Terör ordularının vekalet savaşı

ABD’nin, kendi terör listesinde yer alan PKK’nın Suriye kolu YPG’ye uluorta silah vermesi, küresel güçler ve terör arasında yıllardır süren ilişkiyi açıkça ortaya koydu. Geçmişte istihbarat örgütleri üzerinden kurulan ilişkiler devlet politikası düzeyine yükseltildi. Peki, bu noktaya nasıl gelindi? Bugün ‘vekâlet savaşı’ diye adlandırılan, terör örgütleri aracılığıyla hâkimiyet kurma mücadelesi nasıl ortaya çıktı? Bütün bu soruları, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında önemli isimlerden biri olan Hasan Köni’ye sorduk. Köni, küresel sistemin Ortadoğu’da terör örgütleri üzerinden yaptığı hesapların tarihiyle ilgili, bugüne kadar gündeme gelmemiş bilgiler verdi.
Yayın Tarihi: Haz 30, 2017
FavoriteLoadingBeğen 20 mins

PROF. DR. HASAN KÖNİ. SİYASET BİLİMCİ.

Suriye’de büyük güçlerin terör örgütlerini kullanması için ‘vekâlet savaşı’ tanımı yapılıyor. Nedir vekâlet savaşı?

Vekâlet savaşları, Soğuk Savaş döneminde iki büyük gücün, ABD ve Rusya’nın nükleer silaha sahip olması neticesinde ortaya çıktı. Kendi aralarında müthiş bir çekişme vardı. Her an nükleer savaşa gidilebilirdi. ABD, Japonya’da kullanmıştı zaten. Böyle bir boyut olmaması için, dünyada etki ettikleri bölgelerde farklı güçleri kullanarak, aslında birbirleriyle savaşmaya başladılar. Mesela Vietnam Savaşı’nda Çin, Rusya ile birlikte ABD’yi perişan etti biliyorsunuz. Bunun etkileri yıllarca sürdü. Dünyada, “ABD dışarıda savaş kazanamıyor” imajı yerleşti. Onlar da bunun rövanşını Afganistan’da aldılar. Taliban’a, Suudi parası, Afganistan istihbaratı, silah, cephane verilerek Rusya’nın gerilemesi sağlandı. Bu olay Rusya’da Sovyet rejiminin devrilmesine de yol açtı.

Büyük güçlerin terörü destekleme siyaseti nereleri kapsıyor?

Terörü destekleme daha çok Ortadoğu ve Afganistan’da görüldü. Kore Savaşı’nda da Kuzey Kore’nin bu çapta bir savaşa girmesi mümkün değildi. Arkasında Rusya ve Çin vardı, ABD’yi zorladılar. Başka olaylarda farklı güçlerin arkasına Amerika geçti. Çin’de Uygur Türkleri’nin arkasında örneğin ABD vardır. Uygur Türkleri’nin lideri Rabia Kadir, ABD’de ikamet ediyor. Orada bir geçici Uygur hükumeti kurmuşlar. Çin tabii bunun farkında. Bu, vekâlet savaşına bir örnektir. Esas düşmanı görmüyorsunuz, onun adına savaşan birtakım güçlerle karşı karşıyasınız.

Peki ne hedefleniyor vekâlet savaşıyla?

Çeşitli bölgelerde etkinlik kazanmak istiyorlar. Etkinlik kazanarak, rakip olan güçleri etkinlik kazanmak istedikleri bölgelerden çıkarmak istiyorlar. Birini Ortadoğu’dan çıkartacak. Öbürünü Latin Amerika’dan ya da Asya’dan çıkartacak, kendisi orada etkin hale gelecek. ABD’ye bakarsanız, kara ordusu yok. Biraz deniz kuvvetleri var, biraz hava indirme. Bir bölgeye geldiği zaman orada müttefik kuvvetleri kullanacak. Siz orada onun adına savaşacaksınız. Biraz uzman desteği verecek, savaşan birliklerin arkasında uzman ABD askerleri konuşlanacak.

 

“ABD’ye bakarsanız, kara ordusu yok. Biraz deniz kuvvetleri var, biraz hava indirme. Bir bölgeye geldiği zaman orada müttefik kuvvetleri kullanacak.”

 

 

 

 

Bunu nasıl sağlıyorlar?

Bunun için karşı tarafın çok tehlikeli olduğuna sizi ikna etmesi gerekiyor. Size bir örmek vereyim; 1964’te Yunanistan’la Kıbrıs nedeniyle kafa kafaya girdiğimizde, Türkiye şunu fark etti ki, bütün savunması Sovyetlere göre şekillenmiş. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkenin bir çıkarma gemisi yok. Niye? Çünkü ABD’nin düşmanına göre organize olmuşsunuz. Ondan sonra biliyorsunuz ambargo geldi Türkiye’ye. Bu olaydan sonra Türkiye çıkarma gemileri yaptı ve 1974’te Kıbrıs’a çıktık. Böyle bir olay başımıza gelmese çıkarma gemimiz yoktu. Şehir hatları gemileriyle çıkarma mı yapacaktık?

Ortadoğu’da Türkiye’nin uyarılarına rağmen terör örgütlerine silah veren ABD ne hedefliyor?

Bu bölgelerle ilgili yaygın inanış, büyük güçlerin enerji için birbiriyle çekişmesi. Fakat sonra bakıyorsunuz ki, dünyanın her yerinde petrol ve doğalgaz var. Rusya’da 12 tane yeni kaynak bulundu. ABD kaya gazı buldu. Ortadoğu’daki olay, İsrail’in varlığını koruma olayı. Sebebi, ABD ekonomik sistemini yöneten Musevi lobisi. Askeri ürünleri üreten, medyaya hükmeden bir sistem var. Türkiye’deki paralel yapılanma FETÖ’nün ABD’deki bir benzeri. 1993’te Saddam Hüseyin’i vurdular. O dönem İsrail dedi ki: “Burada barış harekâtı oluyor. Saddam, İsrail’i tehdit ediyordu, biz de Türkiye’yle barışalım.” Hatta o dönem bir anlaşma da olmuştu, Ürdün’de İsrail- Filistin barış görüşmeleri vardı. 1999’dan sonra Clinton, Türkiye’ye geldi. Şimdi size içeriden bilgiler vereceğim. O barış görüşmelerinde Türkiye heyeti içinde ben de vardım. Bizi İsrail’de oranın istihbarat örgütü Şin Bet’e götürdüler. Bir İsrail subayı geldi, anlatmaya başladı: ‘Hamas şöyledir, Hizbullah böyledir.’ Bizim heyet terör konusu açılınca PKK’yı gündeme getirdi. Aldığımız cevap ilginçti. Subay şöyle devam etti: “ABD için önemli olan Ortadoğu barışıdır. Bizim önümüzde bu bölgede üç güç var: Suriye, Irak, İran. Biz bölgeyi bu temelde üçe böldük. İran ve Irak bu temelde yıllarca savaştı. Bu savaşta Kuzey Irak’ta bir boşluk oluştu. İsrail-Filistin arasında barış olursa, Irak sınırındaki boşluk da ortadan kalkar, siz sınırınızı güvenceye alırsınız.” İsrail-Filistin görüşmelerinde İsrail’in başında İsaac Rabin vardı. Görüşmelerin temelinde ‘barış için toprak’ perspektifi yatıyordu. İki devletli yapı… Ancak Rabin suikasta kurban gidince ‘barış için güç’ perspektifini getirdiler. İsrail’de Ehud Barak diye bir adam geldi. Barış görüşmeleri ABD’de Camp David’de devam etti. Anlaşma olmadı. O sırada Neo-Con’lar devreye girdi. Böylece Saddam’ın sonunu hazırlayacak gelişmeler başladı. Sözde Irak’a demokrasi getirecekler. ABD’nin o dönemdeki Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice yıllar sonra itiraf etmişti. “Biz oraya Saddam’ı kaldırmaya gittik” demişti. Biz o zaman Irak’a girmeyi reddettik. Neyse, Irak’a girdiler. 15-20 günde Saddam’ı indirdiler. Bu sefer Kuzey Irak’ta daha da büyük bir otorite boşluğu oldu.

Bunun nasıl sonuçları oldu?

Kürtler zamanla ABD’nin işine yarar bir hale geldi. Neden? İnsanları askere alıyorlar, arkalarına bir-iki tane uzman ABD askeri koyuyorlar. Bunlar hiçbir şey istemeden ABD uğruna ölüyorlar. Senato soruşturması, parlamento görüşü yok, basın yazmıyor, kamuoyu baskısı yok. Ne kadar Kürt ölürse eyvallah. Dua okuyup gömüyorlar. Bundan daha iyi asker olur mu ABD için. “Barış” dediler, 2007 yılında buraya bir daha asker yığdılar. Çünkü terör büyüdü. Bu sefer buna karşı Arap aşiretleri devreye soktular. 2008 yılında ise ABD iflas etti biliyorsunuz. Eski Dünya Bankası başkanlarından birinin bir araştırması vardı. “6 trilyon dolarlık savaş” diyordu Irak Savaşı için. Buraya para harcıyor, İsrail’e para harcıyor. Dünya üzerinde 800 askeri üssü var. Her biri için 50 milyon dolar harcasa… Bazıları İncirlik kadar büyük. ABD Borsası, Wall Street filan hep çöktü. Bu sefer Obama geldi. Yeni bir şey çıkarttılar: Arap Baharı. Biz Arap Baharı’nın Suriye’den başlayacağını düşünüyorduk. Suriye’yi destabilize edecekler, ardından İran’a gelecekler. Şunu açıkça itiraf edeyim; orta boy bir devletin uluslararası ilişkiler analisti ve hocası olarak böyle bir şeyi öngöremezdik biz. Böyle bir şey bilmiyorduk. Bütün bir uluslararası alanı dağıtacak bir gelişmenin Tunus’tan çıkmasını öngöremezdik. Meğer gıda fiyatlarıyla oynamışlar. Temel gıda maddelerini dışarıdan ithal eden ülkeler çabuk yara alan ülkeler. Fakir halk bunu derhal hisseder. Peşinden Mısır hareketlendi. Ardından Libya. Bunun İsrail’le ilgisi yok derken, pat diye sıra Suriye’ye geldi. O zamana kadar Türkiye’nin dış politikası komşularla sıfır sorundu. Her yere yatırım yapıyordu. Günde 70 TIR Suriye’den geçip bölgeye dağılıyordu. O dönemde Suriye’de henüz silahsız gösteriler vardı. Bizim Gezi benzeri gösteriler yapılıyordu. Birdenbire silahlar ortaya çıktı. Türkiye de NATO ülkesi olduğu için tavrını koydu. Dünyanın her yerinden Suriye’ye silahlı adamlar gitmeye başladı. Yani şuna getirmek istiyorum; ABD ve İsrail adına bu adamlar savaşmaya başladı. Libya’dan gemilerle silahlar geliyordu. Suudi Arabistan yeniden sisteme girdi. Türkiye’den geçişler olmaya başladı. 2014’te ABD “Bu işler yanlış oldu” demeye başladı. Çünkü aşağıda DAEŞ diye bir örgüt kuruldu. “Şimdi bunu durdurun” dediler. Hiç kimse durduramaz.

Neden?

Bir kere kuruldu. Sistem, kültür ona göre oluştu. Afrika’dan Doğu Türkistan’a kadar Müslüman kitle hareketlendi. Şimdi nasıl duracak bu?

Bütün bunlar İsrail’in güvenliği için mi?

Arap Baharı’ndan önce ABD’de dediler ki: “Müslüman ülkelerde kitleler bu diktatörlerden kurtulmak istiyor, Batı tipi demokrasi olacak.” Halbuki taban ortaya çıktığına, Müslüman kitlelerin çok farklı dinamiklere sahip olduğu görüldü. Yanlış analiz yaptılar. Biz bu konuyu çok daha önceden İsraillilerle konuşuyorduk. Batı tipi kültüre sahip olmayan ülkelerde Batı tipi bir demokrasi olamaz. Ilımlı İslam, ABD’de Musevi lobisinin projesiydi. Türkiye gibi bir yapının ortaya çıkabileceğini düşündüler. Çünkü Arap devletleriyle ilişkilerde aşiret yapısını aşamıyorlardı. Bir aşiret gidiyor, yerine bir başkası yönetime geliyor, daha önce yapılan anlaşmalar çöpe gidiyordu. Halbuki devlette devamlılık esastır. Anglosaksonlar ise “Bu olamaz” diyorlardı. Musevi lobisinin dediği oldu, Arap liderler devrilmeye başlandı. Libya’da büyük bir hata yaptılar. Kaddafi devrilince Rusya ve Çin veto hakkını kullandı. Uluslararası ilişkilerde ‘insancıl müdahale’ diye bir terim vardır. Sonra bunda bir değişiklik yaparak ‘koruma hakkı’ kavramını getirdiler. Anlamı şudur: Bir ülke hükumetinin halkını koruma görevi vardır. Ancak koruyamazsa ya da korumakta istekli değilse, diğer ülkelerin oraya müdahale hakkı vardır. Ne zaman? İnsanlığa karşı suç, soykırım, kimyasal silah kullanımı vs. durumlarında…

“Irak ve Suriye kriziyle askeri olarak neyin farkına vardık?

Biz savunma konusunda üyesi olduğumuz uluslararası kuruluşlara ve imzaladığımız anlaşmalara çok fazla güveniyorduk. Örneğin NATO’nun 5. Maddesi üye ülkeye saldırı olduğunda ortak bir şekilde savunulmasını içerir. Şimdi bunu sorguluyoruz. Savunur mu, savunmaz mı emin değiliz. 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’nin aklı başına geldi, Fırat Kalkanı Harekâtı’nı gerçekleştirebildi. Türkiye müttefikine çok güvenen bir dış siyaset izliyordu. Şimdi bu sorgulanıyor. Uluslararası ilişkilerde önemli olan dengedir.

Bu durum Türkiye’nin terörle mücadelesini ve Batı’yla ilişkilerini nasıl değiştirecek?

Diplomatik gelenekler çok yavaş bir seyir izleyerek değişiyor. Ben bu konuda ‘Batı Sonrası Dünya Yapılanması’ başlıklı bir makale yazmıştım. Dünyada yeni dengeler ortaya çıkıyor. Gelişmekte olan ülkeler var örneğin. Rusya yeniden bir güç merkezi olarak sahneye çıkıyor. Büyük güçler arasındaki dengeyi çıkar ilişkileri belirliyor. ABD’de silah endüstrisi, “DAEŞ’e karşı denizaltı yapıyorum” diyemez. Ama Baltık Denizi’nde Rusya’ya karşı denizaltı satabilir. Bir düşman gerekli. Gerçekte olmasa bile imaj olarak gerekli.

Ortadoğu’daki güç ilişkilerinde Türkiye’nin yeri nedir?

Kürtlere silah verdiler, Rakka Operasyonu tamamlandı. Onlara, “Silahları geri verin” mi diyecekler? Kürtler bu kadar aptal mı? ABD için ölecekler, karşılığında hiçbir şey almayacaklar. Barzani ağustos sonunda bağımsızlık ilan edecek. Müdahale edebilecek miyiz? Orada büyük ABD üsleri var. Bir tanesi neredeyse İncirlik büyüklüğünde. Rusya da Kürt gruplara destek oluyor. Türkiye’nin varlığının nedeni jeopolitik durumu. Rusya tarafına geçerse ABD zor durumda kalır. ABD tarafına geçerse Rusya için tehdit oluşturur. Üç olasılık var; Türkiye’yi İran’la çatıştırma denemesi yapabilirler. İran’da büyük bir Türk etnisitesi var. Büyük güçlerin kullandığı bir Kürt kartı var. Referandumdan önce James Jeffrey’in ABD Senatosu önünde yaptığı bir açıklama var. Dedi ki: “16 Nisan seçimlerini bekleyelim. Eğer seçimden sonra Türkiye rahatlarsa YPG ile olan harekâtı kabul ettirebiliriz. 2014’teki barış hareketine dönebilirler.” Böyle olur mu, olamaz mı göreceğiz.

 

“Batı tipi kültüre sahip olmayan ülkelerde, Batı tipi bir demokrasi olamaz. Ilımlı İslam, ABD’de Musevi lobisinin projesiydi.”

 

 

 

 

Peki, FETÖ’nün Ortadoğu’daki bu terör denkleminde yeri nedir?

Sistemin içerisinde, sistemi ele geçirmeye yönelik bir yapı. Açık söyleyeyim, siyaset biliminin içinde bu şekilde sistemi ele geçirmeye dönük bir model yok. 15 Temmuz’da iktidara silahlı el koyma denemesine kadar vardı. Bu, yine küresel güçlerle bağlantılı. Bir cemaatin tek başına bu çapta örgütlenmesi mümkün müdür? Bakın size pek kimsenin bilmediği bir olay anlatayım: 2003 yılında Pentagon bir rapor hazırlamış. Bu rapor, 2014 yılında bizim askeriyeye geldi. Pentagon’un iklim bilimcilerle, uzmanlarla hazırladığı bir rapor. Raporda “Şu tarihlerde, şu bölgelerde kuraklık yaşanacak. Mülteciler olacak. Hazır olmalıyız” deniyor. Bu raporda ilkim ve buzların erimesiyle ilgili şu uyarılar yer alıyor: “Kuraklık ve su baskınları nedeniyle çok sayıda mülteci gelişmiş ülkelerin yolunu tutarken, aynı tarihlerde bu bölgelerde bizim yapacağımız rejim değişiklikleri tehdit çarpanı oluşturuyor. Avrupa tehdit altında olabilir.” 2003 tarihli raporun bize gelmesi 2014. Avrupa’nın ve bizim tehdit altında olacağımızı hesaplamışlar.

Küresel güçler uzun vadeli bir terör planı mı yürütüyor?

Yani bugün yaşanmaya başlanan sonuçları hesaplamışlar. Bunun için hazırlık yapmışlar. ABD denizin ortasında bir kıta. Dünyayla Avrupa üzerinden ilişki kuruyor. 2004’ten beri terörle perişan hale getirdiler. Avrupa vuruldu, Türkiye defalarca vuruldu. Ondan sonra diyorlar ki: “Rusya tehdit ediyor.” Asıl sen tehditsin. Ortadoğu’da savaş çıkartıp “Tehdit var” diyor. Bunlar Soğuk Savaş’tan sonra inisiyatifi kaybetmemek için her yerde ilerleyip Rusya’yı Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da ve Asya’da çevrelemek istediler. Bunun için terör örgütlerini desteklediler. Bu gerileyecek. İnşallah gerilerken bizi de aşağıya çekmez.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)