ÖMER TUĞRUL İNANÇER

İslam’ın ilk kıblesi Kudüs’te Kâbe gibi bir sembol var mıydı?

“Müslümanların ilk kıblesi” sözü bir slogan. Müslümanlığın Muhammed Mustafa ile başladığı zannı çok garip. Müslümanlık, Hz. Âdem’le başlamıştır. Kur’an-ı Kerim’de Efendimiz’den evvelki zevatın ağzından, Hz. İbrahim’in. Mesela havarilerin ama bugün Hıristiyanların kabul ettiği havariler değil. Hz. İsa’ya sağlığında iman etmiş olan mübarek zatların ağzından Müslümanlık ifadeleri zaten Kur’an-ı Kerim’de var. Kudüs-ü Şerif, Mescid-i Aksa, Süleyman Aleyhisselam tarafından inşa edildiği tarihten itibaren kıbledir.

Peki Kâbe, kıble değil miydi? Değildi.

Kâbe’nin inşa aşaması çok bilinmiyor. Kime sorsak Hz. İbrahim inşa etmiş deniliyor. Âdem Aleyhisselam dünyaya gelmeden evvel melekler tarafından inşa edilmiştir. Beyt-ül Mamur’un arz üzerindeki izdüşümüdür. Beytül Mamur’un inşası ise Cenab-ı Hakk’ın bildiği bir zaman. Hz. İbrahim’den evvel yapılan Kâbe hep kaybolmuş. Hz. İbrahim’in Allah tarafından tespit ettiği yer hiç kaybolmamış.

Bina çok fazla yapılıp yıkılmış. Efendimiz zamanında da meşhur tamir var. Şu anki bina 4. Murat Han’ın yaptırdığı binadır. Biz Mescid-i Harâm’ın içindeki Kâbe’yi merkezi bir nokta olarak görüyoruz ama kıble, ayette öyle değil.

Kâbe’yi kıble olarak görün demiyor ayet, “Namaz kılarken Mescid-i Harâm tarafına yönelin” diyor. Dolayısıyla Mescid-i Harâm,

Kâbe’nin bütün etrafıdır. Ama Mescid-i Harâm’ı bugün bina olarak kabul edersek içine girdiğimizde Kâbe noktadır. Kudüs-ü Şerif’teki kıble ise Mescid-i Aksa’nın tamamıdır. 144 dönümlük bir alan. Fotoğrafa baktığımızda yükseltinin tamamı kıbledir.

Kudüs-ü Şerif denmesinin inceliklerinden biri bu mu?

İsra Suresi’nin birinci ayetinde, “Mescid-i Aksa ve etrafını mübarek kıldığım, nurlandırdığım” buyurduğu için Rabb-ül Âlemin, Kudüs’ün etrafı nurludur, mübarektir. Ayetle sabit. Onun için Kudüs-ü Şerif’tir. Şerefli Kudüs’tür. Adı bile üstünde. Takdis olunmuştur manasındadır.

Süleyman Efendimiz namaz kılmıyor muydu? Kılıyordu. Bütün peygamberler namaz kılıyordu. Ve ümmetleri de tabii. Peki Mescid-i Harâm’ın içindeyken çok gösterişli bina diye Kubbet-üs Sahra’yı mı kıble gösterecek? O zaman Mescid-i Aksa için namaz kılınmıyordu ki. Müslüman yoktu memlekette. Fetih olunduğu zaman, Hz. Ömer zamanında, hep “Kudüs’ün fatihi Hz. Ömer” derler, yanlıştır. Hz. Ömer zamanında Hazreti Ebû Ubeyde Bin Cerrah fethetmiştir.

O zaman kıble, Mescid-i Harâm. O yüzden içindeyken ne yapılacağına lüzum yok. Dolayısıyla öyle bir sembol bina yok. Efendimizden çok sonra Emeviler zamanında yapılmıştır Kubbet-üs Sahra. Bugünkü mescit olarak kullanılan kıbleye en yakın arazide yapılmış olan, kubbeli, Mescid-i Kıble denilen bina eskiden yapılmış. Muhtelif Hıristiyan, Sasani, Yahudi tapınaklarının kalıntılarında İslami elbise giydirilmiş bir binadır.

Mescit olarak kullanılmıştır. Ama Kubbet-üs Sahra sadece Müslümanların yaptıkları.

Peygamber Efendimiz namaz kılarken Kudüs’e mi yöneliyordu?

Kudüs Müslümanların ilk kıblesi olmadan önce Hicaz bölgesinde Süleyman Mabedi olarak biliniyordu. Mekke’nin fethinden önceyi bırakın, Hicret’in 17. veya 18. ayında kıble ayeti nazil olmuştur. Sadece Mekke’de değil, Medine’de de 17 veya 18 ay Kudüs kıbleli olarak namaz kılındı. Hatta ilk Mescid-i Şerif yani hicretin sekizinci ayında inşası tamamlanan Mescid-i Nebi’nin kıblesi Kudüs’ü görüyordu. Bu emir gelince, “Bundan sonra namazda Mescid-i Harâm’a dönün” ayeti nazil olunca, bundan bir önceki ayette, “Senin yüzünü gökyüzüne çevirerek ettiğin duaları kabul ettim” deniyor. Çünkü hep öyle dua ediyordu.

Efendimizin öyle bir talebi mi var?

Talebi var. “Bundan sonra yüzünüzü Mescid-i Harâm’a dönün.” Kâbe lafı yanlış. Mescid-i Harâm var ayetlerde. Dolayısıyla Mescid-i Şerif ilk Kudüs kıbleli olduğu halde “Yüzünüzü dönün o tarafa” emri gelince, o mescit yıkılıp, Kâbe istikametine dönen yeni bir mescit inşa edildi. Mescid-i Kıbleteyn’deki durum da fevkalade yanlıştır. “Efendimiz namaz kılıyordu, Hz. Cebrail geldi tam arkasına çevirdi” diye. İnsan önce haritayı önüne alır bir bakar. Medine’de durduğun zaman Kudüs’e tam arkanı dönersen İran’a doğru dönersin. Tam arka değil. Haritayı al bak.

Namaz sırasında dönüyorlar…  Bu çok büyük bir mucize değil midir?

Tabii çok büyük bir mucize. Aynı zamanda başka bir şer-i hüküm çıkar buradan. Namaza durdun, kıblenin yanlış olduğunu bir şekilde gördün, hissettin, duydun. Namazı bozmadan dönebilirsin ve başkasını da döndürebilirsin.

Peki, Yahudiler üzerinde Kudüs ve Mekke algısı ne oldu?

Bu sırada Kudüs zaten Hıristiyanların elinde. Çünkü Kudüs aynı zamanda Hıristiyanlar için de mübarek bir mekân. Hatta Sasaniler için de. Çünkü Rum Suresi’nde bahsi geçen harp, Sasaniler ile Bizanslılar arasındaki harptır. Hz. Ömer ilk Kudüs’e girdiğinde köle ile girdi. Ordu önce girmişti. Bizans Kardinali, “Ben Ömer’e teslim ederim” demiş. Bu haber gönderilince Ömer geliyor. Tek bir binek var. Köle ile gelirken bineğe nöbetleşe biniyorlar. Kudüs’e yaklaşınca nöbet köledeymiş. Hz. Ömer yürüyor. Kardinal bunu öğrendiğinde ağlamaya başlamış. Neden ağlıyorsun dediklerinde, “Ben bu şehri nasılsa sizden alırım diye teslim ettim. Bu adaleti gördüm, sizden kimse bu şehri alamaz” demiş. Bu adaleti bozduğumuz için Kudüs bugün bizde değil. Genel olarak İslam dünyasının adil olduğu söylenemez. Mesele odur. Bugünkü durumda Mescid-i Kıble’nin en sağında küçücük bir oda vardır. Hz. Ömer Efendimizin namaz kıldığı yer orasıdır. İlk namaz kıldığı yerdir.

Ağlama duvarı?

Öncelikle ona ‘Ağlama Duvarı’ demek Müslümanlara yakışmayan bir haldir. Orası Müslümanların yeri ve orada Miraç sırasında Cebrail Aleyhisselam ile birlikte getirilen Burak’ın, Efendimiz Hazretleri’nin yaptığı muamelatı, namaz kılmak, dua etmek vs. sırasında beklediği yer. O yüzden oraya “Burak Duvarı” denir. Ağlama Duvarı denmez. Müslümanlar, “Burak Duvarı” derler oraya. Peki bu ağlama nedir? Davud Aleyhisselam, Hıristiyanlar nezdinde ‘King David’dir. Süleyman Aleyhisselam, King Salomon’dur yani peygamber değildir. King David ve King Salomon dönemi Yahudi toplumunun en yüksek dönemi.

Zaten bugün Beytül Sahra’nın olduğu yerin adı Yahudilerce Dua Tepesi’dir. O eski gösterişli günlerden kala kala o duvar kalmış. En antika duvar, o duvar. Tekrar o hale gelelim diye ağlarlar. Hz. Musa’nın tebliğ ettiği din esaslarıyla alakalı bir şey değildir. Çünkü Hıristiyanlık gibi, Yahudilik ahaliye açık bir din değildir. Irki bir dindir. Anası Yahudi olanlar Yahudi olabilir.

Kudüs’ü ziyaret ibadet midir?

“Çevresini bereketli, mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa” denilince ne oluyor? Kudüs-ü Şerif oluyor. Bu ayet İsrail ile ilgili ayet. Bu kelime, bu vasıflandırma Allah tarafından. Sonra hadis bunu teyit ediyor. Zaten hadislere genel bağlamda şöyle bakmak lazım. Kur’an-ı Kerim’in en büyük tefsiri hadislerdir. Tek büyük müfessiri de Peygamber Efendimizdir. Tefsiri de lisanen yapmakla yetinmemiştir; fiilen, vücut diliyle, davranış biçimiyle de yapmıştır. Üç mescide gitmek müstakil ibadettir. Sonra Meymune Validemiz burada önemlidir.

Nurettin Zengi’den neredeyse hiç bahsedilmiyor.

Selahattin Eyyubi’nin Nurettin Zengi’nin reis olduğu devlette bir büyük kumandan olduğunun bilinmesi lazım. Sonra o büyük kumandan Kahire’yi fethettiği zaman devletin namına Nurettin Zengi’nin hayatı bittiği için Selahattin Eyyubi Hazretleri ile Eyyubi Devleti’ne dönüşmüş. Fiilen Eyyubilik, Zengi Devleti’nin devamıdır. İsmi değişmiş.

 Müslümanların idaresindeki Kudüs ile şimdiki Kudüs arasındaki en büyük fark nedir?

Müslümanlar İslam’a herkesi davet ederler. Bu davete icabet edenler din kardeşi olurlar. Bu davete icabet etmeyenler fakat Müslüman’a ve Müslümanlığa da düşmanlık etmeyenler, diğer Müslüman kişiyle bayramı, seyranı, düğünü iştirak edilen, ibadetine karışılmayan insanlardır. Eğer benim devletimde yaşıyorsa, benim devletime yaptığı işlerden istifade ettiği için para verir. Bundan ibaret. Zimmi bu demek. Sana düşmanlık yapmak için gelmeyen, herhangi bir düşmanlığı yok, arkandan kuyunu kazmıyor, fitnelik yapmıyor, kendi halinde yaşıyor, dinine karışamazsın. İslami kaidedir bu. Nitekim bunu yerine getirdiğimiz sürece, bu adaletten dolayı evvela gönülleri fethetmişiz. Bizans halkına bile, “Kardinal külahı görmektense, Türk sarığı görmeyi yeğlerim” dedirtmişiz. Ama sonra adaleti terk ettiğimiz için, saltanata düştüğümüz için, dünyevileştiğimiz için, Peygamber Efendimizden uzaklaştığımız için böyle olmuş. Onun için bizim zamanımızda Yahudisi, Hıristiyanı hatta bakın tarihe bizim fethettiğimiz o 400 sene zarfında Rus kilisesi yoktur. Ama Ruslar biz Kudüs’te ibadethane yapmak istiyoruz dediğinde buna izin vermişizdir.

Hilafetin İstanbul’a gelmesiyle, İstanbul, Kudüs ve Mekke’nin anlamı ne oldu?

Biz fethettiğimiz memleketin statüsüne daima saygılı kalmışızdır. “Bosnalı Basra’ya, Basralı Bosna’ya tayin edilmez.” Mesela Cerrahi Ailesi çok önemli bir ailedir ve daima Kudüs idaresinde söz sahibi olmuştur.

Yani mahalli idarecilere emniyet vermişiz. Biz o statüye saygılı davrandığımız için aslında Kudüs’ü fethetmedik. Biz Memluk Devleti’ni fethettik. Memluk Devleti’nin idaresinde Hicaz Memluklere bağlı eyaletimsi bir yerdi. Mısır Beylerbeyi Hicaz’ı idare etti. Benim için Mehmet Ali haindir. Neden? Tevhidi bozduğundan. Tevhidi bozan herkes haindir. Mısır Beylerbeyi geldiğinde Hıdiv’e emrettik, isyanı bastırsın. Mehmet Ali’nin oğlu Tosun Paşa gitti isyanı bastırdı. Kudüs’ün özelliğinden dolayı oraya değişik bir hizmet götürdük. Medine’de ve Mekke’de vali yoktur. Mekke Muhafızı, Medine Muhafızı vardır. Bu isim bile çok önemlidir ve bugünkü insanların bunun terbiyesini anlaması lazım.

Müslümanlar neyi eksik yaptı? BM kararı neyi gösteriyor?

Adaleti. Peygamber Efendimizi tanımadığımız için Allah’ı da tanımıyoruz. Varlığından haberdar olmak, tanımak demek değildir. Allahu zül Celal dünya hâkimiyetini iman ve İslam’a değil, adalete tevdi etmiştir. Kim adilse dünyada hâkim o olur. Adaletle imanın alakası olmadığını Hz. Peygamberden öğrenebiliriz. Putperest için de gâvur için de adalet bu kadar önemli. Adaletle küfür payidar olur, zulümle İslam payidar olmaz. Biz adaleti bıraktık, o yüzden bu hale geldik. Sevgili Cumhurbaşkanımız ön ayak oldu, liderliğini gösterdi. Bizimkilerin memnuniyeti doğrunun galip gelmesinde. Bizim doğru tarafta olduğumuza inanıyorum. Fakat bu, sadece sivrisinek öldürmektir. Bataklık duruyor. Nedir bataklık? Müslümanların gayri adil olması. Adil değiliz.

Kudüs’e neden gitmeliyiz? 

Bunu senelerdir söylüyorum. Bölünmüş, parçalanmış Arap devletlerinin İsrail’i tanımadıklarından dolayı vatandaşlarını oraya göndermemelerini. Suud insanlarının, İsrail damgalı pasaportları kabul etmemelerinin çocukluk olduğunu düşünüyorum. Ve Kudüs’te ziyaretimden öğrendiğim, resmi bir kaynaktan öğrendiğim kadarıyla, 2015 yılında Kudüs’ü ziyaret eden yabancı, Hıristiyan kişi sayısı dört milyon. Müslüman sayısı 40 bin. Bu 40 binin 36 bini Türk. Dört bini muhtelif devletlerden. Halbuki en az Hıristiyan sayısı kadar Müslüman ziyaret etse, Yahudi bu kadar şımarmaz. Ve bir de kesinlikle göz çok önemli hafıza kaynağıdır. Çünkü okuduğunu bile gözünle okuyorsun. Kudüs’e giden Müslümanlar oradaki hali gördüklerinde Kudüs hakkında daha farklı şeyler görürler ve düşünürler. Onun için Kudüs’e çok sık gidilmelidir. Ayrıca Kudüs, Mescid-i Aksa ziyareti ayet olarak ayrı bir ziyarettir. Aynı Kâbe avlusunda durup, Kâbe’ye bakmak gibi. Kâbe’ye bakmak müstakil ibadettir. Namaz kılmaktan daha önemlidir Kâbe’ye bakmak. Kudüs’te bulunmak yani oraya gitmek de mecburidir.

Birtakım laflar dönüyor. Dünya sermayesinin büyük bir kısmının Yahudiler tarafından teşkil edildiği. Ben buna inanmıyorum. Çin’deki, Kore’deki işleri kimler yapıyor o zaman? Ciddi bir propaganda bu. Bir de Kudüs’e girişte eziyet ediliyor diye. Birkaç defa gittim hiç eziyet görmedim. Diyanet İşleri’nin başlattığı Kudüs başlangıçlı umre ziyareti programının adeta mecburiyet haline getirilmesi lazım ama rıza olmadan mecburiyet olmaz. Bu da olmaz ama böyle olmalı. En azından bir manevi mecburiyet hissettirmeliyiz. Bu siyasi meselelerin yansıması olarak Kudüs’le ilgilenmek yanlış. Kudüs meselesi kalkıp başka bir gündem geldiğinde ne olacak? Olmayacak. Böyle şey olmaz. Kudüs başlı başına gündem olmalı, gündemde kalmalıdır.

Son BM oylamasına bu açıdan bakarsak…

Cenab-ı Hakk’ın yeryüzünde idareyi bir tahsin etmesi vardır. Bu ‘tertib-i ilahiye’ye ancak arif kimseler agâh olur. Bunun da bir sebebi vardır. Bugün Müslümanların en büyük grubunu temsil eden Urduca konuşan Müslümanlar, Hindistan Müslümanları yani. Hindistan dediğin zaman Bangladeş, Hindistan, Pakistan, Nepal bunun dördü Hindistan’dır. Nepal de Hindistan’dır.

Bütün Hint Müslümanları, Orta Asya Müslümanları, Malezya Müslümanları, Rumeli Müslümanları. Bugün Müslüman dünyasının beşte dördünün fütuhatı Türklerin eliyledir. Gazneli Mahmut, kılıçla bütün Doğu’yu Müslüman etmiştir. Biz de kültürle bütün Batı’yı Müslüman ettik. Kırım tarafını hep biz Müslüman ettik. Bugün bütün dünyayı gez, “Malezya adam olursa Müslümanlar adam olur. Pakistan olursa olur” diye bir laf var mı? Yok. “Türkiye yükselirse Müslümanlar yükselir” lafı her yerde var.

 

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)