Refik TUZCUOĞLU, 1967 yılında Konya’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Üniversiteye girdiği yıl aktif olarak gazeteci-yazarlığa da başladı. Konya’da ticaret, STK’larda eğitim ve kültürsanat hizmetleri gibi alanlarda çalışmaları oldu. Konya Sanayi Odası’nda danışmanlık yaptı. 2004-2009 döneminde Meram Belediye Başkanı olarak görev yaptı. 2009 yılında Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nde başkan danışmanı, genel koordinatörlük gibi görevler üstlendi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, geçen ocak ayında başlattığı Şehircilik Şûrası’nın sonuç bildirgesini 10 Kasım’da düzenlenen toplantıyla açıkladıHükumetin yeni şehirleşme vizyonunda ‘şehirlerde kimlik, planlama ve tasarım’, ‘kentsel dönüşüm’, ‘şehirleşme, göç ve uyum’ ve ‘yerel yönetimlerin rolü’ ana başlıklar olarak belirlendi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Refik Tuzcuoğlu, şûrayı yönlendiren kurulun başındaki isimdi. Refik Tuzcuoğlu ile hükumetin yeni şehircilik vizyonunun ne olduğunu ve bu vizyonda yatay mimarinin yerini konuştuk.

Hükumetin yeni şehircilik vizyonunun temelinde ne olacak?

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olarak, insanımızın tarihten bugüne maddi ve manevi olarak kazandığı her şeyin fiziki bir yapıya dönüşmüş olan halinin şehir olduğunu görüyor, böyle tanımlıyoruz. Herkesin bildiği bir gerçek var, insan neyi hayal ediyorsa onu yapar, inşa eder, imar eder. Yaşamak istediği dünyayı anlamlandırmak için ev, sokak, mahalle ve şehri ona göre kurgular.

Şehir tasavvurumuzun merkezine insanımızın duygularını ve gelecek algısını koyduğumuz anda, insanı insan yapan tüm veçhelerin bir pota içinde erimiş olduğu, ruh kazandığı, yerel kimlik meselesiyle karşılaşıyoruz. Bu nedenle yeni şehircilik vizyonumuzun temelinde insan var, yerel kimlik değerleri ve bu kimliği her şart altında muhafaza etmek var, geleceğe taşımak var.

Yerel kimlik değerleriyle neleri vurguluyorsunuz?

Milli kimlik dediğimiz kapsayıcı, geniş bir kimlik var. Ancak şehirlerimizi gezmeye başladığınız an itibarıyla, her şehirde, hatta her mahallede o kapsayıcı milli kimliği besleyen farklı bir güzelliği, özelliği, nüansı müşahede edersiniz. Bir örnekle açıklayalım. Herhangi bir şehrimize gittiğimizde, şehrin kendine özgü yapı malzemeleri olduğunu, nevi şahsına münhasır bir mimari çizgisi olduğunu görürsünüz. Özgünlük bir medeniyete ait birikimin taşa, toprağa yansıması ve tarihten bugüne taşınmasıdır.

Biz Selçuklu ve Osmanlı medeniyetinin devamıyız. Elinize aldığınız bir katalogda veya bir kitapta size birçok medeniyete ait şehirlerin fotoğraflarını gösterdiklerini düşünün. Orada Osmanlı evlerini, camilerini ve mahallelerini gördüğümüz an, buraların Osmanlı şehrine ait olduğunu kolaylıkla bilebiliriz. Ancak her şehrimizde onun farklı bir tezahürünü görürüz. Mesela Bursa’da kendine has bir tarz var, Kütahya’da başka bir çizgi var, Bosna-Hersek’te ise bambaşka bir üslup var.

Farklılıklar olsa dahi, tüm şehirlerimiz aynı damardan besleniyor. Farklılıklar sadece yöresel planda kalıyor, şehir mimarisi o yöreye özgü olarak gerçekleşiyor.

Bakanlık olarak bizlerin de yapmak istediği tam olarak budur. Bir yönüyle de yöresel kimliği canlandırdığınız anda ülkenizi bir cazibe merkezine dönüştürmüş olursunuz.

Eğer siz hem ülke olarak hem de şehirler olarak kendinizi ayrıştırabiliyorsanız, bir orijinalliği hâkim kılabiliyorsanız, farklılığı ortaya koyabiliyorsanız bu dikkat çekiyor, ilgi çekiyor.

Şimdi küreselleşmenin etkisiyle dünyadaki bütün şehirler birbirlerine benzemeye başladı. Bu bir sıradanlaşmayı, tekdüzeliği de maalesef beraberinde getiriyor. Özgünlük yok oluyor, kimlikler kayboluyor, buna karşı durmak zorundayız. İşte yöresel kimlikler bu tekdüzeleşmeye karşı durmak için önemli.

Yerel kimliği ön plana çıkarttığınız zaman, moda olan bir akımdan kurtarmış ve özgül ağırlığı olan bir yapıya ulaşmış oluyorsunuz. Bu, uzun vadede turizme kadar birçok alanda ülkemize katma değer üretecek bir mevzudur.

Hülasa, çevresel değerleri dikkate alan, enerji verimli, akıllı parametreleri değerlendiren, yerel kimliği ön plana çıkaran, insan odaklı, sürdürülebilir yeni şehirler diyoruz. Böyle bir bakış açısıyla yürümeye çalışıyoruz.

Peki yatay mimariden ne anlamalıyız?

Yatay mimari, insanın toprağa yakın yaşamasıdır. Bilimsel veriler insanların yaşadıkları mekânların topraktan yüksekliğiyle ilgili bazı gerçekleri ortaya koyuyor. Kısaca söylemek gerekirse, binaların önerilen maksimum yüksekliği yaklaşık olarak dört kata tekabül ediyor. Bundan fazlası insanı topraktan koparıyor ve sorunlar başlıyor. İnsan arzdan kopmaya başladığı an itibarıyla, ruhunda negatif bir etki baş gösteriyor. İlaveten, yüksek binaların getirmiş olduğu siluet sorunu da ortaya çıkıyor.

Bizim kendi kültürel geçmişimize baktığımız zaman, orada da yüksek yapıların tercih edilmediğini görüyoruz. Çünkü ‘insan odaklı olmak’ diye nitelendirdiğimiz parametre, dünyanın her yerinde kabul görmüş ise, yüksek binaların insanı merkezden çıkardığını söyleyebiliriz.

Bizim medeniyetimizde meydan vardır; ancak devasa genişlikte tasarlanmış meydanlar tercih edilmemiştir. Çünkü insanın göz temasını kaybetmemesi gerekiyor. Ev, sokak ve mahalledeki tüm ölçekler de bu anlayışa göre planlanıyor. Çok yüksek binalar uluslararası otoritelerce de desteklenmiyor. İnsanların yaşamış olduğu yerlerde yatay mimarinin esas alınması daha uygun, daha makul görülüyor.

Biz de bu anlamda yatay mimarinin tercih edilmesi gerektiği noktasında toplumun her kesimini bilinçlendirmeye çabalıyoruz, teşvik ediyoruz. Kendi çıkarttığımız yönetmeliklere de yatay mimariyi teşvik edecek maddeler koyduk.

Kat sınırı var mı?

Yasayla kat sınırı getiremezsiniz. Plan kanun gibidir. Dolayısıyla planla işin çözülmesi gerekiyor. Plancılarımızın da bu konuda titiz davranması lazım. Plandaki sınır toplumsal anlayışla kontrol edilebilir. Şu gerçeği tüm tarafların kavraması elzemdir. Şehir dinamik bir süreçtir. Ve sürekli yeni ihtiyaçları doğurur, üretir. Çünkü hayatın bir akışı var, durdurulamaz bir değişimin, bir dönüşümün içinde yaşıyoruz. Şehirlerde bahsettiğimiz planların yapılması gerek. Bizim belli yerlerde, hayata geçirmeyi tasarladığımız Şehir2023 isimli vizyoner bir çalışmamız var. İçinde belli standartlar barındıran bölgeler üretecek ve şehircilik konusunda örnek olacağız. Özet olarak kastımız şu: Kanunla, mevzuatla yapabileceklerimiz var; ancak bunun yanında toplumsal kültürle, teamülle yapabileceklerimiz var. Bunları birbirinden ayırt etmek gerekiyor.

İstanbul’da nasıl uygulanacak?

Yatay mimari, özellikle yeni yapılaşma alanlarında uygulanmaya başlanır. Bizim kentsel dönüşümle ilgili İstanbul’da yeni çalışmalarımız var. Yeni kentsel dönüşüm alanlarında, rezerv alanlarda yatay mimariyi uygulayabiliriz.

Şehircilik Şûrası’nda aldığınız kararlar nasıl somutlaşacak?

Aslında şûranın kararları her şehre münhasır bir çalışma değil. Milli kimlik üzerinden, milli bir şehircilik anlayışı üzerinden, Türkiye şehirciliği üzerinden alınan ilkesel kararlar var. Ama bu ilkesel kararlar içerisinde her yörenin kendi yöresel kimliğinin şehirleşmede ön plana çıkartılmasına dair kararlar da var. Bu nasıl somutlaşır? Bir ayağında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kuşkusuz olacak ama diğer ayağında da yerel yönetimlerin olması gerekiyor. Yerel yönetimlerin bu anlamda belirlenen genel tavsiye kararlarına uygun bir vaziyet almaları gerekiyor. Biz de bunu bakanlık olarak kolaylaştıracak birtakım çalışmalar yapıyoruz.

Bu çalışmalar neler?

Mesela bir şehrin tasarım rehberi nasıl hazırlanır? Bunun teknik ismi kentsel tasarım rehberidir. Rehberlerle ilgili olarak, Mimar Sinan Üniversitesi’yle beraber yürüttüğümüz çalışmayı tamamladık. Türkiye’deki bütün belediyelerimizi, belediyelerin bürokraside ve sahada çalışan yöneticilerini davet etmek suretiyle rehberin nasıl hazırlanacağına dair eğitimimizi vereceğiz. Öyle zannediyorum ki; iki ay içerisinde bu eğitimleri bitirmiş oluruz. Şûranın bu ve buna benzer almış olduğu birçok karar var. Bir kısmı mevzuat değişikliği istiyor. Zaten şûra devam ederken alınan tavsiye kararlarıyla paralel olan mevzuat düzenlemelerini başlattık.

Tersine göç mümkün olur mu?

Bir tek Şehircilik Bakanlığı’nın politikalarıyla olacak bir mesele değil. Çok boyutlu bir hadise. Ekonomik, tarımsal ve sanayi üretiminin dengeli dağılması bir Tarım Bakanlığı’nın buna uygun politika yürütmesi, Ekonomi Bakanlığı’nın, Bilim ve Sanayi Bakanlığı’nın çok boyutlu olarak çalışması gerekiyor. Mesela biz Diyarbakır’da Suriçi’ni yeniliyoruz. Suriçi’ni UNESCO’nun çerçevesini belirlediği tarihi değerleri koruyacak bir tarzda yapıyoruz. Uluslararası kabul görmüş bir projeyi Suriçi’nde faaliyete geçiriyoruz. Diyarbakır’ı çok önemli bir turizm destinasyon merkezi haline getirmiş olacağız. Şehir şehir planlamaya önem veriyoruz. Şehirlerimizin tamamında yaygınlaştıracak ve Türkiye’deki bütün şehirlerimizi bu şekilde tamamlamış olacağız.

 Akıllı kod çalışmanız nedir?

Şehirlere bazı standartlar getiriyor. Mesela sokak standardı, yeşil alan standardı, kaldırım standartları getiriyor. İnsan odaklı bir şehirde olması gereken standartlar. Bunlar tabi ki kanun değil. Şehircilik toplumsal bir olay ama bu standartları getirdiğimiz zaman belediyelerimiz de sisteme uyduğunda standardı uygulayacak ve standardı yöresel kimliğe oturttuğu vakit şehirlerimize bir kalite elecek.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)