdığı kişilere hak ettikleri ücretlerini ödememesi.
  • Azınlık grupları hedef alması ve onları korkutması.
  • Gerçeklik duygusunun kaybolması.
  • Gerçek olmayan şeyler hakkında gerçekmiş gibi konuşması.
  • Önceki Başkan Obama’nın ofisine telekulak yerleştirdiğini iddia etmesi ve “Obama Amerikan değil” demesi.
  • Sık öfke nöbetleri, tepkisellik göstermesi, ani kararlar alması.
  • Diplomatik kural ve normlara uymayarak uluslararası krizler çıkarması.
  • Yasadışı başkanlık emirleri çıkarması.

Trump’ı inceleyen ruh sağlığı ekibi sonuç olarak şöyle diyor:

“Tabii ki daha önce narsist denilebilecek başkanlarımız olsa da hiçbirisi Trump’ta görülebilecek sosyopat özelliklere sahip değildi. Aynı şekilde hiçbiri bu şekilde görünür ve anlaşılır tarzda tehlikeli de değildi. Demokrasi, saygıyı ve başkalarının değişik bakış açılarının korunmasını gerektirir. Bunlar ise sosyopatiye uymazlar. Empati veya pişmanlık duymamak da buna eklenebilir. Bütün bunlar Trump’ın ABD için ciddi bir tehlike olabileceğini göstermektedir.”

Aslında Trump hakkında yazmakta tereddüt ediyordum. Ancak yenilerde (8 Kasım 2017 tarihli gazeteler) “Maksadımız silah ticareti” şeklinde demeç vermesi bu açıklananları doğrulamaktadır. Trump’ın “Güney Kore’nin ABD’den yüklü miktarda askeri teçhizat alımı, ticaret açığımızın kapanmasına yardımcı olabilir” şeklindeki ifadeleri, ABD Başkanlığı’nda açgözlü bir tüccar gibi davranarak kan ve gözyaşı üzerinden maddi kazanç sağlamayı düşünmektedir. Terörist PYD’ye silah desteği ise daha üzücü ve acı sonuçlar doğuracaktır.

Trump ile başta ABD olmak üzere dünya tehlikeli bir uçuruma doğru gitmektedir.

 

TRUMP’IN KUDÜS ISRARI

Maalesef ABD’nin ‘kaçık’ başkanı Trump, içte ve dışta kaybettiği saygınlığını İslam dünyası için oldukça önemli olan Kudüs’e hâkimiyet kurmak yanında bir de İsrail’e başkent yapma kararı alarak gidermeye çalışıyor.

Sayın Cumhurbaşkanımız hemen devreye girdi ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nı, başkanı olarak toplantıya çağırdı. Oybirliği ile Kudüs’ün Filistin’in başşehri olduğu kararı alındı. Derken Birleşmiş Milletler toplanmaya davet edildi. Birleşmiş Milletler’de yapılan Kudüs konusundaki oylamada ise 128 ülke buna karşı çıktı ve sadece 8 ülke Trump’ın provokasyon kokan kararından yana oldu. Bu ülkeler de korkutularak, rüşvetle teslim alınmıştı. Kısacası Birleşmiş Milletler’deki oylama Türkiye’nin zaferi ile sonuçlandı.

 

ELBETTE ERDOĞAN BÖYLE BİR LİDERE GÜVENEMEZDİ

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, ABD’ye karşı kullandığı sert söylemleri sürdürüyor. Özellikle Suriye’nin kuzeyindeki PKK yanlısı terörist yapılanmasından, haklı olarak, ABD’yi sorumlu olarak görüyor. Ve ABD’nin güvenilmeyecek dostluğuna dikkati çekiyor:

“İstedikleri kadar yalan söylesinler, istedikleri kadar oyalama taktiği kullansınlar, istedikleri diplomasi oyunlarını oynasınlar, biz bu gerçeği görüyoruz ve her fırsatta yüzlerine vuruyoruz, vurmaya da devam edeceğiz.”

Cumhurbaşkanımız, ABD’nin yalanlarına da vurguyu sürdürüyor: “Artık bizi kimin dediği değil, kimin ne yaptığı ilgilendiriyor. Gözümüzün içine baka baka söylenen yalanlardan gına geldi.”

Neyse ki ülkemiz adına başımızda Recep Tayyip Erdoğan gibi merhametli, dünya barışından yana ve kesinlikle doğruluk ve dürüstlükten milim sapmayan bir lider olduğu için Rabbimize şükretmeli, kıymetini bilmeliyiz.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)