Mesut Hakkı Caşın

Uluslararası sistem, farklı ve ciddi kırılmaları yaşarken, güçler dengesi açısından yeni meydan okumaları, belirsizlikleri ve çatışmaları; bölgesel düzlemde ise rekabeti, uyuşmazlıkları, diplomasi ve uluslararası hukukun geleneksel kuralları dışına taşımaktadır. Trump, Rusya, İran ve Kuzey Kore’ye yaptırımların genişletilmesini öngören tasarıyı imzalayarak yasalaştırmıştır. Yeni düzenleme, Rusya’nın savunma, istihbarat, madencilik, gemicilik ve demiryolu endüstrilerini hedef alıyor ve Rus bankaları, enerji şirketleri ile anlaşma yapılmasına ciddi kısıtlamalar getiriyor. Rusya’nın petrol, finans, teknoloji ve silah sektörlerinin Batı ülkelerindeki varlıkları dondurulurken, yeni faaliyetlerine de kısıtlamalar getirilmiştir. Başkan Trump, yeni yaptırım kararları sonrasında, “Rusya ile ilişkilerimiz tüm zamanların en düşük seviyesinde ve çok tehlikeli bir düzeyde” açıklamasında bulunmuştur.
Meselenin küresel enerji boyutuna bakıldığında ise ABD, enerji arz güvenliği açısından Rusya’nın AB enerji piyasasındaki ağırlığını azaltmak niyetini gizlememektedir. ABD, 2015 yılında 0,8 milyar metreküp olan LNG ihracatını, 2016 yılında 4,4 milyar metreküpe yükseltmiştir. Enerjide ihracatçı ülke olmaya başlayan ve LNG ile doğalgaz ihracatını artırma peşinde olan ABD, Avrupa’daki pazar payını giderek artırma eğilimindedir. İlk defa, Başkan Dwight Eisenhower idaresinde 1957’de gaz ihraç eden ABD, toplam gaz ihracatını ise % 30 oranında artırmayı başararak, 2016’da kapasitesini, 315 cubic feet per day -Bcf’e yükseltmiştir. ABD, kaya gazına bağlı olarak, günlük LNG ihracat kapasitesini ise 6 milyar (bcfd)’e ulaştırmıştır. Bu yeni üretim avantajı ile ABD, Avutsralya, Katar ile birlikte, küresel LNG pazarı denklemine iddialı bir şekilde girerken, küresel pazarda daha ucuz gaz tedariki, kargo taşıma kapasitesi ve esnek tedarikçi siyaseti ile Rusya’nın Avrupa pazarına da rakip olmayı hedeflemektedir. Rusya Başbakanı Dmitri Medvedev, ülkesinin ABD’de Kasım 2016’da düzenlenen başkanlık seçimlerine müdahale ettiği iddiası nedeniyle alınan yaptırım kararını, ‘topyekûn ticari savaş ilanı’ olarak nitelemiştir.
ABD’nin yeni yaptırımlarının ardından, Rusya ve İran’ın askeri ve teknik işbirliğini güçlendirme konusunda anlaştıklarını açıklamasının, Tahran-Moskova ilişkilerinde mevcut yakınlaşmayı daha da artıracağı düşünülmektedir. Rusya, Çin ile ilişkilerini bir kademe daha yükseltebilir. Bu yeni kutuplaşma, dünya barışını kısa sürede olmasa dahi orta vade bağlamında etkileyebilecektir. Yukarıda belirtildiği üzere, yaptırımların içerik ve kapsam olarak öncelikle Rus petrol ve doğalgaz sektörlerini hedef alması, bu stratejik tespitlerimizi doğrulamaktadır. Rusya’nın Kuzey Akım-2 Boru Hattı projesi benzeri boru hatları projelerinin inşasında yer alan Almanya, Fransa, Hollanda ve Avusturya gibi AB üyesi ülkelerin şirketlerine para cezası verilmesinin da önü açılmaktadır. Bu süreç, genel çizgisi ile Rusya’nın aleyhine görünmekle birlikte, yaptırımlar yeni enerji ihracatını sağlayacak boru hatlarının ekonomik maliyetini artırabilir. Bu gelişimin asli nedeni ise borçlanma maliyetinin artması olarak tanımlanabilir. Bu noktada, ABD Senatosu’nun aldığı yaptırım kararının Gazprom’un monopol gücünü kırmayı amaçladığı düşünülmektedir. Çünkü bu yeni hamle ile yaptırımlar ve düşen petrol fiyatları yüzünden zarar eden Gazprom’un rekabet gücü kırılmak istenmektedir. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov son olarak, ABD’li mevkidaşı Tillerson ile Filipinler’in başkenti Manila’da bir araya gelmiştir. Lavrov, ABD ile diyalog kapısını açık tutmak istediklerini, Suriye, Kuzey Kore ve uzun menzilli balistik füzeler konularında işbiliğine açık olduklarını ifade etmştir.
Avrupa cephesine bakıldığında ise Rusya’nın iki önemli AB ortağı Almanya ve Fransa, yaptırım kararına karşı sert bir tavır almışlardır. Kremlin bu avantajı dikkatle kullanacaktır. Almanya, temelde, yaptırımlara konu teşkil eden Rus gazının geleceği Kuzey Akım-2 projesini desteklemektedir. Nitekim Almanya Şansölyesi Merkel, ABD’nin kararına karşı çıktığını ve söz konusu kararın Avrupa’nın enerji arz güvenliğine zarar vereceğini açıklamıştır. Alman uzmanlar ise, yaptırımların Kuzey Akım-2 de dahil olmak üzere Almanya’nın Rusya’yla gerçekleştirdiği enerji projeleri için tehdit oluşturduğunu vurgulamışlardır. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise yaptığı açıklamada, ABD’nin İran, Rusya ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ne uygulamak istediği yeni yaptırımların yasal olmadığını belirtmiştir. Paris, Fransa ve Avrupa yasalarının yaptırımların ardından değişmesi gerekeceğini ve Avrupa Birliği seviyesinde tartışma yapılmasına ihtiyaç olduğunu ileri sürmüştür. Batılı yatırım ortaklarının, yaptırımlar nedeniyle projelerden çekilmeyi düşünmesinden endişelenen Kremlin, buna karşılık olarak boru hatlarının inşaatını hızlandırmıştır. Karadeniz’in altından Türkiye’ye ulaşması planlanan Türk Akımı hattını inşa eden İsviçreli şirket Allseas Group, boru hattının Türkiye’de nereye bağlanacağı henüz belli olmasa da Gazprom’un talebi üzerine inşaata hız vermiştir. Bu durum, Rusya-Türkiye enerji işbirliğini güçlendirecektir. Türkiye zor zamanda daima Rusya’ya destek vermiştir.
Son tahlilde, Rusya ve ABD arasındaki gerginliğin, Kırım mahreçli olduğu varsayılsa dahi, ABD’nin ‘havuç-sopa’ taktiği ile Kremlin’i ekonomik olarak frenlemeyi ve uzlaşıya zorlamayı hedeflediği ileri sürülebilir. ABD’nin küresel enerji denkleminde, Rusya ile İran’ı eşzamanlı hedef aldığı, bu bağlamda Katar krizinin Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri ile ortak yeni enerji cephesi oluşturmayı hedeflediği düşünülmektedir. Ancak İran ve Çin’in Körfez Bölgesi’nde askeri tatbikat düzenlemesi, Çin’in Washington’un bariz taktik ve stratejik hatalarından en fazla istifade eden aktör olduğunu ortaya koymaktadır. Kısaca AB-ABD arasındaki rekabet, Rusya üzerinden enerji savaşları ile farklı bir sürece girebilir. Bu durum, Rusya ve Türkiye’nin gaz ve nükleer enerji işbiliğini kısa vadede olumsuz etkilese dahi, uzun vadeli olarak Putin-Erdoğan arasındaki işbirliğinin Suriye’de güçlenmesine yol açabilir. Bir diğer stratejik sürpriz ise Rusya’nın Katar krizinde, Suudi Arabistan’a silah satışlarına rağmen, daha aktif rol almasına yol açabilir. ABD, İran yaptırımlarındaki yanlışlarını tarihsel olarak Rusya karşısında devam ettirirken, NATO ve AB içindeki müttefiklerinde güven eksikliği ve ortaklık anlayışında ciddi prestij kayıplarına yol açabilecek bir sürece doğru yol aldığı söylenebilir. ABD, ‘Yeni Dünya Düzeni’ içindeki ekonomik ve askeri anlamda amiral gemisi olmak vasfını adım adım kaybetmektedir. Pentagon’un Suriye’de YPG’ye silah tedarikinde NATO Müttefiki Ankara’yı dışlaması, Ortadoğu’da en güvenilir müttefiki Türk halkını kaybetmek hatasındaki ısrarı, diplomatik jargonda anlaşılmaz bir belirsizlik olarak tanımlanabilir…

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)