MURAT EMİR

‘Cumhur İttifakı’na neden ihtiyaç duyuldu?

‘Cumhur İttifakı’, AKP ve MHP’nin, hem bugüne yönelik ihtiyaçları hem de dünden getirdikleri tarihsel ilişkilerden kaynaklanmaktadır. AKP, daha doğrusu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın etrafında şekillenen ‘Saray çevresi’ açısından başkanlık hedefine giden yolda bir araç olarak ortaya çıkan ‘Cumhur İttifakı’; MHP açısından, kendi içinde yaşadığı sorunları aşarak siyaset sahnesinde kalabilmenin yoluydu.

Bu işbirliği, bilindiği üzere 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri sonrası ilk işaretlerini vermiş ve bir dönem milliyetçi söylemleri ayaklarının altına alan Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasetini sadece milliyetçilik üzerine inşa eden MHP’ye sarılmak zorunda kalmıştı ve 1 Kasım 2015 tarihinde yapılan erken seçimi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin desteğiyle sağlayabilmişti.

Devlet Bahçeli’nin, koalisyon hükumetine baştan ‘hayır’ demesi ve sonrasında yaşanan olayların ardından getirilen, başkanlık sistemini öngören anayasa değişikliği iki partiye, bugün birbirlerine tutunmaktan başka çare bırakmamış durumdadır. Çünkü yeni sistem, Cumhurbaşkanlığı temelinde bir yönetim öngörmekte ve artık Cumhurbaşkanı yüzde 51 ile seçilmektedir.

AKP’nin ülke yönetiminde, MHP’nin de partisinin içinde uyguladığı antidemokratik uygulamaların üstünü başka şekilde örtme şansı da kalmamıştır. ‘Cumhur İttifakı’ adı altında, milliyetçi ve dinci söylemlerle yol almaya çalışan bu iki partinin ittifakı ne yazık ki ülkemizi getirdikleri uçurumun ucundan aşağıya atılması anlamını taşımaktadır.

Bu antidemokratik sistem ve işbirliğine karşı demokrasinden, parlamenter rejimden, düşünce ve ifade özgürlüğünden yana olan herkes, “Hayır! Biz birlikte yaşamaya devam edeceğiz” ittifakı altında olacaktır.

Türkiye’nin siyasi tarihi açısından ‘Cumhur İttifakı’nı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sağ siyasetin ‘Cumhur İttifakı’ benzeri, ‘Milliyetçi Cephe’ ve ‘Refahyol’ hükumetlerinin ülkemiz açısından sonuçlarını hepimiz hatırlıyoruz. Kaos ve çatışma dönemleri, ardından mutlaka askerî müdahale süreçlerinin geldiği dönemlerdir. Özü itibarıyla sağ ittifakın birleşimi, ülkemiz için belirsiz günlerin, antidemokratik, faşist uygulamaların hayata geçirildiği yıllar olmuştur. Siyasal çalkantıların yanı sıra tüm emekçiler için acımasız ekonomik kararların alındığı zamanlardır bu yıllar.

Aslında neler yaşayacaklarımızı, geçtiğimiz 2 yılda iç ve dışta uygulanan siyasal ve ekonomik politikaların yol açtığı tahribattan çok iyi anlayabiliriz. Türkiye ekonomisi ve sosyal barışı, geçen yıllarda hiç bu kadar tahrip olmamıştı. Bu dönemde ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti’nin rejim değişikliği sürecinin tamamlanmasının da hedeflendiği görülmektedir. ‘Cumhur İttifakı’ adı altında ‘çökertme ittifakı’ kurulmaktadır.

CHP, Cumhur İttifakı Yasası’nda hangi başlıklara neden itiraz ediyor?

‘Cumhur İttifakı’ düzenlemesini içeren yasaya öncelikle itirazımız, seçim güvenliği konusuna ilişkindir. Malumunuz, 16 Nisan Anayasa Değişikliği Referandumu ile ülkemizde seçimlerin güvenilirliği sorunu doruk noktaya ulaşmıştır. Güvenliği sağlanmamış bir seçim, sonuçları ve dolayısıyla da oluşacak iktidarın meşruiyetini tartışmalı hale getirecektir ki bu da toplumsal birlikteliğimizin sarsılmasına yol açacaktır.

Düzenlemede itiraz ettiğimiz bir diğer başlık ise mühürsüz oyların geçerli sayılması. Sicili bozuk bir kurum olan Yüksek Seçim Kurulu’nun uygulamaları ortadayken, bu düzenleme, 16 Nisan Referandumu’nda yapılan YSK’nın ‘hukuksuz mühür’ uygulamasını yasal bir zemine kavuşturma gayretidir.

“Cumhur İttifakı düzenlemesini içeren yasaya öncelikle itirazımız, seçim güvenliği konusuna ilişkindir.”

Ama bu, 16 Nisan’da kanunun çiğnendiğinin itirafı olmaktan öte, aynı zamanda önümüzdeki seçimlerde de son derece tehlikeli bir yolu açmaktadır. Oy pusulasının mühürlenmesi niye önemlidir? Niye mühürlü pusula kullanılması gerekmektedir? Çünkü o pusulanın ve zarfın o sandık için hazırlandığının ve o sandıkta kullanıldığının tek karinesi, aslında oradaki mühürdür.Bu mühürler yoluyla, temel olarak kullanılmayan oy pusulalarının tespiti yapılarak, sayılarak ve sabitlenerek aslında oy hırsızlığının önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Bu öylesine tek yöntemdir ki, dünyada neredeyse mühür kullanılmadan yapılan seçim yok denecek kadar azdır. Zaten bizde de mühür uygulaması 1960’tan beri yaygın bir biçimde uygulanmaktadır.

Bunun yanında, üzerinde leke veya çizik bulunan zarflardan hangilerinin özel işaret koymak amacıyla yapılıp yapılmadığını kim nasıl tespit edecektir? Bu düzenleme bir meşruiyet krizi yaratacak, seçim sistemimiz ve demokrasimize ağır darbe vurulacaktır.

Yüzde 10 barajının ittifakla aşılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yasadaki “Seçim ittifakı yapılması halinde, yüzde 10’luk barajın hesaplanmasında ittifak yapan siyasi partilerin aldıkları geçerli oyların toplamı dikkate alınır; bu siyasi partiler için ayrıca baraj hesaplaması yapılmaz” ifadesi ve 21. maddesindeki milletvekili paylaştırma düzenlemesiyle MHP’yi barajdan kurtarma hükümleri somutlaşmıştır.

Türkiye’de 12 Eylül Anayasası’ndan sonra yürürlüğe konulan Seçim Kanunu’nda yüzde 10’luk baraj uygulaması, Türk demokrasisinin ve çok partili yaşamının önündeki en büyük engellerden birisi olmuştur ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak barajın sıfırlanmasından yana uzun süredir tavır koymaktayız.

Çünkü barajların böylesine yüksek oranda tutulması, milli iradenin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yansımasının önündeki en büyük engeldir ve en son 2002 yılında yapılan genel seçimlerde görüldüğü gibi, yüzde 45’in üzerinde oy oranındaki vatandaşlarımızın iradelerinin Meclis’e yansıyamamış olması büyük bir eksikliktir.

Bunun Avrupa’da ve dünyada örneği neredeyse yoktur. Hele hele ‘Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’ diye sunulan, bize göre ucube başkanlık sistemini ifade eden anayasa değişikliğinden sonra yönetimde istikrarın sağlanacağı, dolayısıyla artık böylesine barajlara ihtiyaç kalmayacağı, temsilde adaletin çok daha öncelenebileceği söylenmişti.

Gerçekten de eğer bundan sonra yürütme, seçilecek Cumhurbaşkanı ve onun atayacağı sekreterler üzerinden olacaksa, Meclis’in de bu yönetimi denetleyecek ve olabildiği kadar çoğulcu bir şekilde oluşması gereği doğmuştur. Barajın da bu anlamda indirilmesi, hatta sıfırlanması yerinde olacaktır. Nitekim bu, sadece bizim düşüncemiz değildir; referandum sürecinde başta Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Şentop olmak üzere iktidar partisinin birçok yöneticisi tarafından da söylenmiştir. Ancak iktidardaki parti, bu baraja sıkı sıkıya sarılmıştır.

Peki, bu şekilde barajı aşma yönteminin amacı sizce nedir?

Barajı, kuracakları ittifaklarla aşıp, diğer partileri de bir şekilde ittifak yapmaya zorlayarak, “Mümkünse ittifak yapsınlar, yapmıyorlarsa barajın altında kalsınlar” yönünde, hiçbir şekilde demokrasiyle bağdaşmayacak bir anlayış ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla baraj, bu teklifle getirilen yeni sistemle, ‘mutlak ittifak’ enstrümanına dönüşmüştür. Bir partinin ittifak içinde yer alması, neden barajı geçmesinin gerekçesi olsun ki? Burada hiçbir mantık ilişkisi yoktur.

Bunun somut örneği; yüzde 1 almış parti, büyük bir partiyle ittifak yaptığı için barajı geçmiş sayılacakken, yüzde 9 almış bir partinin ittifak yapmadığı için barajın altında kalmasıdır. Dolayısıyla ittifakın tek başına barajı geçmeye yeterlilik sağlaması aslında şantajın, antidemokratik yaklaşımın kendisidir ve Meclis’i yani yasamayı da yürütmenin emrine veren, yürütmenin istediği gibi şekillendirmesine izin veren bir uygulamadır. Bu düzenlemelerde açıkça seçmen iradesi haksız biçimde başka partiye aktarılmaktadır.

Türkiye’de 1961’den beri (1965 ve 1966 seçimleri hariç) milletvekili sayısı D’Hondt sistemine göre belirlenmektedir. Sistem 1878’de Belçikalı matematikçi ve hukukçu Victor D’Hondt tarafından geliştirilmiş ve en büyük partiyi avantajlı hale getiren bir ‘nispi temsil’ olanağı sunmuştur. D’Hondt sistemi bu teklifte iki defa uygulanmaktadır.

“İlkeler düzeyine çıkartılmış bir birlikteliği kurma arayışındayız. Cumhurbaşkanı adayımızı bu ilkelerimize göre belirleyeceğiz. ”

D’Hondt dediğiniz sistem nasıl uygulanıyor?

Somut bir örnek vermek gerekirse, 3 milletvekili çıkan bir ilde A Partisi’nin 2, B Partisi’nin 1 vekil çıkardığı ve C Partisi’nin hiç vekil çıkaramadığı durumda, A ve C partilerinin ittifak yapmasıyla B Partisi’nin 1 milletvekili ittifak partilerine kayabilmekte, böylelikle seçmen iradesi seçim sonucuna yansımamaktadır. Büyük partilerin zaten korunduğu D’Hondt sistemi bu teklifle çifte kavrulmuş D’Hondt haline getirilmektedir. Teklife göre; önce ortak sayılmakta, geçersiz olması gerekenler geçerli yapılmakta, mühür pusuladaki ittifak alanı içinde nereye vurulursa vurulsun oylar ittifaka kaydedilmektedir.  AKP-MHP ortaklığının planladığı ittifaka göre, milletvekilleri önce alınmakta, sonra paylaştırılmaktadır. Bu, haksız bir uygulamadır ve en kestirme ifadeyle sandalye hırsızlığıdır.  Maalesef bu tasarıyı getirenler buna tevessül etmiş durumdadır.

Cumhur İttifak’ı muhalefet kanadını nasıl etkiliyor?

AKP’nin yıllardır süregelen toplumu kutuplaştırıp oy alma yönteminin yeni kurbanı MHP’dir. MHP de içine düştüğü siyaset çıkmazından bu tarz taktiklerle kurtulacağını zannediyor; ancak AKP geçmişte ittifak kurduğu yapılarla nasıl karşı karşıya geldiyse ve büyük kavgalara tutuştuysa, MHP ile de aynı süreci yaşayacağı kesindir.

Peki, ‘Cumhur İttifakı’na karşı CHP nasıl bir yol izleyecek?

CHP olarak bu sürece ilkeler bazında bakıyor ve hukukun üstünlüğü, parlamenter rejimin gerekliliği ve demokratik kurulların hâkim kılınması için çalışmalarımızı yürütüyoruz. Bunun ilk şartı tabii ki seçim güvenliği. Bu açıdan seçim güvenliğini yani meşru bir seçim ve iktidarın olmasını isteyen her kesimle dayanışma içinde olacağız.

SP Başkanı Temel Karamollaoğlu, ‘İlkeler İttifakı’nı önerdi. Bu öneriye CHP nasıl bakıyor?

Aklıselim ve Türkiye’nin geleceğinin kararmamasını isteyen her siyasi düşünce, hangi siyasi ekolden gelirse gelsin ilkeler temelindeki bir ittifakı hedefler. Yine tekrarlamam gerekirse, hukukun üstünlüğü, güçler ayrılığı, parlamenter sistem ve demokratik kurulların işlediği ilkeler sadece bir seçimin değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğinin belirleyicisi olacaktır.

‘Cumhur İttifakı’na seçmen nasıl bakıyor? Sahada nasıl bir tablo gözlemliyorsunuz?

‘Cumhur İttifakı’ toplumda hiçbir heyecan yaratmış durumda değil. 16 yıldır ülkeyi tek başına yöneten bir iktidar ve dolayısıyla karşı karşıya kaldığımız büyük sorunların nedeni olanlarla, onu yıllarca eleştiren ve ağza alınmayacak laflar söyleyen iki partinin ittifakı, toplumda içi çürümüş, dışı cilalanmış bir sandık görüntüsünde.

Seçim ittifakları, siyasetin geleceği açısından nasıl bir dönüşüme etkide bulunacak?

Kısa evrede yaratacağı olumsuzlukları şimdiden yaşıyoruz. Ülkemiz aylardır olağanüstü hal (OHAL) düzeninde, hukuk yok sayılarak yönetilmektedir. Sosyal etkilerinin yanı sıra ekonomik ağır sonuçlarıyla da karşı karşıyayız.

Gittikçe artan işsizlik, dövizin TL karşısındaki önlenemez yükselişi, indirilemeyen enflasyon, vatandaşların ve iş çevrelerinin büyüyen borçları. Uzun evrede, ittifaklar temelli bir siyaset alanı kurulacaktır. Türkiye’de ittifakların ilkeler bazında yapılmadığı göz önüne alındığında, kısa evreli ve olabildiğince kaotik sonuçları olacak bir siyaset dönemine girebiliriz. Bunun aksine, belli farklılıkların geri bırakıldığı ve ilkelerin oturduğu bir süreç de yaşayabiliriz. Nasıl bir siyaset dönemine gireceğimizi hep birlikte yaşayıp tecrübe edeceğiz.

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı kim olacak?

Biz şahısları, olayları değil duruşları esas alıyoruz. Bu, adaya indirgenmiş bir tartışma değil, ilkeler düzeyine çıkartılmış bir birlikteliği kurma arayışıdır. Adayımız da bu perspektifi temsil edecek kişi olacaktır.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)