Arap Baharı ile başlayan Suriye İç Savaşı; bir yandan dünya ve bölge barışını olumsuz etkilemeye devam ederken; diğer yandan da Türk dış politikasında olumsuz baskılarını sürdürmektedir. Türkiye, NATO müttefiki ABD’nin PYD’ye desteği karşısında başlattığı Afrin Harekâtı’nda kritik meskûn mahal çatışmasına doğru son adımları atarken; ABD ve AB ile ilişkilerinde stratejik düzeyde değişik kararlar almak seçeneği ile karşı karşıya bulunmaktadır. Bu tedbirlere rağmen, Türkiye ile ABD ilişkileri en büyük ve derinleşme istidadı olan bir ‘gerilim’ sürecini aşabilecek mi?

ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’ın Ankara ziyareti, bu gerginliği bir başka bahara mı ertelemiştir? Suriye’de Türk-ABD askerlerinin karşı karşıya gelmeleri hangi kırılmalara yol açabilir? Ankara’nın Batı limanında demirli ittifak çımasının; Rusya, İran ve belki de Çin blokuna doğru eksen kayması kaçınılmaz bir sürece doğru sürüklenmekte midir? Beyaz Saray’ın yeni kaptanı Donald Trump’ın PYD’ye silah desteği kararı, Türkiye gibi NATO üyesi bir ülkeye tercih edilmesi noktasında ne ölçüde rasyoneldir? Suriye’de siyasal süreç için Rusya ile mutabakata rağmen, ABD ordusunun Rus askeri personeline karşı operasyon gerçekleştirmesine Kremlin nasıl bir tepki verebilir? ABD-PYD ortaklığı, CENTCOM’un bazı askeri yetkililerinin iddia ettiği üzere kazanç hanesi, sürecin geleceğinin belirsizliğini örtmekte midir? ABD Senatosu’nca kabul edilen PYD’ye 500 milyon dolarlık askeri yardımın getirdiği maliyet-kazanç hanesinde, 80 milyonluk Türkiye’nin kaybedilmesine eşdeğer olabilir mi? Bu yeni güç dengelerindeki rekabet, Türkiye’yi Batı’dan uzaklaştırıp, Rusya’ya yaklaştırmasını ABD siyasal ve askeri eliti kasti olarak mı yapmaktadır? Görünürde Netanyahu’nun İran korkusuna karşı, Suriye’de CENTCOM’un kalıcı statüsüne meşruiyet kaynağının DAEŞ terör örgütü ile ilişkilendirilmesini Ankara kabul eder mi? En önemlisi, Menbiç’te ve Fırat’ın doğusundaki belirsizlik ortadan kalkabilir mi? Türkiye, ABD’nin baskıları karşısında, AB ile sürdürülebilir bir ortaklığa doğru attığı adımlara yeterli desteği bulabilir mi?

Bu noktada, ABD ile ilişkilerdeki potansiyel gerilimin tehlikeli bir tırmanma içine girdiği dönemeçte, Rex Tillerson’ın Ankara’ya ziyareti, risk parabolünden kurtarılarak, normal rotasına oturtulmaya çalışılmıştır. Başbakan Binali Yıldırım’ın Berlin’de Şansölye Angela Merkel ile yaptığı görüşmede, Almanya ile benzer bir düzelme sürecine doğru karşılıklı adımlar atılmıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Paris’te Macron ve Vatikan’da Papa ile İtalya’da gerçekleştirdiği ikili müzakereler, dış politikadaki sıkışıklıktan çıkışın önemli hamleleri olarak gerçekleşmiştir.

ABD İLE BİR BAŞKA BAHARA KALAN İTTİFAK

Kanaatimizce, ABD Savunma Bakanı James Mattis ile Türkiye Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli’nin Brüksel NATO Karargâhı’ndaki istişareleri, Başkan Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı General H.R.McMaster ve DİB Tillerson’ın Ankara’ya ziyareti fırtına bulutlarını şimdilik en azından uzaklaşmıştır. Nitekim Tillerson, DİB Çavuşoğlu ile ortak açıklamasında Türkiye ile ilişkilerde normalleşme konusunda mutabakata vardıklarını açıklayarak, “Türkiye bizim için hâlâ önemli bir ortak. Suriye konusunda bir yol bulmamız lazım” demiştir.

Bu çerçevede, Ankara-Washington hattındaki Washington’da gerçekleşecek ikili çözüm temaslarında ilk sınavın eşik noktasının ABD tarafının, “Menbiç’in yarısını biz, yarısını siz yönetin” teklifi olabilir. ABD’nin CENTCOM vasıtası ile gölgede bulundurduğu askeri kuvvetlere bağlı olarak, halen devam eden Menbiç sorunu, taraflar arasındaki mutabakatın sağlamlığının sahadaki en hayati sınavı olarak tanımlanabilir.

NATO üyesi Türkiye’nin Rusya’dan tedarik edeceği S-400 hava savunma füzeleri ve ABD’nin, Ukrayna işgali nedeni ile Rus firmalarına halen uyguladığı yaptırımların taraflar arasındaki teknik grupların gündem konuları arasında yer alabilir. Şüphesiz, tarafların iradelerinin ‘normalleşme’ mutabakatı yolundaki tercihleri oldukça olumlu bir gelişmedir Ancak askeri ve diplomatik olarak çakıllı yolda ilerlemenin hızlı ve kolay olmasını da beklememeliyiz.

Öncelikle, askerler ve diplomatlar arasındaki işlevsel, somut, netice odaklı iş birliğinin ilk koşulu, mütekabiliyete dayalı güvenin tesis edilerek önceliklerin ortak bir çizgiye çekilmesi gerekmektedir. Zikzaklı yolda, iyimser görüş, Türk-Amerikan ilişkilerinde krizin tamir edildiği, sahadaki kızgın kestanelerin birlikte toplanmasında akıl ve diyalog yolunun hâkim unsur olarak benimsenmesidir. Buna mukabil kötümser yaklaşıma göre, Ankara’daki görüşme zemini hendeğin geçilmesinde kısa kalmıştır ve kara bulutların baharda yağmur getirme olasılığı, ilişkilerin daha da kötümser bir sürece sürüklendiği yorumudur.

AB İLE ORTAKLIK SİL BAŞTAN OLUR MU?

Türkiye’nin Avrupa-Atlantik İttifakı’nın ikinci eksenini teşkil eden Avrupa Birliği ile yakınlaşma çabası kuvveden fiile doğru çıkmaktadır. Kudüs meselesinin çözümünde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Vatikan temaslarında, ABD Başkanı Trump’ın kutsal kenti İsrail’in başkenti olarak tanıma kararına karşı açtığı kampanya konusunda Papa’dan belirli bir destek görmesi, diplomatik çevrelerde müspet bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. İtalya ziyaretinde ise Türkiye’nin daima iyi ilişkiler içinde olduğu önemli bir AB üyesi ile mevcut ticaret hacminin yeni projeler ile artırılması hedeflenmiştir. Roma, Türkiye’nin AB üyeliğine olumlu bakarak destek vermiştir.

Erdoğan’ın Fransa ziyaretinde, Fransız Cumhurbaşkanı Macron, Türkiye-AB ilişkilerinin entegrasyon çerçevesinde değil, onun yerine ‘iş birliği’ ve ‘ortaklık’ çerçevesinde yeniden düşünülmesine vurgu yapmıştır. Erdoğan-Macron görüşmesi sırasında imzalanan üç önemli anlaşmadan biri, Türkiye adına ASELSAN ve ROKETSAN’ın Fransa-İtalya konsorsiyumu olan EUROSAM ile 18 ay gibi bir süreyi kapsayan ve 2020’lerin ortalarında üretileceği ve geliştirileceği duyurulan hava savunma sistemi anlaşması olmuştur.

Fransa ile imzalanan diğer anlaşmalar ise Airbus ve Türk Hava Yolları (THY) arasında, 25 adet A350900’ün satın alma görüşmelerine başlamak adına mutabakat zaptı anlaşması, üçüncü olarak ise Türk Eximbank ve BPIFrance Assurance Export arasında karşılıklı reasürans anlaşması olarak karşımıza çıkıyor. Bu anlaşmalara ek olarak Fransa’dan 5 bin 700 ton et ihracatına olanak verecek bir mutabakat da imzalanmıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fransa ile son dönemde bölgesel ve ikili ilişkilerde atılan adımların iyi yönde olduğunu belirterek, iki ülke ve Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği açısından yeni bir döneme girildiğini ve Macron’dan umutlu olduğunu belirtmiştir. Öte yandan Başbakan Binali Yıldırım, Berlin’de Almanya Başbakanı Angela Merkel’le bir araya gelmiştir. Yıldırım, “Almanya ve Türkiye’de çok şey değişti. İki ülke yöneticileri olarak birbirimize vakit ayıramadık. Bunlar geride kaldı, yeni bir dönemdeyiz” demiştir. Buna mukabil Merkel ise “Türkiye’nin sınırlarını koruma hakkı tartışılamaz. Ancak NATO açısından ABD’yle ilişkilerde yaşanan gerilimle ilgili kaygılarımız var” değerlendirmesinde bulunmuştur.

Batı basınına göre, NATO’nun önemli bir üyesi olan Türkiye, Batı bloku içinde yeri doldurulamaz stratejik bir ortak, böyle bir ortaktan kopmanın ancak olumsuz etkileri olur: Göç kriziyle Avrupa’dan dönen DAEŞ militanları, Ortadoğu’da Rus güçlerin de dahil olduğu bölgedeki kargaşa. Bu durumda köprüleri kimse yakmak istememektedir. Türkiye’nin Arap Baharı’ndan sonra yaşadığı Doğu tercihleri kısa sürede geleceğin bir şekilde Batı’yla olduğunun -epey zaman ve imkân kaybıyla- yeniden anlaşılmasıyla sonuçlandığı, buna mukabil, ‘AB tıkanıklığının’ ötesine geçilmesi gerektiğine dair bir bilincin ortaya çıktığı söylenebilir. Öte yandan, Türkiye’de hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü alanındaki sorunların artık önde gelen Batılı ülkelerin resmi söyleminde değişmez bir gündem maddesi olarak yer etmekte olmasıdır.

Batı dünyasının bu alandaki kaygıları, beklentileri, diplomasi ve hukuk arasında bir su terazisini masada tutmaktadır. Türkiye, bütün bu gelişmeler ışığında, Suriye’de PKK-PYD-DAEŞ terörü üçlüsü ile mücadele ederken, dikkatli ve pragmatik bir dış politika anlayışı içinde yeni yol haritalarına hazırlık yaparken, kendi ev ödevlerinde dikkatli adımlar atmaya özen göstereceği yolunda mesajlar vermek sureti ile manevra alanını genişletmek istediği söylenebilir.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)