Mesut Hakkı Caşın

Dış politikada yalnız mıyız, oyun kurucu mu?

Türkiye’nin, Batılı müttefikleri tarafından izolasyonist baskılar ile karşı karşıya bulunduğu söylenebilir. Almanya’nın İncirlik’te konuşlu Tornado istihbarat uçaklarını Ürdün’e çekmekle Ankara’yı tehdit ettiği, ABD’nin anlaşılmaz bir şekilde PYD’ye silah tedarik anlaşmasını onaylayarak; CENTCOM’a bağlı ABD askeri unsurlarının himayesinde Rakka’da bu terör örgütü ile ortak askeri harekâta geçmesi, geleneksel ittifak ve güven ortamında ciddi sarsıntılara yol açmaktadır. AB’nin ve AGİT’in anayasa referandumunu sert eleştirileri, Avrupa Konseyi’nin Türkiye’yi siyasi denetime alması ile izolasyonist baskılarına cevaben Türkiye’nin AB’ye üyelikten vazgeçerek, konuyu yeni bir referandum oylamasına götürmesi beklenebilir mi? Batı ile sert esen rüzgârlara ilaveten Rus ve ABD askerlerinin Türkiye sınırında PYD ile aynı karelerde yer alan samimi fotoğrafları ne anlama gelmektedir? Nitekim konuyu değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Birliği’ni dürüst olmamakla ve Türkiye’yi kapıda bekletmekle suçlamıştır. Erdoğan, “Türkiye yeni yolunu Brexit tarzı referandumla belirleyecek” açıklamasında bulunmuştur. Öte yandan NATO müttefiki Türkiye, kendi beka ve güvenliğini olumsuz etkileyen risklere karşı çözüm üretebilecek yeni fırsatların yaratılabilmesi için, söz konusu çok vektörlü dış politika denklemlerini harekete geçirmenin yollarını aramaktadır. Bir başka ifade ile uluslararası güç dengelerinde, 2030-2040’lardaki olası değişim parametrelerini dikkate alan Türkiye, stratejik planlamalarını doğu-batı ve kuzey-güney eksenlerinde yeniden geliştirmek çabalarına hız verdiğini adım adım ortaya koymaktadır.

Hindistan ile bahar ve yeni ortaklık projeleri

Türkiye, yeni dönemdeki dış politika açılımları bağlamında, Hindistan ile yeni ekonomik ve siyasal işbirliği için düğmeye basmıştır. Bu bağlamda, 1 Mayıs tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Hindistan Cumhurbaşkanı Pranab Mukherjee ikili görüşmeler gerçekleştirmiştir. Cumhurbaşkanı heyetine, Dışişleri, Ekonomi, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Kültür ve Turizm ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlarımız, Genelkurmay Başkanı, milletvekilleri ve 150 kişilik işadamı heyeti eşlik etmiştir. Erdoğan, “Küresel düzeyde yeniden yapılanma sürecinden geçen iki ülke arasında işbirliğine her zamankinden daha çok ihtiyaç var. İstiklal Harbimizi yürüttüğümüz dönemde, Hindistan halkının ülkemize verdiği desteği unutabilmemiz ise asla mümkün değildir” açıklamasında bulunmuştur. Erdoğan, G-20 ülkeleri arasında yer alan Hindistan’ın dünyanın en büyük demokrasilerinden birisi ve en büyük, en hızlı büyüyen serbest pazar ülkelerinden birisi olduğunu, yüksek teknoloji, bilgisayar yazılımları, uzay endüstrisinde önemli mesafeler kaydettiğini, Türkiye’nin bu gelişmeleri takdirle takip ettiğini belirtmiştir. Erdoğan ayrıca, “İki ülke arasındaki yatırımların artırılmasını ve ticaret hacminin dengelenmesini önemli görüyoruz” değerlendirmesinde bulunarak, iki ülke arasında kur baskısından etkilenmemek için bir öneri getirerek, “Kendi milli paralarımızla karşılıklı olarak ithalat ve ihracatı yapabiliriz, çok daha fazla turist bekliyoruz” açıklamasında bulunmuştur. Bu müspet gelişmelere paralel olarak, Türkiye-Hindistan İş Forumu’na Türkiye’nin önde gelen firmaları ile Hindistan’ın büyük firmaları katılmışlardır. Türkiye- Hindistan ekonomik işbirliğinin, 2008’de 2,8 milyar dolar olan ikili ticaret hacmi, 2016’da 6,4 milyar dolara yükselmiştir. Erdoğan’ın temasları sırasında Birleşmiş Milletler (BM) yapısının yenilenmesi, 2020 yılına kadar 10 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşılması ve karşılıklı yatırım alanlarının geliştirilmesi konuları masaya yatırılmıştır. Bütün bu gelişmelerin Hindistan ve Türkiye arasında gelecekte kurulacak stratejik işbirliğinin temelini oluşturacağı varsayılmaktadır.

Rusya ile ortaklıkta yasakların kalkması

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin, Soçi’de 3 Mayıs’ta bir araya gelmiştir. İki liderin görüşmesinin en önemli gündemini Suriye oluşturmuştur. Her iki lider, Suriye’de çözümün siyasi olduğu konusunda hemfikir olduklarını ve muhaliflerin kontrolündeki İdlib vilayetinde, Humus kentinin kuzeyinde, Doğu Guta’da ve Suriye’nin güneyinde ‘güvenli bölgeler’ oluşturulması için birlikte çalışacaklarını ifade etmişlerdir. Putin, “Rusya, Türkiye ve İran bu konuya, bu formülün oluşturulmasına en büyük katkıda bulunan ülkelerdir. Trump ile de görüştük. Amerikan hükumeti de bunu destekliyor” açıklamasında bulunmuştur. Putin, iki ülke ilişkileri hakkında, “İlişkilerimizin iyileşme süreci tamamlanmıştır. Ortak işbirliğine dönüyoruz” değerlendirmesinde bulunmuştur. Taraflar, ekonomik anlamda, Türk Akımı projesinin 2017 yaz aylarında yapımına başlanması konusunda uzlaşmaya varmıştır. Böylece Karadeniz’den, biri Türkiye üzerinden, diğeri doğrudan Avrupa’ya olmak üzere iki hatla doğalgaz taşımasında Türkiye’nin kazanımlarının korunması da garanti altına alınmıştır. Görüşmelerde ayrıca, S-400 hava savunma füzeleri konusu ele alınarak, Rusya’nın ortak üretim, teknoloji transferi ve finansman konuları konuşulmuştur. Erdoğan ve Putin ayrıca, 13 Mayıs’ta Çin’de ikinci defa görüşmüşlerdir. Son olarak, Karadeniz Ekonomik İşbirliği’nin yapılacağı 22 Mayıs’taki İstanbul zirvesinde Başbakan Medvedev’in üst düzey görüşmelerde bulunması beklenmektedir. Rusya Başkanı Putin, Suriye’de PYD ile temaslarının devam edeceğini ancak Rus silahlarının verilmeyeceği açıklamasında bulunmuştur.

Çin ile üçüncü nükleer santral antlaşması

Erdoğan 13-15 Mayıs’ta Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenecek ‘Kuşak ve Yol Forumu’na katılmıştır. Cumhurbaşkanı, Büyük Halk Meclisi’ne gelişinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping tarafından resmi törenle karşılanmış, Şi başkanlığında heyetler arası görüşmeye geçilmiştir. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping görüşmesinde, Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) konusunda adım attıklarını ifade ederek, “Türkiye’ye tehdit oluşturan hiçbir unsura ve yapılanmaya izin vermeyeceğiz, bu konuda Türkiye ile işbirliği içerisinde olacağız” değerlendirmesinde bulunmuştur. Görüşme sonrasında iki ülke arasında önemli işbirliği anlaşmaları imzalanmıştır. Terörle mücadele ve Suriye’nin de konuşulduğu görüşmede, bu meselenin siyasi geçiş süreciyle çözülebileceği, bunun için de Astana ve Cenevre süreçlerine destek verilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Görüşmede, Türkiye’de üçüncü nükleer santralın yapımı konusu da ele alınmıştır. Bu sürecin hızlandırılması için tekrar irade beyan edilen görüşmede, müzakere sürecinin hızlandırılmasında da mutabık kalınmıştır. 2018 yılının ‘Türkiye-Çin Yılı’ ilan edilmesinin de gündeme geldiği görüşmede, bununla ilgili hazırlıklar görüşülmüştür. İki liderin görüşmesinde Londra ve Pekin’i birbirine bağlayacak olan Kuşak ve Yol Projesi de ele alınmıştır. Çin Devlet Başkanı Şi, “Kuşak ve Yol Projesi’ne Türkiye’nin katılımını önemsiyoruz” demiştir. Erdoğan ayrıca, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile üçlü bir zirve de gerçekleştirmiştir. Erdoğan, Pekin’de aynı zamanda, Yuvarlak Masa Liderler Toplantısı’nda konuşma yaparak dünya liderlerine seslenmiştir.

Trump ile kritik zirvede zorlu yol haritası

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Trump ile Beyaz Saray’da bir araya gelmiştir. Erdoğan, görüşme öncesinde ziyaretin, ikili ilişkilerde bir ‘milat’ olarak gördüğünü ve Trump ile görüşmesinde sorunları ‘noktalama’ azminde olduklarını belirtmiştir. Erdoğan, YPG-PYD terör örgütünün muhatap alınmasının küresel mutabakata uygun olmadığını belirtmiştir. Bölgenin geleceğinde terör örgütlerine yer olmadığını belirten Erdoğan, iki müttefikin işbirliğinin kâfi olacağını vurgulamıştır. Trump ise Türkiye’nin Soğuk Savaş’ta Sovyet yayılmasını müttefik ABD ile önlediği, Kore’de Amerikan askeri ile birlikte cesaretle savaştığının altını çizmiştir. ABD, Türkiye’nin ilişkilerinin ‘bozulamaz’ olduğunu vurgulayan Trump, iki ülke münasebetlerini ‘harika’ olarak nitelendirmiştir. Türkiye’nin DAEŞ-PKK terör örgütlerine karşı mücadelesine ABD’nin destek verdiğini ifade eden Trump, Türkiye’nin isteği silah ve askeri teçhizatın teslimatının ivedi olarak yapılacağının altını çizmiştir. Gülen’in iadesi ve PYD’ye silah desteğinin kesilmesine sessiz kalan ABD Başkanı, zorlu, sıkıntılı geçen iki ülke ilişkilerinde, Ankara’nın “Bekle gör” politikasını bir süre daha muhafaza etmesi beklenebilir.

Erdoğan-Trump görüşmesinin, bazı olumsuz yorumların tam aksine, gergin değil samimi bir havada geçtiği bir gerçektir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’deki görüşmelerinde “YPG ve PYD’den Türkiye’ye olabilecek herhangi bir saldırıya hiç kimseye sormadan angajman kurallarını uygulayacağımızı açıkça söyledik. Bırakın terör örgütlerini, gelin terörle mücadeleyi beraber yapalım” açıklamasının çok önemli bir mesaj olduğunu tarih yazacaktır. ABD Savunma Bakanı James Mattis’in, “PKK’ya asla silah vermedik vermeyeceğiz” açıklamasına, Başbakan Yıldırım’ın “ABD ile savaşacak değiliz” çıkışı ile tarihe not düşülmüştür. Erdoğan’ın “Ben Suriye konusunda kapımızı çalacaklarına da inanıyorum. Şu an Rakka’yı kuşatmışlar. Ne olacağını göreceğiz. Ama bölgede Türkiye mutlaka arazide olacak. Karar mercii olarak da Türkiye işin dışında tutulamaz” açıklamasının net mesajlar teşkil ettiği düşünülmektedir. Türkiye, iki ülke arasındaki güven eksikliği ve mevcut tansiyonun kısmen düşürülse dahi, sert tepki ile iplerini koparma yoluna girmemiştir. Beyaz Saray’ın PYD anlaşmazlığı ve Gülen’in geri iadesi ve olumsuz yanıtında, Suriye sınırında CENTCOM’un alternatif koridor oluşturma riskinin, halen mevcudiyetini koruduğunu belirtmek gereklidir. Kısaca, ‘mayıs ayı’ Türk diplomasisinde başarı ve çıkış parabolü olarak yorumlanabilir. Netice olarak, Erdoğan’ın çok kısa sürede dört dünya lideri ile müzakerelerinin başarılı olduğu, Türkiye’nin sessiz ve çaresiz olmadığı, tam aksine oyalama ve yatıştırma politikalarına karşı alternatif tercihlerin güçlü olduğunu ortaya koyduğunu belirtmek gerekir.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)