Mesut Hakkı Caşın

Mesut Hakkı Caşın

XXI. yüzyılın ilk çeyreği, küreselleşme olgusu, komünizmin yıkılması sonrasında liberal dünya ekonomisini teşkil eden sosyal ve iktisadi parçaların uluslararası serbest piyasalara eklemlenmesini önermiştir. Soğuk Savaşın tersine olarak küreselleşme olgusu; serbest piyasa kapitalizminin, tüm ülkelere yayılmasını, ulusal pazarların finansal sermaye akımlarına, rekabete açık olarak serbestleştirilmesini öngörmüştür. Ancak, ABD Başkanı Trump’ın “Önce Amerika” sloganı ile savunduğu yeni korumacı ekonomi politikası tartışmalara yol açmaktadır. Bu noktada, Soğuk Savaş Dönemini şekillendiren iki kutuplu ” Nükleer Çatışma” modeline, Çin’in de dahil olduğu kritik gerilimler tırmanabilir mi? Son uluslararası konjonktür incelendiğinde, küresel ölçekte terör eylemlerindeki artış, kitle imha silahlarındaki yeni tartışmalar, dünya güvenliğini olumsuz yönde etkileyebilecek eski rekabet ortamının geri geldiği mesajları olarak okunabilir mi? Trump yönetimindeki askeri ve siyasal elit, son Suriye ve Kuzey Kore hamlesi ile Washington’u daha müdahaleci bir dış politikaya doğru yönlendirebilir mi? Kore’nin nükleer füzeleri; post-modern bir Küba Krizi olarak tanımlanabilir mi? Zira, Trump’ın “ABD’nin güvenliği için tehdit oluşturuyor” dediği K. Kore’nin füze denemesinin ardından, ABD bölgedeki varlığını artırma kararı çerçevesinde, 3 uçak gemisi eşliğinde savaş taarruz filosunu Kore karasuları yakınlarına göndermiştir. Çin Dışişleri Bakanı, bölgede her an savaşın patlak verebileceğine işaret etmiştir. Bu gelişmeler, General Douglas Mac Arthur’un 1950 tarihinde “savaşı bitirecek bir hücuma” girişeceği açıklaması sonrasında, ABD ve K. Kore arasında savaş çanlarının çaldığını ortaya koyması olarak yorumlanabilir.

Rusya’da terör saldırıları ve Tillerson ile yeni diplomasi kodları

Baharın habercisi 2017 Nisan ayına dikkatle bakıldığında hızlı bir hareketliliğin göze çarptığı müşahade edilmektedir. Rusya’da St. Petersburg’ta, Sennaya Ploshchad İstasyonu ve Teknoloji Enstitüsü metrolarına Rus vatandaşı Kırgız kökenli Ekbercan Celilov’un terör saldırısı sonucunda, 15 kişi hayatını kaybetmiş 45 kişi de yaralanmıştır. Suriye rejimine bağlı uçakların İdlib şehrinin Han Şeyhun beldesinde 4 Nisan 2017’de bombardımanda, uluslararası hukuka göre, savaş suçu teşkil eden kimyasal silahın kullanıldığı bir saldırı gerçekleşmiştir. Saldırıda çoğu çocuk 112 kişi hayatını kaybetmiştir. ABD, 7 Nisan’da Suriye’nin İdlib kentinde Esed rejim uçaklarınca düzenlenen kimyasal saldırıya, Pentagon Akdeniz’deki savaş gemilerinden Şayrat Hava fırlatılan 59 Tomahawk Cruise füzesi ile sert bir karşılık vermiştir. ABD, 13 Nisan 2017’de Afganistan’ın doğusunda DEAŞ Terör Örgütüne karşı, “bütün bombaların anası” olarak bilinen GBU-43 bombasını kullanmıştır.

ABD ile Rusya arasında sıcak gerilim bölgesel bir çatışmaya doğru tırmanabilir mi? ABD’nin BM Daimî Temsilcisi Nikki Haley, Başkan Donald Trump’ın gerekirse Suriye’ye yeni saldırılar düzenleyebileceğini ileri sürmüştür. Rusya ve Suriye rejimi, kimyasal silahların muhaliflere ait olduğunu ileri sürmüştür. Rusya DİB, Lavrov, ABD’nin hava harekâtını ” saldırganca bir eylem” olarak tanımlarken, Devlet Başkanı Putin: ” Saldırı ABD-Rusya ilişkilerine belirgin bir zarar verdi ve ABD’nin Suriye’ye askeri müdahalesi uluslararası hukukun ihlalidir. ” açıklamasında bulunmuştur. Saldırı öncesinde, ABD’nin Rus tarafını bilgilendirdiği ve Rus Hava savunma füzeleri ve savaş uçaklarının bölgeyi terk ettikleri müteakiben Kremlin tarafından açıklanmıştır. Saldırının sadece Esat rejimine değil, Şam’a destek veren Rusya ve İran’a verilmiş bir mesaj olduğu ve nükleer denemelerinde bölgeyi tehdit eden K.Kore’nin de bu denklem içinde yer aldığı söylenebilir.

ABD ve Rusya arasındaki Suriye eksenli gerilimi azaltacak ilk üst düzey ziyarette yeni formül arayışları, ABD DİB Tillerson’un Moskova temaslarında mevkidaşı Lavrov ve Devlet Başkanı Putin ile görüşmelerden farklı açıklamaların öne çıktığı gözlemlenmiştir. Nitekim, Lavrov, Esed’ın devrilmesinin IŞİD’e yarayacağı uyarısı yaparken Tillerson “Esed’ın sonu yaklaşıyor” açıklaması bu tespitimizi doğrulamaktadır. Tillerson, Moskova ve Washinton arasındaki ilişkilerde ” güvenin düşük düzeyde” olduğunu vurgulamıştır. Esed rejiminin savaş suçları işlediğine dair işaretlerin Esed’a yönelik yargı süreci başlatılma eşiğine ulaşabileceğini söyleyen Tillerson, rejimin sadece yasaklı kimyasal silahlar değil, aynı zamanda misket bombası ve zalimce ölüm ve sakatlanmalara yol açacak diğer cephaneleri de kullandığını’ iddia etmiştir. Ancak, Tillerson Esed’ın gidişinin düzenli bir şekilde olması gerektiğini kaydetmiştir.

Putin, “Birlikte çalışma anlamında, özellikle de askeri alanda güven seviyesinin gelişmesinden ziyade kötüleştiğini söyleyebiliriz… Suriye ordusunun kimyasal silah kullandığının kanıtları nerede? Ortada kanıt yok, ama uluslararası hukukun ihlali var. Bu ortadaki bir gerçek” ifadelerini kullanmıştır. Peki, Suriye harekâtı yeni bir kamplaşmanın habercisi kabul edilebilir mi? Almanya, İngiltere, Fransa ve Türkiye, ABD’nin askerî harekâtına destek vermiştir. Trump, Putin’in Esat’ı desteklemesinin Rusya ve insanlık için çok kötü olduğunu ileri sürmüştür. NATO, harekata tam destek vermiştir. Trump, NATO Genel Sekereteri Jens Stoltenberg’le görüşerek, seçim kampanyasında köhne olarak nitelendirdiği NATO’ya Amerika’nın desteğini yineleyerek, “Katkınızı Arttırın” açıklamasında bulunmuştur. Stotenberg ise, günümüzün istikrarsız dünyasında NATO’ Örgütünü, güvenliğin temeli olarak nitelendirmiştir. BM Güvenlik Konseyi’nin daimî üyeleri Fransa ve İngiltere’nin talebiyle ” kimyasal gaz” kullanıldığı iddia edilen saldırı sonrasındaki kınama talebi, Rusya tarafından veto edilmiştir. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif ve Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, Moskova’da üçlü görüşme gerçekleştirerek, ABD’nin rejime ait hava üssünü vurmasını uluslararası hukuka aykırı bir saldırganlık eylemi olarak gördüklerini, tek taraflı eylemlerin kabul edilemez olduğunu deklare etmişlerdir. Bu gelişme yeni kamplaşmanın yansıması olarak da tanımlanabilir.

Çin ve Kuzey Kore denkleminde nükleer tırmanma

Başkan Trump, son olarak, Çin Devlet Başkanı Xi’yi ağırlamıştır. Bu ziyaret, tarafların somut bir antlaşmaya varmasından daha ziyade, birbirlerinin pazarlık sınırlarını anlamaya çalıştığı bir görüşme olarak yorumlanabilir. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 1979’da diplomatik ilişkilerin kurulmasından itibaren 207 kat artarak, 2016’da 519 milyar dolara çıktı. Karşılıklı yatırımlar ise 170 milyar dolara yükseldi. İki ülke arasında karşılıklı ekonomik bağımlılık da gün geçtikçe artıyor. Amerikalı Boeing’in satışının % 26’sı, Amerikan araçlarının % 16’sının müşterisi Çin. Nitekim, ABD’nin 502 milyon doları bulan toplam dış ticaret açığının önemli bir bölümünü, Çin ile ticaretten kaynaklanan 347 milyon dolarlık dış ticaret açığı oluşturmaktadır. Görüşmelerde, Çin Devlet Başkanı Xi, Trump’tan ABD’nin Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki egemenlik tartışmalarına müdahil olmamasını ve Tayvan’a yönelik yakınlaşma adımlarıyla ülkesinin Çin halkının uluslararası alandaki tek temsilcisi olmasını öngören “Tek Çin” politikasını sorgulamaya açmaktan kaçınması taleplerini dile getirmiştir. Ancak, başkan Xi, Trump’ın küreselleşme ve Çin karşıtı söylemleri ile ülkesinin küresel piyasalara girişini zorlaştırmasından endişelerini saklamamaktadır. Çin, küresel meydan okumada, ABD karşısına çıkarken, Washington ile ilişkilerinin karşılıklı faydaya dayalı ” yeni tip büyük güç ilişkisi” çerçevesinde olmasını savunmaktadır.

Bu gelişmeler paralelinde, zamanlama olarak K. Kore, ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ilk buluşmaları öncesinde yeni bir füze denemesi daha yapmıştır. ABD’nin Suriye’ye yönelik füze saldırısının ABD Başkanı Trump’ın, Çin’li lider Xi Jinping’le buluşmasından hemen önce yapılması, aynı zamanda Esed rejiminin en önemli destekçisi konumundaki Pekin yönetimine mesaj olarak tanımlanmıştır. ABD, Kuzey Kore’nin “çözülmesi gereken bir sorun” olduğunu değerlendirmektedir. Diğer yandan, K.Kore, saldırması durumunda ABD’ye misilleme yapılacağı tehdidinde bulunarak, Pyöngyang’ın “tam bir savaşa tam bir savaş ile yanıt vermeye hazır” olduğunu ve nükleer silahlarını kullanarak ‘önleyici saldırı’ düzenleyeceklerini açıklamasında bulunmuştur. Trump, “Kuzey Kore belasını arıyor”ifadesini kullanmıştır. ABD Savunma Bakanı James Mattis’in G.Kore’ye Şubat ayındaki ziyareti esnasında “ABD’ye ya da müttefiklerimize yönelik herhangi bir saldırı bozguna uğratılacak ve herhangi bir nükleer silahlı kullanımına ” etkili ve ezici” bir yanıtla karşılık verileceğini ” ifade etmesi, uçak gemisi filosonjun bir sürpriz yapması olasılığını güçlü klımaktadır. Bu kanaatimize paralel olarak, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence,’in G. Kore’ye ani bir ziyaret gerçekleştirmesi, Washington’ın sabrının sonuna geldiğini resmi ilanı olabilir mi? Pence’in “Kuzey Kore’nin nükleer silah geliştirmeye yönelik izlediği pervasız yoldan ayrıldığını görmek istiyoruz. Ayrıca sürekli balistik füze kullanması ve test etmesi kabul edilemez” açıklaması , askeri müdahale için yeşil ışığın yakıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Ancak, çatışmanın Pasifik Bölgesine aniden yayılmasının gözden kaçırılmaması gerektiği varsayılmaktadır. Son tahlilde, Beyaz Saray, Obama yönetiminin aksine olarak, küresel hayati çıkarları tehlikeye girdiğinde, “askeri seçenekler ” dahil müdahale etmeye hazır olduğunu ve Büyük Güçler ile gerginliği tırmandırmaktan çekinmeyeceğindeki kararlılığını ortaya koymuştur. Yukarıda belirtildiği üzere, dünyanın “Üç Kutuplu” yeni bir küresel rekabet sürecine doğru evrildiğini, tarafların çıkar alanlarının kesiştği pivotal alanlarda Vekalet Savaşlarının tetiklendiğini söylemek mümkündür. Bu süreç beraberinde yeni silahlanma yarışlarının nükleer ve ileri konvansiyonel silahlar ile desteklenebileceğini hususunu son söz olarak belirtmenin önem arz ettiği söylenebilir. Türkiye’nin kutuplaşmaların giderek derinleştiği bu yeni dönemde stratejik hamlelerini planlarken son derece dikkatli hareket edecek alternatifli yol haritaları üzerinde yoğunlaşmasının zorunluluk arz ettiğini hatırlatmak isteriz…

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)