Türk halkı ABD’yi affetmez

Türkiye’nin yanı başındaki Suriye ve Irak’ta yaşananlar, dünya siyasetinin odak noktasını oluştururken, Türkiye için de hayati önem taşıyor. Siyasi sınırlarının yanı sıra kültürel ve coğrafi sınırlarıyla da bölgede tarihi bir misyona sahip olan Türkiye, bugüne kadar Suriyeli mültecilere kucak açtığı gibi sınırlarını ve vatandaşlarını korumak için de meşru müdafaa hakkını kullanmaya devam ediyor. Bölgedeki sıcak gelişmeleri ve Türkiye’nin politikasını Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İlnur Çevik’e sorduk. Rusya ve ABD’nin bölgede YPG-PKK’lı teröristleri kendi yanlarında tutabilmek için yarış halinde olduklarını söyleyen Çevik, YPG’ye silah desteği veren ABD içinse çarpıcı bir yorumda bulunuyor: “Kişiler gelip geçer. Atatürk’ün ‘Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır’ lafı gerçekleri söyler. Türk halkı unutmaz. Bugün Türk hükumeti konjonktüre göre hareket edebilir ama halk affetmez.”
Yayın Tarihi: Haz 1, 2017
FavoriteLoadingBeğen 23 mins

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İlnur Çevik

Türkiye’nin Ortadoğu’da izlediği politikayı nasıl okumalıyız?

Türkiye’nin şu anda hem Irak’ta hem Suriye’de stratejisi, kendi sınırlarını dış tehditlere karşı korumak üzerine kurulu. O sınırlardan bize karşı PKK ve DAEŞ tehdidi var. DAEŞ, Suriye sınırındaki illerimize roket atıyor, insanlarımızı öldürüyordu. Aynı zamanda Türkiye’ye canlı bombalar gönderiyordu. Gaziantep’te 54 şehit verdik. Orada sadece insanlarımız ölmedi, manevi olarak da büyük bir hasar oluştu ve Türkiye’yi moral olarak çökertmek istediler. Bütün dünya güçlerine bu DAEŞ’in durdurulması gerektiğini anlattık ama durdurmadılar. Biz de o bölgeye gireceğimizi ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile bölgeyi temizleyeceğinizi söyledik. Altı ayı geçen kısa bir sürede bölgeye girdik ve ÖSO’nun da yardımıyla Cerablus’tan El-Bab’a kadar inerek, orayı güvenli bir bölge haline getirdik. Artık oradan bizim bölgemize bir tehdit oluşmuyor. Böylelikle kendi sınırlarımızı ve insanlarımızı koruduk. Türkiye’nin esas amacı, ülkemizi dış tehditlere karşı korumaktı. Bunu başarıyla yaptık. Şimdi, yine Suriye’den kaynaklanan ve bize tehdit oluşturan, bir tarafta Hatay’a yakın, bir tarafta da Fırat Nehri’nden Irak’a kadar olan Suriye bölgesinde yer alan PYD – PKK – YPG var. Bunlar da bir tehdit. Kobani’de, ‘hendek savaşları’ sırasında birçok militan Türkiye’ye sızdı. PKK’nın yanında yer aldılar. Hatta PKK buralardan takviyeler istedi. Türkiye’de PYD’nin keskin nişancıları yakalandı. Bunların sürekli olarak Türkiye’ye sızarak terör faaliyetleri yaptıkları bir gerçekti. Kandil’den sızmıyorlardı, Kuzey Suriye’den sızıyorlardı.

Kobani’de yetişmiş insanlar canlı bomba olarak gönderildi ve kendilerini patlattılar. Demek ki buralar bize tehdit ve bu tehdidin bir an önce bitirilmesi lazım. Biz bu tehdidi ortadan kaldıracağımızı söylerken, bunlar ABD’yi yanlarına aldılar ve bize karşı ABD’yi kalkan olarak kullanmak istediler. ABD bayrakları kalkan olarak kullanılmaya kalkıldı. Bu, hem ABD için hem de Kürt militanlar açısından çok tehlikeli bir durum. Eğer bu kafada devam ederlerse, eninde sonunda bir çatışma olur. Bir an evvel ABD, onları bu sınır bölgelerinden uzaklaştırmalı ve bir daha da Türkiye’ye tehdit oluşturmamalarını sağlamalı… Madem ABD bunların hamisi görünüyor, o zaman sorumluluk da ABD’lilere düşüyor. Aynı zamanda bir de PKK’nın elinde olan Afrin bölgesi var. Oradan da bizim Hatay’daki sınır karakollarımıza roketler atıldı. Oradan da bir saldırı var. Tarihi olarak biliyoruz ki, Hatay’daki bütün PKK unsurları hep Afrin’den beslendi. Afrin’de üsleri var, Kobani ve etrafında üsleri var. Biz bunları ne yapacağız, “Orada kalsınlar” mı diyeceğiz? DAEŞ’i nasıl bitirdiysek, bu da bitirilecek. Onların hamisi durumundaki ABD’nin ya bu işten vazgeçmesi ya da neticelerini yaşaması lazım. Kuzey Suriye’deki fiili bir durum. Türkiye’nin bunu ortadan kaldıracak gücü ve iradesi var. O zaman PYD – PKK – YPG’nin bu mesajları iyi alması lazım. Afrin’de Rusların arkasına sığın, Rojova’da da ABD’nin arkasına sığın; bu olmaz ve olmayacağını da gösterdik. Kendi göbeğimizi kendimiz kesmeyi biliyoruz. Karaçok bölgesini yerle bir ettiğimiz zaman, onların cenazelerine ABD’liler gitti. Oralarda geçmiş olsun ziyaretleri yaptılar. ABD’li generalin yanındaki adama bakıyorsunuz, en çok arananlar listesinde üç numara olan PKK’lı bir terörist. YPG arması takmış, rehberlik ediyor. Siz her YPG arması takanı teröristten saymayacak mısınız? ABD diyor ki: “PKK terörist teşkilatıdır, biz onları terörist olarak görüyoruz.”

 

 

“YPG’ye destek konusunda ABD ve Rusya uzlaşamıyorlar. Birbirleriyle yarışıyorlar”

 

 

 

Ancak en çok arananlar listesinde olan bir PKK’lıyı rehber olarak kabul ediyor. “Bunu bilmiyorduk” diyebilirler. O zaman daha dikkatli bakmaları lazım. Bu işin Suriye tarafı. Irak da tehdit olmaya devam ediyor. Kandil’den girmeye devam ediyorlar. Şimdi bir de Sincar’a yuvalanıyorlar. Türkiye, Barzani’ye bunları buradan almasını söyledi. Barzani, “Ben de istemiyorum. Bizim için de tehlikeliler. 500 peşmerge gönderdim” dedi. Ama hâlâ adam gibi bir şey yapamadı. Irak hükümeti, “Sincar’da duramazlar, çıkacaklar” dedi. Çıkmadılar. ABD’liler de orada YPG’nin arkasında durdu. PKK’nın arkasında durmadılar ve ayrılmaları gerektiğini söylediler ama yine ayrılmadılar. Neticede herkes, bunların burada duramayacağını söylüyor ama duruyorlar. Bu nedenle Türkiye orayı bombaladı ve devam da edecek. Tehdit devam ettiği sürece gerekeni yapacağız.

Türkiye’nin, güvenli bölge stratejisini dünyaya kabul ettirme konusunda yaptırım gücü nedir?

Türkiye’nin bir yaptırım gücü yok. Biz dünyaya diyoruz ki: Biz, sizlere rağmen güvenli bölgeyi oluşturduk. Siz Suriye’de saldıran taraflara silah vermek dışında hiçbir şey yapmadınız. Ama biz bölgeyi DAEŞ’ten temizledik. Sadece bu değil, orada belediye hizmetlerini yeniden oluşturduk, sosyal hizmetlerle bölgeyi yeniden yaşanır hale getirdik. Türkiye’deki mültecilerden de oraya dönenler oldu. Ama bölge hâlâ yeterince güvenli değil. Esed’in rejim güçleri, İdlip’te uçaklardan insanlara kimyasal bomba attı. Biz bir güvenli bölge tesis ettik. Güvenliğin devam edebilmesi için bölgenin Suriye saldırılarına karşı korunması lazım. Yani uçuşa yasak bölge olması gerekiyor. Hem Rusya’nın hem ABD’nin Türkiye’ye yardım etmesi lazım. Biz her şeyi yaptık, unu koyduk, şekeri koyduk. Helvasını yapmak BM’ye, Rusya’ya ve ABD’ye kalıyor.

Güvenli bölgenin uluslararası hukuktaki karşılığı nedir?

BM Güvenlik Konseyi, güvenli bölge ilan edebilir. Bir ülkenin, herhangi bir bölgesinde bir güvensizlik varsa ve ülke dağılmışsa; bu, yapılabilir. Kuzey Irak’ı uçuşa yasak bölge ilan ettiler ve Saddam’ın uçaklarını engellediler. Daha önce yapıldı, yine yapılabilir.

ABD ve Rusya, karşı karşıya olmasına rağmen, YPG’ye destek konusunda aynı noktada. Bu nasıl oluyor?

Uzlaşmıyorlar. Birbirleriyle yarışıyorlar, “Kim teröristlere daha fazla arka çıkarak, onları yanında tutacak”, bunun peşindeler. Rusya bu terör unsurlarını bize karşı koz olarak tutmak istiyor. Bence olay daha çok böyle gelişiyor.

ABD, Türkiye’ye karşı çok tehlikeli bir oyun oynuyor. ABD müttefikimiz ve İncirlik’ten uçakları kalkıyor, koalisyon güçleri ile sözde DAEŞ’i bombalıyorlar. Bu kadar ülkenin bir araya gelip, DAEŞ’in üstesinden gelememesi ama Türkiye’nin tek başına ÖSO ile 2 bin 500 kilometrekarelik bir alanı 6 ay gibi kısa bir zamanda alabilmiş olması, uluslararası camianın bu işte ne kadar ciddiyetsiz olduğunu gösteriyor.

ABD bütün politikalarını sözde orada DAEŞ’i bitirmek için kurmuştu. Halbuki orada daha büyük tehlike Esed rejimiydi. Sonunda onlar da gördüler Esed’in kullandığı kimyasal silahları. Cezalandırmak için bir hava üssünü vurdular. Obama’nın yapmadığını Trump yaptı ama bu yeterli değil.

Türkiye’nin Rakka’yı almak gibi derdi yok ama ABD’nin var. ABD’ye, YPG – PYD’den vazgeçmesini söylüyoruz ama hâlâ inatla, Obama devrinden kalan generallerin ittirmesiyle, YPG ve PYD’ye kucak açıyor. Bu, müttefiklik ilişkisine sığmaz. ABD, bu durumu uluslararası bir satranç oyunu gibi oynamaya kalkıyor. Unuttukları şey şu: Bu iş bir gün bitecek ve bunlar çekip gidecekler. Biz bu PYD ile baş başa kalacağız. O zaman ne olacak? Onların yanında ABD desteği olmadan Türkiye onları bir günde bitirir. ABD bugün var, yarın yok. PYD’nin ve YPG’nin düşünmesi gerekiyor, ABD olmadığı zaman nasıl hayatta kalacaksın? Diyelim ki savaş bitti. Kürtler orada duruyor ama Türkiye’ye karşılar.

İnsanlarını doyurması lazım, ekonomik bir faaliyet olmak zorunda. Bu faaliyeti kim ile yapacak? Yine Türkiye ile yapabilir, yoksa aç kalır. Bunları düşünmeleri gerekiyor. İşin ucunda bölgeyi yönetmek ve ayakta tutmak var. Türkiye olmasa Kuzey Irak Bölge Başkanı Mesut Barzani ve KYB lideri Celal Talabani perişandı. Türkiye sayesinde ayaktalar. Aynı şey bu adamlar için de geçerli.

Pekiyi ABD bu tavrına devam ederse, Türkiye bu duruma nasıl cevap verecek?

Onu bilemem. Zaten söylemem doğru olmaz. Çünkü şu sırada ne yapacağımızı söylemek doğru değil. Ama söyleyeceğim çok basit. Her şeye sanki uluslararası bir satranç oyunu gibi bakmak yanlış. Çünkü ABD’nin yaptığı bu hatalar Türk kamuoyunun dikkatinden kaçmıyor. Bugün Erdoğan var, yarın yok; Kılıçdaroğlu bugün var, yarın yok. Demirel vardı, bugün yok. Özal vardı, bugün yok. Kişiler gelip geçer. Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” lafı gerçekleri söyler. Türk halkı burada duruyor. Türk halkı teröristlerle işbirliği yapmış bir Amerika’yı asla affetmez. Önemli olan Türk halkının tavrıdır. Bugün Türk hükumeti duruma ve konjonktüre göre hareket edebilir ama halk affetmez. Fırat Kalkanı için geç kalındığına dair eleştiriler yapıldı. Operasyonun bölgedeki aktörler için anlamı nedir? Bu operasyon daha önceden yapılamazdı. Fırat Kalkanı, Rusya’nın desteği olmadan bir yere varamazdı.

Çünkü uçak uçurmamız lazım. Kara birliklerimiz ilerliyor ancak hava desteği olmadan ilerleyemez. Uçakların oraya girebilmesi için önce Rusya ile barış yapmak gerekir. Biz Rusya ile anlaşarak oraya girdik. Bu şekilde operasyonu başarıyla bitirdik. Fırat Kalkanı sayesinde Suriye ile masaya oturduk. Daha önce yoktuk. Artık masada varız. Astana’da ana oyuncular olarak Türkiye ve Rusya öne çıktı. Rusya, Esed rejimini, Türkiye ise muhalif grupları dizginliyor. İran da Hizbullah ve Şii grupları dizginliyor. Bir anda Türkiye kendisini başarılı bir şekilde masada buldu. Uluslararası camiada da “Türkler toparlandılar ve dünya sahnesine yeniden çıktılar” denildi. ABD burada yok. 2013’ten beri Obama sayesinde kendilerini Suriye denkleminin dışına attılar. Dışlanmış bir ülke olarak oturuyorlar.

İsrail’in bölgedeki etkinliği ve rolü nedir?

Suriye’deki Golan Tepeleri, İsrail’in güvenlik alanıdır. Kuzey Irak’ın bizim güvenlik alanımız olması gibi. İsrail orada kuş uçurtmaz. Bir tehdit olduğunda yakınlarını bile bombalar. İsrail’in buradaki durumu bu. İsrail başlarda, “Esed giderse daha aşırı olan Müslüman Kardeşler gibi gruplar buraya girer ve daha militan Araplar buraya geldiğinde ne yaparım” diye düşünüyordu. Fakat iş çığırından çıktı, kimin eli kimin cebinde belli değil. İsrail şu anda siyasetini, kendi sınırlarının güvenliği doğrultusunda yürütüyor.

Siz hem Özal hem Demirel ile çalıştınız. Erdoğan yönetiminin geçmişten farkı nedir?

Sadece Türkiye değil, günümüzde bütün Ortadoğu değişti. Geçmişte Suriye diye bir problem yoktu. Irak, 2002’den sonra bir problem haline geldi. Daha evvel orada Saddam vardı. Onlarla bir denge politikası uyguluyorduk. Günümüzde iş kontrolden çıktı. O zaman Saddam’ın Irak’ı, Esed’in Suriye’si vardı. Bugün Irak’ın kuzeyinde Kürtler, kendi bölgelerinde at oynatıyorlar.


Ülkenin yarısı da DAEŞ’in elinde. Bölgenin haritası değişti. Özal, Demirel ya da Ecevit devirleriyle mukayese çok zor. Bugün Türkiye şartlara göre bir siyaset uyguluyor. Herkes, bölgede kendisine göre bir oyun oynuyor. Tabii biz de öyle yapıyoruz ama düzgün bir iş yapıyoruz. Cumhurbaşkanımızın politikası günümüz şartlarına göre mükemmel. Daha farklı yapılabilecek bir şey yok. Kendi sınırlarımızın güvenliğini sağladık, güvenli bölgeyi tesis ettik, üstümüze düşeni gayet güzel yaptık. Suriye’de ateşkesi sağladık. Rusya ile gayet iyi bir ilişki içerisindeyiz. Irak’ta şu an DAEŞ’e karşı verilen savaşta biz de varız. Barzani ile ilişkilerimiz iyi. Tek sıkıntımız Süleymaniye Bölgesi ile ilişkilerimizi iyileştirmek. Kerkük’te daha fazla söz sahibi olmak. Bunun için de Talabani ile daha iyi ilişkiler kurmamız gerekiyor.

Türkiye’nin Türkmenlere karşı şu anki tavrı ve politikası nedir?

Saddam’dan sonra Türkmenlere karşı politikamız çok yanlıştı. Askerlerin yanlış politikaları Türkmenleri böldü. Bugün Kuzey Irak’ta Türkmen hareketi çok zayıf. Bunu güçlendirmemiz lazım. Türkmenler de o bölgede rahatlıkla kantonlar kurabilirler. Yerleşim yerleri çok dağınık ama Telafer ve Tel Abyad bölgelerinde Türkmen kantonu kurdurabiliriz. Ağırlığımızı oralara vermemiz gerekiyor. Türkmenleri birleştirip, onlara güvenli bölgeler tesis etmemiz lazım.

Sizce Suriye meselesinin geleceği ne olacak?

Bunu söylemek çok zor. Çünkü Suriye’de şunu gördük ki, bu rejim devam etmeyecek. Suriye’de sonunda muhalif grupların da söz sahibi olduğu, aynı zamanda Esed’in kendisinin değil ama temsilcilerinin olduğu bir yönetim ortaya çıkacak gibi. Suriye bir ve beraber kalabilirse… Aksi takdirde orada 3-4 tane devletçik kurulur.

Barzani ve Talabani için bölgede Türkiye’nin anlamı nedir?

Her şey. Onlar için Türkiye, para musluğu, can damarı. Kürt bölgesinin Türkiye olmadan ayakta kalması mümkün değil. Türkiye’nin rızası olmadan, referandum da yapsalar, devlet de kursalar, ayakta kalamazlar. Barzani şu anda tribünlere oynuyor. Kürt kamuoyuna tatlı görünmeye çalışıyor. “Hadi bakalım” dendiği zaman sıkı problemler ile karşılaşacağını düşünüyorum.

Türkiye’de PKK terörü ortaya çıktığından bugüne kadar nasıl bir seyir izledi?

90’lı yıllarda maalesef askerlerin yanlış politikaları, Kürt kökenli vatandaşlarımızı devlet karşısına getirdi. Kürt vatandaşlarımız devlete düşman kesildiler. Bu yanlış politikalar insanların çocuklarını dağlara göndermesine neden oldu. Şu an 25 bine yakın insan kayıp. Kürt vatandaşlar kayboldu, yok edildi. Hâlâ hesabı verilememiş kayıplar var. 90’lı yılların sonunda askerler bu hataları anladı ve düzeltmeye çalıştılar ama zarar zaten verilmişti. O zamana kadar halk devlete düşman edilmişti. Bu iş 2007’ye kadar devam etti. Çünkü Erdoğan, Kürt dosyasına hâkim olamadı. Asker vesayeti 2007’ye kadar bir şekilde devam etti ve Kürt dosyası da askerlerin elindeydi. 2007’den sonra Erdoğan güçlendi ve bu meseleyi çözmeye karar verdi. Bu sefer de askerlerin yaptığı hatanın bir benzerini Kürtler yaptı. Hepsi değil ancak söz sahibi olan Kürtler, devletin ve Erdoğan’ın uzattığı samimi yardım elini almadılar. Kürt siyasi önderlerinden bahsediyorum. HDP, Meclis’e girmesine rağmen, PKK’nın yörüngesinden çıkamadı. PKK bu iyi niyeti suistimal ederek, kendi ayrılıkçı politikalarını derinleştirerek devam ettirdi. Türkiye’den PKK’lı militanları çekerek Kandil’e götüreceğine, şehirlere inerek bir kalkışma hazırladı. Maalesef çözüm ve barış süreci dediğimiz süreç kötüye kullanıldı. Erdoğan’a ihanet edildi. HDP’liler, “Ben halkın oyları ile buraya geldim, PKK sen kenara çekil, artık ben söz sahibiyim” diyemedi. PKK’lılar silahla bunları tehdit ettiler ve siyasi hareketi ele geçirdiler. Maalesef bugün gördüğümüz Kürt siyasi hareketi PKK’nın esiri. Bu durum değişmedikçe hiçbir adım atılamaz.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)