BERİL DEDEOĞLU

Dünya, 2017’yi belirsizlik ve öngörülemezlik içinde geçirdi. Öngörülemezlik, devletlerin uygulayacakları politikalarda tutarlılık aramalarına engel oldu, halklar içinse güvensizlik ortamı yarattı. Devletler, öngörülemez koşullar nedeniyle iç ve dış politikalarına dair ürettikleri senaryo sayılarını artırdı; bu durum ise öngörülemezlik durumunu pekiştirdi. Toplumlardaki güvensizlik ise “Benim bizden başka dostum yok” anlayışının pekişmesine; dolayısıyla ulusal, yerel, etnik ya da dini kimliklere daha fazla sarılmaya yol açtı. Bu durum ise siyasette popülizmi, ekonomide içe dönmeyi, çevre konularında egoizmi, toplumsal konularda ise yabancılaşmayı getirdi.

Tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen, 2017’nin başıyla sonu arasında son derece önemli bazı değişimler yaşandığı da belirtilmeli.

Bunlardan ilki, sistemdeki oyuncuların nitelik değiştirmesi olarak ifade edilebilir. Arap kalkışmasından 2017 başlarına kadar, küresel sistemdeki keskin rekabetin devlet dışı oyuncular tarafından sürdürülmesi söz konusuydu ve mücadeleler bunlar üzerinden yürütülmekteydi. ‘Vekâlet Savaşları’ olarak adlandırılan bu süreç, 2017’de giderek sonlanmaya başladı.

Mısır, Suriye, Irak meselelerinde merkezi hükumetlerin giderek daha fazla muhatap alınması, sorunların devletlerin yer aldığı diplomasi masalarına taşınması, devletler arasındaki savunma sanayi ya da enerji anlaşmalarının artması, Kuzey Kore örneğinde olduğu gibi, devletler arası savaş risklerinin ortaya çıkması ‘devlet’lerin sistemdeki ağırlığını yeniden artırdı.

İkinci değişim ise sisteme ‘yeni devlet’lerin katılmasını sağlayacak ortamın erozyona uğraması şeklinde oldu. Britanya’nın parçalanması, Katalonya ve Bask’ın ya da Kuzey İtalya ve Kuzey Irak’ın ayrı devlet olma projelerini ileri tarihlere ertelemelerine yol açan bir konjonktür oluştu.

Üçüncü değişim, küresel güç dengelerinde ağırlığın ABD’den ABD-Rusya ikilisine geçmesi şeklinde yaşandı. Trump ile kimlik bulan bu gelişimin nedenleri Obama döneminde başlasa dahi, sonuç itibarıyla Kırım ilhakıyla kendi coğrafyasının sınırlarını askeri yollarla yeniden çizen Rusya, Suriye’de esas oyuncu haline geldi.

Bu yolla İran’ı denetleme, Türkiye’yi yanına alma ve Filistin meselesine de yaklaşma imkânı buldu. İsrail ve Suudi Arabistan ile de tarihte ilk kez içeriği güvenlik olan anlaşmalar imzalayan Rusya, ABD’nin bıraktığı her boşluğu değerlendirme imkânı buldu.

Dördüncü değişim Avrupa’da yaşandı. Brexit ve Almanya’nın liderlik pozisyonunun oluşturduğu tepkisel ortama, ABD-AB arasındaki anlaşmazlıklar eklendi ve AB’nin siyasal anlamdaki güven referansı zayıfladı. Dolayısıyla Avrupa’nın güç dengesi sisteminde izole olduğu bir durum ortaya çıktı.

Sonuç olarak 2017 sonuna gelindiğinde, küresel ekonominin temel dinamikleri olan finans serbestisi, kişilerin serbest dolaşımı, iletişim teknolojileri öncelikli ilişkiler ve doğalgaz bağlarının yerini, yüksek teknoloji sanayii, savunma teknolojileri, kişilerin serbest dolaşmaması ilkesi ve yeniden petrol aldı. İnsan hakları yerine devletler hukuku, insancıl müdahale yerine askeri müdahale, gübreden üretilen patlayıcılar yerine nükleer silahlar, toplumlar yerine sınırlar konuşulmaya başlandı.

Geçen yıldan kalanlar, değişecek olanlar

2018’de, bir önceki yıl ortaya çıkan değişimlerin süreceği öngörülebilir. Ancak 2018’i bekleyen bazı farklı olasılıklar olduğu söylenebilir. ‘Devlet’lerin fazlasıyla güçlenmesiyle ortaya çıkan devletler arası savaş riski, devletlerin bu türden adımlar atmalarına engel oluşturacak başka gelişmelerin kapısını zorlayabilir. Suriye-İsrail, İran-Suudi Arabistan ya da K. Kore – G. Kore, K. Kore-Japonya olası savaşlarının küresel boyutlara ulaşma ihtimali, yeni ‘uzlaşma’ ortamlarını yaratabilir. Yeni uzlaşma ortamları, öncelikle yine devletler arasında olacak gibi. Bu noktada Rusya, Çin ve belki İngiltere gibi oyuncuların arabuluculukları öne çıkabilir, tıpkı 19. yüzyılda olduğu gibi ortada bırakılacak küçük sorun adacıkları dondurularak büyük sorunların bölgesel rejimlerin kurulmasıyla önüne geçilebilir.

Bununla birlikte, yeni uzlaşı ortamlarının toplumların farklı kesimleri arasında da yeniden inşasına yönelinmesi söz konusu olabilir. Bugün birbirine mesafeli duran toplumların yeni işbirliği ya da rejimler yoluyla yeniden yan yana gelmeleri söz konusu olabilir. Bunun, aynı ‘aileye’ ait olmayanların yan yana gelmeleri anlamına gelen bir tür kültürel çoğullaşma ihtiyacından kaynaklanacağı söylenebilir; zira ‘aynı aile’ içinde kalmanın getirdiği riskler giderek büyük çatışma riskini artırıyor.

Sistemin bu şekilde evrilmesi halinde, Trump’ın da yerinde kalacağı varsayımıyla, Rusya-ABD zımni uzlaşısının giderek bozulacağı öngörülebilir; bu ikisinin rakip iki güce dönüşme ihtimali artar. Bu, ABD’nin Avrupa’yı Rusya’nın da Asya’yı kendisine muhtaç hale getirmesi anlamına gelir ki, iki büyük gücün buna hiç itirazı olmaz. NATO yeniden anlam kazanır, Çin sadece dengenin dengeleyicisi olarak kalır; Avrupa, ABD’ye daha fazla yaklaşma ihtiyacı duyar… Ama diğer pek çok devlet tercih kullanmak durumunda kalır. Rusya ile ABD, denetimli rekabet sistemini kurabilirlerse, güç dengesinin terazilendiği yerlerde ikili iktidarlar oluştururlar. Suriye, Irak, Yemen, Körfez ülkeleri ve Filistin gibi birçok yerde ‘Kıbrıs’ modelleri ortaya çıkar.

Ve Türkiye

Gelişmeler bu şekilde yaşanırsa Türkiye için genel anlamda iki seçenek ortaya çıkar. Bunlardan biri, ABD-Rusya denetimli rekabetinde, rekabetin dengesini tutan ülke durumuna gelmektir. Tercih, ABD ve Rusya ilişkilerinin eşit yakınlıkta tesis edilmesi ve dengenin garantisi olarak da Avrupa’ya yaklaşmak anlamına gelir. Bu, stratejik olarak Rusya’nın kollandığı ama ABD’nin reddedilmediği, Rusya ile ekonomik ilişkilerin geliştirildiği ama aynı oranda finansal, siyasal ve diplomatik olarak ‘Batı’ ile uyumlu olmayı gerektiren bir duruma karşılık gelir. Bunu başarabildiği ölçüde bölgedeki rakipleri durumundaki İran, İsrail hatta bazı bakımlardan Mısır’ı ikame etme olanağı bulabilir.

ABD ile Rusya’nın denetlenebilir rekabet sistemi kurmaları halinde ikinci seçenek ise Türkiye’nin tercih yapmaya zorlanması ya da bu zorlamaya muhatap olmadan kendisinin tercih yapmasıdır. Her durumda maliyeti olabilecek bu türden bir gelişmenin Türkiye tarafından önlenmesine yönelik çabalar ise 2018 Türk dış politikasının temel sorunsalı olacak gibidir.

Umudumuz, Türkiye’nin çatışma önleyici rolünün artması, güçler dengesinin dengeleyicisi rolünü kazanması ve küresel düzeyde referans ülkesi haline gelmesidir.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)