Sefa Saygılı

Tarihler 15 Temmuz 2016 gününün akşamı, saat 21:00 civarını gösteriyordu. Askerler İstanbul’da Boğaz köprülerini tutmuş, araçların geçişine izin vermiyordu. Tuhaf bir olağandışılık vardı. Herkes ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu.

Derken jetler sağır eden gürültülerle alçaktan uçuşlara başladılar. Kurşun sesleri ortalığa yayılıyor, caddelerden tanklar geçiyordu. Muhtemelen milleti korkutacaklarını ve teslim alacaklarını sanıyorlardı. Sonradan darbe söylentileri yayıldı.

Ancak inanılacak gibi değildi. 21. yüzyılda darbe olur muydu? Evet, 50 yıldır yabancı istihbaratlarla Türkiye’yi düşürmek için gizlice ve sinsice faaliyet gösteren FETÖ’cüler, Türk Silahlı Kuvvetleri içine çok sayıdaki zombilerini sokmuşlardı. Sadece TSK içinde değil, emniyet ve yargı başta olmak üzere bütün kritik kurumlar FETÖ’cülerce işgal edilmişti. Yalan, iftira, kumpas, şantaj, insanların mahremlerini araştırma ve gizlice kayda alma, soruları çalarak adam yerleştirme, kendi zombilerini kayırma gibi aşağılık her yöntemle devlette örgütlenmişlerdi. Artık siyasilere, ülkeyi yönetenlere meydan okur duruma gelmişlerdi. Ancak darbeye teşebbüs edebilirler miydi? Bu cesaret onlarda var mıydı?

CHP milletvekili emekli Kurmay Albay Dursun Çiçek, “FETÖ’cülerin darbeye kalkışmaları mümkün değil” şeklinde demeçler veriyordu. Darbe ihtimali kimsenin aklına gelmiyordu. Birtakım söylentiler inandırıcı bulunmuyordu.

“TSK yönetime el koymuştur. İkinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir” gibi tüyler ürpertici ifadeler taşıyan ‘Yurtta Sulh Konseyi’nin bildirisi TRT’de okununca gerçek anlaşıldı. Bir darbe kalkışması ile karşı karşıyaydık.

Bu cümleler milletimize yabancı değildi. Toplumsal hafızamıza kazınan ve Menderes’in idamına mal olan bir acı hatıranın günümüzde tekrarlanan versiyonuydu. Eksik olan, Hasan Mutlucan’ın kahramanlık türkülerinin yayımlanmasıydı. Asker kılıklı darbeci hainler sahnedeydi. Milletimize jetlerden bombalar yağdırıyorlar, insanlarımızın üzerine rahatça ve zalimane kurşun atıyorlardı. Ankara Gölbaşı’nda, doğudaki PKK operasyonundan henüz dönen kahraman özel harekâtçı polislerimizi havaya uçurdular ve sadece orada 55 fidanımızı şehit ettiler. Bütün hesapları, milletimizin sindirilmesi, böylelikle ülkenin teslim alınarak birtakım yabancı şer güçlere peşkeş çekilmesiydi.

Ancak darbeci hainlerin evdeki hesapları çarşıya uymayacaktı ve ava giderken avlanacaklardı. Darbecilerin akıl hocası Prof. Osman Özsoy, TV kanalında, “FETÖ’cü darbe ilan edildiğinde kimse sokağa çıkamaz” diye bunlara taktik vermişti.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın televizyon kanallarında görünmesi ve milletimizi sokaklara sahip çıkmaya çağırmasıyla bütün dengeler değişti. Milyonlar darbecilerin karşısına cesurca dikildi. Darbeciler şaşırmışlar, ne olduğunu anlayamamışlardı bile. İnsanlar ölüme meydan okuyarak karşılarına çıkmıştı ve ‘darbeye geçit vermeyeceklerini’ haykırıyorlardı. Her biri, Çanakkale’de 215, bir iddiaya göre 276 kiloluk mermiyi tek başına topun ağzına yerleştiren Seyit Onbaşı’nın psikolojisindeydi. Hele yurt genelinde okunan salalar darbecilerin kimyasını bozmuş, sokağa korkusuzca fırlayan kahramanların azim ve şevklerini artırmıştı. Milletimiz rahmetli Menderes’e yapılanlar karşısında sessiz kalan kitle değildi artık.

Tankların önüne canları pahasına çıkıyor, ateş saçan silahlara gülerek bakıyorlardı. Üstelik askerlere hiç kötü muamelede bulunmuyorlardı. Millete karşı ihanete alet olmamaları için güler yüzle onları uyarıyorlardı. Kurşun atana çiçek atıyorlardı. Buna rağmen acımasız ve gözü dönmüş hain darbeciler 249 insanımızı şehit etti, iki binden fazla vatandaşımızı yaraladı veya sakat bıraktı. Neydi bu ölüme meydan okuyan kahramanların sırrı? Nasıl böyle korkusuzca tankların önüne yatıyorlardı? Hele o cesur kadının kamyonu sürerek darbecilere darbe vurduran gizemi neydi?

Evet, bu ibretlik hadiseden bu yana bir yıl geçti ve sıraladığımız sorulara cevap vermek istiyorum:

* Meydanlarda farklı siyasi görüşlere sahip, farklı kökenlerden gelen insanlar vardı. Sosyal alt kimliklerini bir yana bırakmışlardı. Adeta ülkemizi savunmak ve alçak, hain FETÖ’cü darbecilerin eline geçmesini engellemek için tek bir yürek gibi hareket etmişlerdi.

Kahramanlarımız o gece ölüme meydan okumuşlardı. Üstelik korkusuzca ve endişe duymadan, silahsız olarak tankların üzerine yürüdüler. Darbe gecesi gittiğim İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin önündeki kahraman insanları gördüm. Merhametsiz, gaddar darbeciler her yaklaşanı acımadan vuruyorlardı. Yaralanıp veya şehit olup düşen kahramanlar bir yandan hastanelere kaldırılıyor, diğer yandan yine korkmadan hainlerin üzerine şefkatle ve onlara acıyarak yürüyorlardı. Tankla, topla, otomatik silahlarla mermi yağdıran asker kılıklı hainlere sadece imanları ve cesaretleriyle karşı koyuyorlardı.

* Bu yiğitler İslam’a bağlıydılar. Dünyada neden bulunduklarının farkındaydılar. Bu yüzden ölüm onlar için şahadet, canlı kalmak ise gazilik demekti.

* Ülkemizi, kazanımlarımızı kaybetmek istemiyorlardı. Hele şeytani yüzünü gördükleri hain F. Gülen ve zalim FETÖ’cülerin devlete hâkim olmasına tahammül edemezlerdi. Onlarda millet olma bilinci vardı ve sonrasında da haftalarca ellerinde Türk bayraklarıyla meydanları doldurmaya devam ettiler.

* İnsanlarımızın otoriter, dikta rejimlerinin altına giremeyeceği anlaşıldı. Bağımsız yaşamanın, bir ve bütün olmanın özlemi içindeydiler. Uykuda gibi görünseler de zor durumda hainlere geçit vermezler, kahramanca kendilerini ortaya koyarlardı.

Evet, kahraman insanlarımızın yazdığı 15 Temmuz mücadelesiyle milletimizin toplumsal hafızasına yeni bir kahramanlık destanı eklendi. Sonraki nesillerimizin milli kimliğini bu gecenin mübarek şehitleri ve korkusuz kahramanları inşa edecek. Ve yıllar geçse de bu kahramanlık destanı iftihar ettiğimiz bir hadise olarak tarih kitaplarında, gönül ve zihinlerimizde ilelebet yaşayacak.

FETÖ’cü caniler ise hep nefretle ve lanetle anılacaklar.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)