Yeni sistemde direkt milli irade var (Burhan Kuzu)

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Prof. Dr. Burhan Kuzu, muhalefet partilerinin “Rejim değişiyor” eleştirilerine şöyle yanıt verdi: “Bu bir rejim değişikliği değil, bu bir hükumet modeli değişikliğidir.”
Yayın Tarihi: Mar 1, 2017
FavoriteLoadingBeğen 23 mins

PROF. DR. BURHAN KUZU. AK PARTİ MKYK ÜYESİ, CUMHURBAŞKANLIĞI BAŞDANIŞMANI VE İSTANBUL MİLLETVEKİLİ, TBMM ANAYASA KOMİSYONU ESKİ BAŞKANI.

Neden Türkiye’ye yeni bir sistem öneriyorsunuz?

Biz parlamenter modeli uzun zaman uyguladık ama maalesef tıkanmalara çözüm bulamadık. Bu tıkanmalardan biri, iki başlılık. Cumhurbaşkanı ile Başbakan maalesef Türkiye’de hep birbirleriyle uğraşmışlar. Çok eskiye gitmeye gerek yok. Ben Turgut Özal’a başdanışmanlık yapmıştım. Süleyman Demirel ile Turgut Özal’ın sürtüşmeleri oldu. Mesut Yılmaz ile Turgut Özal arasında kavgalar var. Tansu Çiller ile Süleyman Demirel arasında sıkıntılar yaşandı. Bülent Ecevit ile Ahmet Necdet Sezer arasında kavgalar var. Bu geçimsizlik bazen kamuya açık, bazen de kapalı yaşanıyordu. Mesela Erdoğan Başbakan’ken, o dönem Cumhurbaşkanı olan Ahmet Necdet Sezer ile arasında sıkıntılar olmuştu. Ama Erdoğan bunu dışarıya yansıtmadı. İkincisi bu sistemde koalisyon riski oluyor. Bu model 15 sene boyunca yapılan tüm birikimleri bir anda bitiriyor. 7 Haziran sendromu bunlardan biridir. Yeni nesil, koalisyon dönemindeki yoklukları bilmiyor. 7 Haziran sonrasında koalisyon belirip Türkiye karamsar bir tabloya gidince koalisyonu yaşayanlar “Ülke elden gidiyor” dedi. Çünkü 10 senede düzelmesi zor. Bu nedenle millet 1 Kasım’da istikrarı seçti. Koalisyon hükumetleri Türkiye için bir risktir. 7 Haziran bu ihtimali gösterdi. Koalisyon olunca kalkınma hızı düşüyor, tek parti iktidarında ise yükseliyor.

 

“Denetim çalışmıyor”

Parlamenter sistemdeki sıkıntılardan biri de denetim olmaması. Sık sık, “Parlamento elden gidiyor, denetim olmayacak” diyorlar. Bugün neyi denetliyoruz? Şu anda denetim araçları olarak gensoru, Meclis soruşturması, Meclis araştırması, genel görüşme ve soru var. Soru sormayı bir kenara bırakalım, gensoru en çok güvendikleri denetim. Çünkü hükumet düşüren bir yöntem. 1960’tan bu yana 262 adet gensoru verilmiş, bunlardan sadece iki tanesi kabul edilmiş. O da ortaklar arasındaki bir geçimsizlikten dolayı. 656 Meclis soruşturması açılmış, bunların 14’ü kabul edilmiş. Açılan 888 Meclis araştırmasından 14’ü kabul edilmiş. Genel görüşme de öyle.

Peki bu denetim araçları neden işlemiyor? Çünkü bunu işleten Parlamento’daki çoğunluk parti. Bu çoğunluk bakana karşı işletecek bunu. O bakan, o çoğunluğun bakanı. Başbakan o çoğunluğun genel başkanı. Yani oğlan bizim kız bizim. Muhalefetin verdiği bir gensoruya dayanarak ben neden düşüreyim bakanımı? İşlemeyen bir model için “Elden gidiyor” diyorlar. 65 hükumet var. Normalde bizim 65 hükumeti 260 yıllık bir sürede kurmamız lazım. Parlamenter modelde yasama-yürütme-yargı ayrımı yok. Milletvekilinin tekrar seçilme ve bakan olma beklentisi partisinin kararına mutlak uymayı sağlıyor. Denetim çalışmıyor. Yasa tasarıları hep hükumetten geliyor. Bu yüzden biz bu modelin değişmesini istiyoruz.

Türkiye’nin demokrasi kültürü bu sisteme hazır mı?

Türkiye’ye haksızlık yapmamak lazım. Bu model demokrasiyi zorlaştırmıyor aksine kolaylaştırıyor. Demokrasi halkın tercihine kulak vermektir, bir yaşam sistemidir. Demokraside seçim esas ise sandığın da bir anlamı varsa, bu modelde millet direkt kendisini yönetecekleri belirliyor. Başkanı ve Meclis’i aynı anda kendisi seçiyor. Bugünkü sistemde vatandaş sandığa gittiği zaman nasıl bir hükumet çıkacağını bilmiyordu. Ama şimdi net. İlk turda çıkmazsa 15 gün sonra belli kimin geleceği. Askeriye, yargı, bürokrasi gibi vesayet makamlarının etkileri başkanlık modelinde parlamenter sisteme oranla azalıyor. Başkan birinci elden müdahale edebiliyor bunlara. Onlar azaldıkça da milletin sözü daha çok öne çıkıyor. Parlamenter modelde milli irade çok daha az kendini gösteriyor ama başkanlık modelinde direkt milli iradeyi görüyorsunuz.

Neden bu sisteme ‘Başkanlık’ yerine ‘Cumhurbaşkanlığı’ dendi?

Başkanlık sistemi dendiği zaman bu pek anlaşılmıyor. İsmi pek hoş değil. Amerika’daki başkanlık modeliyle ilgili Clinton’ın danışmanı gelmişti Ankara’ya. Orada bir konferans verdi. Dedi ki: “Aslında bizim modelin adı yanlış konulmuş. Adı aslında başkanlık değil, kongre hükumeti.” Yani yasama ağırlıklı. Hükumet daha güçlü gibi görünüyor ama onun güçlülüğü yasamanın vereceği kadar. Öte yandan MHP de Cumhurbaşkanlığı isminin doğru olacağını düşündü. Bizim için de zarf değil, içindeki önemli. Bu, kavram olarak millete daha hoş geldi. Aynı zamanda Türk modeli olsun dedik. Yerli, milli, kendimize has… Ama uygulamada Cumhurbaşkanlığı modeli demek zor olabilir, millet yine başkanlık diyebilir.

Partili bir Cumhurbaşkanı eşitlik ve tarafsızlık ilkelerini nasıl koruyabilir?

Cumhurbaşkanı ya da başkan dediğimiz kişi artık başbakandır. Başbakanın bugün nasıl siyasetçi bir kimliği varsa Cumhurbaşkanı da siyasetçidir ve kimliği vardır. Ama Cumhurbaşkanı’nın tarafsızlığı işlemlerindedir. Adil olmak konusunda tarafsızdır.

Cumhurbaşkanı’nın partisinin Meclis’te çoğunluk olması yasamayı nasıl etkiler?

Partisi çoğunlukta olmasa da Cumhurbaşkanlığı yapabilir. Bu durumda da kanunlar geç çıkar, zorlanır. İşler yavaş ilerler. Biz bu yüzden gerektiği zaman her iki tarafa da seçime gitme imkânı verdik. Aynı gün seçim olacağı için Cumhurbaşkanı’nın partisi Meclis’te çoğunluk olabilir. Ama bu çoğunluk parlamenter sistemdeki gibi mutlak emir kulu olmayacak. Zaman içerisinde seçim yasaları değişebilir.

“Seçim yasaları değişebilir” dediniz, bunu açar mısınız?

Bu sistem değişikliğinden sonra altı ay içinde anayasaya uygun yasalar çıkacak. Bunlardan biri de seçim yasası olabilir. Ama bu yasaların kapsamı ne olur bilmiyoruz. Seçim sistemini tek başımıza değiştirmeyiz. Yüzde 10’luk baraj değişebilir. Dar bölge mi, nispi seçim mi ona karar verilir. Muhakkak Türkiye’ye hangisi daha uygun diye muhalefet partileriyle oturup konuşuruz. Mesela Almanya’da yarısı dar bölge, yarısı nispi seçim yapılıyor. İtalya’da dörtte üçü dar, dörtte biri nispi seçim var. Oralarda istikrarı da öne çıkaran, aynı zamanda temsili de çok reddetmeyen karışık modeller var.

Aynı gün seçim yapılacağı için Cumhurbaşkanı’nın partisi Meclis’te çoğunluk olabilir. Ama bu çoğunluk parlamenter sistemdeki gibi mutlak emir kulu olmayacak.”

Cumhurbaşkanlığı ile Meclis seçiminin aynı gün yapılması neden tercih edildi?

Türkiye’de millet seçim bıkkını ve bu yüzden ikide bir seçim yapılmasını istemedik. Diğer sebep de seçimler aynı gün yapılırsa vatandaşın tercihinde bir paralellik olabilir. Şu yaklaşım da doğru değil: “Benim başkanım başka bir partiden olsun, Meclis’teki çoğunluk partisi de başka olsun, sürekli didişsinler”. O zaman bu memlekette çorba nasıl kaynayacak? Türkiye özgürlüklerle ilgili çok ciddi bir noktaya geldi. ‘Diktatörlük’ eleştirileri hep afaki. Burada korkulacak bir şey yok. Cumhurbaşkanı’nın partisi Meclis’te çoğunlukta olursa biraz daha rahat çalışır diye bir düşünce var.

Muhalefetin ‘tek adam’ eleştirisi hakkında ne söylersiniz?

Bu, muhalefet partilerinin her dönem söylediği bir söz. Sadece bize karşı değil. Turgut Özal ve Süleyman Demirel’e karşı da söylediler aynı lafları. Bu, Türkiye’de muhalefet kesiminin özellikle de solun dillendirdiği bir şablon. Bir ara da ‘irtica’ derlerdi, bu gerilerde kaldı. Eski gazetelere bakılınca Özal için ‘sivil diktatör’ deniyor. Tek partili hükumet dönemlerinde hükumet icraat yaptıkça muhalefet bu tür eleştirileri hep yapmış. Ama bu, afaki kalan, ayağı hiç yere basmayan bir itiraz. Diktatör olacak biri halka neden gitsin? İlan eder diktatörlüğünü ve gerekeni yapar. Aksine tek adamlığa bugünkü parlamenter sistem çok daha müsait. Buradaki başbakan, Amerika’daki başkandan üç kat daha yetkili. Amerika’da kök söktüren bir Meclis var. Bizde tamamen başbakanın emrinde çalışan bir Meclis var. Bizimkisi ikisinin arasında olabilir. Böylece güçler daha rahat ayrılacak.

Seçim yasaları değişebilir. Dar bölge mi, nispi seçim mi? Türkiye’ye hangisi daha uygun? Muhalefet partileriyle oturup konuşuruz.

Yeni sistemde bu nasıl sağlanacak?

Yasama-yürütme-yargı ayrımı netleşiyor. Yasama yapma yetkisi mutlak olarak Meclis’e veriliyor. Artık bütçe kanunu dışında hiçbir tasarıyı hükumet getiremiyor. Bugün tüm tasarıları hükumet getiriyordu. İkincisi denetim yollarından gensoru hariç tüm denetimler kalıyor. Gensoru güven meselesidir. Parlamento bunu millet adına yapıyor. Ama artık Cumhurbaşkanı’nı halk seçeceği için o güveni kendi vermiş oluyor. Ayrıca bir gensoruya ihtiyaç yok. Gensoru hiçbir başkanlık modelinde doğası gereği olmaz. Yazılı soru önergesi var. Sözlü yok çünkü parlamentoya artık başkan, yardımcıları ve bakanlar gelemeyecek. Yemin merasimine katılıp görevlerine başlayacaklar. Sorumluluk çok daha netleşiyor. Cumhurbaşkanı’nın parlamenter sistemde ‘vatana ihanet’ dışında hiçbir sorumluluğu yok. Şimdi bunları kaldırıyoruz. En ufak bir suçu için bile Cumhurbaşkanı, Yüce Divan’a gönderilebiliyor. Bugünkü sistemde Meclis’in dörtte üçünün oyu gerekiyor bunun için, yeni modelde ise üçte ikinin oyu yeterli olacak. Bakanlar da göreviyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan’a gönderilecek, diğer suçlarından dolayı yerel mahkemelerde yargılanacaklar. Başkan ve bakanları yargılamak için “Salt çoğunluk yani 301 oy getirmişsiniz, bu oran yüksek” deniyor. Diyelim ki buna en yakın üçte bir oranı koyduk. Bu durumda muhalefet her hafta bir suçtan dolayı Cumhurbaşkanı’nı Meclis’e taşıyacak. Bu yüzden salt çoğunluk aradık.

Diktatör olacak biri halka neden gitsin? İlan eder diktatörlüğünü ve gerekeni yapar. Aksine tek adamlığa parlamenter sistem çok daha müsait.

Dünyada nasıl modeller var?

Dünyada bugün üç temel modelden bahsedilir. Parlamenter model İngiliz menşeilidir. Başkanlık modeli Amerikan kökenlidir. İkisinin ortasında sentez oluşturulan yarı başkanlık modeli de Fransız patentlidir. Bu modellerin hepsi demokratiktir. Ama hangisi hangi ülkenin şartlarına daha uygundur onu ölçmek lazım. Parlamenter model dünyada en eski ve yaygın olan bir modeldir. Ama bu model İngiltere’nin özelliklerini taşıdığı için başka yerlerde uygulanması zor. Önce uygulaması yapılmış sonra kitaplara geçmiş. Mesela Fransa bunu uygulayamadı. 70 yılda 104 hükumet kurdu. Sonra yarı başkanlık modeline geçti. Amerika’nın kurucuları da “Biz bu ülkeyi daha iyi nasıl yönetiriz?” dedi ve cevap olarak da başkanlık modelini buldular. Biri tarihin içinden doğmuş, ötekisi de teorisi yapılmış sonra uygulamaya geçmiş. Başkanlık modeli aklın bulduğu bir sistem, parlamenter sistem uygulamadan çıkan bir model. Parlamenter modelle çok oynayamazsınız ama başkanlık modelinde ana arterlerden çok kopmamak kaydıyla değişik versiyonlarını yapabilirsiniz. Hani “Türk tipi başkanlık modeli” dediğimizde “Olur mu” diyorlar ya,işte olur. İdeal olan Amerika’daki kuzey modelidir, yaşatmak çok zordur. Onlar da buna çözüm arıyorlar. Biz o modeldeki sorunları ve çıkması muhtemel sorunlara bu modelle çözüm getirdik.

Cumhurbaşkanı’nın kararname çıkarmasını ve yüksek yargıya üye seçmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

ABD Başkanı Trump göreve başlar başlamaz 10 tane kararname çıkardı. Meksika’ya duvar örme gibi kararlar aldı. Bizde bu boyutta bir yetki yok. Yürütme ile alakalı bakanlıkların sayısı, üst düzey bürokratların nasıl seçileceği, kimlerin atanacağı ile ilgili bir düzenleme var. Cumhurbaşkanı’nın yasa konusunda çok sınırlı bir yetkisi var. Bir konu hakkında “Mutlak olarak yasa ile yapılır” yazıyorsa anayasada, Cumhurbaşkanı bununla ilgili bir kararname çıkaramaz. Eğer çıkarılan kararname kanunla çelişiyorsa o zaman kanun geçerli olacak. Veya bir konuda kararname çıkarılırsa arkasından çıkarılan yasa ile o kararname düşüyor. Cumhurbaşkanlığı kararnameleri Anayasa Mahkemesi’nin yargı denetimine de açık. Spesifik ve dar bir alanda verildi bu yetki. Yargıçlar kendi aralarında seçim yaparsa yargıçlar devleti, mesleki bir kast oluşuyor. Seçime katılma ve seçilme dertleri yok. Vatandaş adaletteki işleri yürümediği zaman bunun hesabını siyasetçiye soruyor. Mahkeme üzerinde benim söz sahibi olduğumu düşünüyor. Dolasıyla siyasetçinin omzundaki yükü dikkate alarak ister istemez Cumhurbaşkanı ve Meclis üzerinden Anayasa Mahkemesi ve HSYK’ya üye seçme yoluna gidilmiş. Dünyanın çoğunluğunda böyle. Amerika’da Anayasa Mahkemesi’nin tamamını başkan seçer. Fransa’da dokuz üyenin üçünü partili Cumhurbaşkanı seçer, üçünü Meclis seçer, diğer üçünü de senato başkanı seçer o da partilidir. Almanya’da 16 üyedir. Yarısını parlamentonun bir kanadı, yarısını da öteki kanadı seçer. HSYK bir mahkeme değil. Yargıtay ya da Danıştay değildir.

Cumhurbaşkanı ve Meclis keyfi bir şekilde birbirlerini feshedebilir mi?

Çok zor. Bu, en az uygulanacak bir yetkidir. Çünkü seçime götürecek olan organın kendisi de gidiyor. Bu kolay değil. Keyfi yapılırsa da millet yutmaz bunu. Bu yetkiyi tıkanmaların olması durumunda tedbir olarak koyduk.

Bu süreçte muhalefet partilerinin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok kötü. Muhalefet partileri olarak CHP ve HDP’yi kastediyoruz. MHP’ye buradan bir kez daha teşekkür ediyoruz. Bahçeli devlet adamlığını gösterdi, tepkileri de göze alarak bu süreci göğüsledi. Referandumda da destek vereceğini söyledi. Bunu tarihi bir milat olarak görmek lazım. Muhalefet partilerine çağrıda bulunduk ama karşılık alamadık.Komisyonu kilitlemeler, genel kurulda kürsü işgalleri, oy kullanmada saatlere varan direnmeler. Bir milletvekili kendini kürsüye kelepçeledi. Yapılacak şeyler değil bunlar. “Rejim değişiyor” diyorlar. Bu bir rejim değişikliği değil, bu bir hükumet modeli değişikliğidir. Yaptığımız iç mimarlıktır.

Referandumun OHAL altında yapılması seçimlere gölge düşürür mü?

Türkiye’de eskiden uygulandığı gibi bir OHAL yok. Türkiye çok ciddi bir kurtuluş savaşı veriyor. Bölgede sorunlar var. 15 Temmuz’u yaşadık. Böyle olunca OHAL uygulandı. Devletten binlerce insan atıldı. Ama halka yönelik bir OHAL değil bu. Bu yüzden “Bu ortamda OHAL mi olur?” gibi bir yaklaşımı doğru bulmam. OHAL altında seçim yapılamaz diye bir hüküm yok. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir açıklaması oldu “Daha rahat olur” diye. Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde vatandaşların sandığa daha rahat gitmesi için daha iyi olur. Sandık güvenliği diye bir sorun olmayacak. Vatandaşa kimse baskı uygulayamayacak. Fransa, nisan ayında seçime gidiyor. Fransa’da asker sokaklarda geziyor, bizde böyle bir şey yok. Amerika’nın bazı eyaletlerinde OHAL vardı, orada da seçim oldu ama OHAL bir sorun yaratmadı. Bu durum seçimi etkilemez.

Koalisyon hükumetleri Türkiye için bir risktir. Koalisyon döneminde kalkınma hızı düşer, tek parti iktidarında ise kalkınma hızı yükselir.

Elinizdeki anketler toplumun bu sisteme bakışını nasıl gösteriyor?

40 yıldır ben bu modeli savunuyorum. Yıllar önce toplumun bu sisteme desteği daha azdı. Ama son yıllarda duyuldukça destekçiler arttı. Son günlerin anketleri sisteme desteği yüzde 50’nin üzerinde gösteriyor.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)