Şefik BİRKİYE, 1954 yılında Ankara’da doğdu. 1978 yılında Brüksel’de La Combre Mimarlık Fakültesi’nden mezun oldu ve yüksek lisans derecesini Catholic University of Louvain’den, 1981 yılında şehircilik üzerine aldı. 1979 yılında, önceleri ‘Atelier d’Art Urbain’ adı ile bilinen Vizzion Architects’i, 1997 yılında ise Vizzion Europe’u kurdu.

Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin mimarı Şefik Birkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarıyla gündemin başına yerleşen yatay mimariyi, İktidar Dergisi’ne değerlendirdi. Daha önce Ankara’daki Birinci Meclis Binası ile Külliye’nin mimari benzerliğini işlediğimiz ‘İlelebet İstiklal’ sayımız için sayfalarımıza konuk ettiğimiz mimar Birkiye, yatay mimari konusunda, “Alçak ve orta yükseklikte mahalleler yaşam kalitesini artırır” diyor. Birkiye’nin, Külliye’nin mimari kaynaklarıyla ilgili verdiği cevaplar da geleceğe ışık tutuyor.

Mimar Şefik Birkiye’yi, Ankara’daki Birinci Meclis Binası ile Külliye’nin mimari benzerliğini işlediğimiz ‘İlelebet İstiklal’ sayımız için konuk etmiştik sayfalarımıza.  Birkiye’ye bu kez, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dikey mimariden yatay mimariye geçişle ilgili açıklamalarının ardından yürürlüğe giren yeni imar yönetmeliği ile ilgili sorular yönelttik.   Türkiye’nin 2023 şehircilik vizyonunu oluşturan yeni imar yönetmeliği ‘şehirlerin anayasası’ olarak kabul ediliyor. Yeni yönetmelikte temel düzenlemeler de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işaret ettiği gibi dikey mimariden yatay mimariye geçişle ilgili. Türkiye’de her şehir, yeni yönetmelikteki esasları ve sınırlamaları, yerelinin özgün koşularına uyarlayarak yapılaşmaya gidecek.  Türkiye’de şehirlerin kazanacağı yeni görünüm, Cumhuriyet’in 100. yılında ülkemizin bir anlamda peyzajını oluşturacak. Bu açıdan Türkiye şehirlerinin görünümü ülkenin vizyonunda anıtsal bir niteliğe sahip olacak. Anıtsal mimari eserler veren bir mimar olarak Şefik Birkiye’nin yatay mimariye yönelik bakış açısı da bu noktada önem kazanıyor.  Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin tasarımındaki düşünsel kaynaklarını, kamuoyu ile ilk kez Türkiye’de İktidar Dergisi’nde paylaşan Şefik Birkiye, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’yle Birinci Meclis arasında bilinçli bir tasarım benzerliği olduğunu söylemişti. Binanın genel tasarımında Selçuklu mimarisini benimsediklerini belirten Birkiye, buna gerekçe olarak da, sivil mimariden uzaklaşıp kamu mimarisini oluşturan yaklaşımdan dolayı benimsediklerini ifade etmişti. Türkiye’nin en önemli yapılarından birine imza atan ünlü mimar, burada seçilen mimari yaklaşımın yeni bir Türk mimari akımına öncülük edebileceğinin de altını çizmişti. Birkiye burada Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin, birinci ve ikinci ulusal mimarlık akımları gibi tarihinin izini sürme kaygısı taşımakla birlikte, çağdaş mimari bir üslubun oluşmasına öncülük ettiğini ifade etmişti. Birkiye, Külliye’de ortaya koyduğu mimari üslubu “Güncel Türk mimarisi” olarak tanımlıyor ve şöyle tarif ediyor: “Mimaride küreselleşmeye gitmektense yerel yaklaşımlar geliştirmek, tarihi ve sanatsal varlıklarımıza sahip çıkmak, yani bir kültür zenginliğini ve farklılığını tekrar yaratmak üzere dünyada büyük bir çaba gösteriliyor. Türkiye’de de bu yaklaşıma tekrar ilgi duyuluyor.”

Mimar Şefik Birkiye, hem yatay mimariyle ilgili sorularımıza verdiği cevaplarla hem de Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve ulusal mimari karakterimizle ilgili açıklamalarıyla, geleceğin şehirlerinin nasıl olması gerektiği meselesine ışık tutuyor.

Dikey mimariden yatay mimariye geçmek mümkün mü?

Dikey mimari bina teknolojisinin gelişmesi ile başladı ve tam anlamı ile bir ihtiyaçtan doğmadı.  Bildiğiniz gibi birçok Avrupa başkentinde yatay mimari hâkimdir. Şehirler ‘beraber yaşama’nın en iyi örneği olmalıdır. Çok fonksiyonlu mahalleler çerçevesinde alçak ve orta yükseklikteki yapılar halksal alanları tanımlamalıdır. Ancak bu tip bir şehirleşme ile uygun yaşam kalitesi getirilebilir ve tarihte de getirilmiştir.

Dikey mimari bir seçimdir, gereksinme olmadığını biliyoruz. Çabuk genişleyen şehirler, yüksek binaların bir çözüm olduğunu zannedenler tarafından inşa edildi.

Hem emlak fiyatları çok yükseldi hem de dünyanın en kirli şehirleri oluşturuldu. Paris şehir merkezi İstanbul’dan beş kat daha yoğun olmasına rağmen binalar ortalama yedi kattan oluşmaktadır ve kule yoktur. Barselona ve Milano’ya bakarsanız, aynı prensip orada da geçerlidir. Yüksek binalar özel bir ihtiyaçtan doğmalıdır ve kısıtlı kullanılan bir çözüm olarak kalmalıdır. İstanbul’un en büyük ihtiyacını az ve orta yükseklikteki binalar ile inşa edilmiş mahalleler vasıtasıyla karşılayabileceğimize inanıyorum.

Beştepe Külliyesi’nde anıtsal mimarimizi nasıl yansıttınız?

Tarih boyu bütün büyük medeniyetler halksal binalarını, temsili yapılarını, ibadet yapıtlarını görkemli ve zamana karşı dayanıklı düşünmüşlerdir. Şehirler, şehir dokusundan ayrılan anıtsal binalar ile tanımlanarak halklarının gururunu vurgulamışlardır.

Böyle bir yaklaşımdan hareket edilerek, sivil mimaride kullanılan bina elemanları orantısal olarak yeniden çalışıldı. Yüksek girişler ve pencereler, geniş saçaklar ile geleneksel mimari elemanların kendine özgü bir anıtsal dil ile ayrılacaklarını vurgulamış oluyoruz.

Bu tasarımda Selçuklu mimarisinin etkisi neden önemli?

Selçuklu döneminden günümüze kalan halksal yapıtlardan esinlenmemin sebebi, sivil mimariden uzaklaşıp halksal mimariyi yaratan bir yaklaşım olmasından dolayıdır. Taş binalar, geometrik formlar, anıtsal kapılar, yüksek tavanlar, taş motifleri işçiliği ve ahşap işçiliği ile ebediyen yaşayabilecek bir mimari yaklaşım olmasından kaynaklanıyor. Ana bina giriş kapısının Selçuklu mimarisindeki altın orandan gelmesi, bu benzerlik isteğinden doğmuştur.

Kamu binalarında Selçuklu-Osmanlı mimarisine geçiş var mı?

Bütün büyük medeniyetlerde geçmişten kalan anıtlardan esinlenilmiştir. Hatta medeniyetler arası etkileşimler olmuştur. Roma ve Bizans mimarilerinin Avrupa üzerindeki etkisi bunun bir örneğidir. Osmanlı döneminde geliştirilen mimari yaklaşımlarının Bizans devrinden etkilense de kendine has bir çizgi ve bir lisan yaratabildiğini görüyoruz. Bu zengin mimarinin bildiğimiz gibi Balkanlar’dan Ortadoğu’ya, kuzey Afrika’ya hatta İspanya ve Fransa’nın güneyine kadar etkisi olmuştur. Böyle bir geçmişe sahip olmamızdan dolayı halksal binalarımızı bu mimari lisanı konuşan çağdaş ve geleceğe dönük bir anlayışla inşa edebiliriz diye düşünüyorum.

Beştepe’nin tasarımında Birinci Meclis nasıl bir etkiye sahiptir?

Tasarımında, şekilsel olarak bilinçli bir benzerlik var. Çoğu anıtsal bina gibi cephe kompozisyonu ana gövde ve yan kanatlar olarak üçe bölündü. Cephe ise dikeyde subasman, ana katlar, üst kat ve saçak altı olarak bölünür. Cumhurbaşkanlığı binasındaki yaklaşım tarihteki belirli bir dönemden değil, birçok dönemden esinlenip onların ana prensiplerine sadık kalarak güncel ve yenilikçi bir Türk mimarisi oluşturma kaygısından geliyor. Bu prensiplere sadık kalmakla beraber Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin eski yapıtlarda olmayan kendine has farklı tasarım incelikleri vardır. Örneğin pencereler iki kat üzerine organize edilip daha sade ve daha görkemli görünmesi sağlandı. Cephe kolonları genişçe taşan saçak altına çıkarak o katta alışılagelmemiş dört adet kış bahçesi oluşturuyor. İç bahçeye bakan arka cephenin tamamı iki kat üzerine çalışılarak kapalı bir kış bahçesi inşa edildi. Bu mekân çok maksatlı olarak kullanılabiliyor.

Külliye, ulusal mimarlık akımı mı?

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, birinci ve ikinci ulusal mimarlık akımları gibi tarihinin izini sürme kaygısı taşımakla beraber, yeni bir devir başlatmaya da örnek olabilir. Buna güncel Türk mimarisi diyebiliriz. Mimaride küreselleşmeye gitmektense yerel yaklaşımlar geliştirmek, tarihi ve sanatsal varlıklarımıza sahip çıkmak, yani bir kültür zenginliğini ve farklılığını tekrar yaratmak üzere dünyada büyük bir çaba gösteriliyor. Türkiye’de de bu yaklaşıma tekrar ilgi duyuluyor. Külliye’de seçilen mimari yaklaşım da yeni bir Türk mimari akımına öncülük edebilir.

Ankara’daki ilk anıtsal Türk mimarisi mi oldu?

Ankara’da bahsedilen dönemin resmi binalarında, o devrin iyi mimarları tarafından yapılmakla beraber, yerel bir sanat yaratmak isteği olmamış. Fakat buna rağmen, Emin Onat ve Sedad Hakkı Eldem gibi mimarların Türk mimarisine sahip çıkma çabalarını unutmamak gerek. Onu takip eden devirlerdeki resmi binalarda ekonomik sebeplerden dolayı binaların kalitesine dikkat edilmedi, mimari ifadelerde seçim yapılmadı. Çok değişik mimari yaklaşımlar ile kamu binaları inşa edildi. Bunların birçoğu kalıcı ve gurur verici olamadı. Külliye’de Türk mimarisi aranmış olması Sayın Cumhurbaşkanımızın alternatif projeleri incelediğindeki tutumundan kaynaklandı. Benim ve mimari büromun 30 yıldır müdafaa ettiğimiz yerel mimarileri güncelleştirmek yaklaşımımız burada hakiki bir anlam kazanıyor. Zaman içerisinde bu konuya hassas olan diğer mimar arkadaşlarla Türkiye’de Türk mimarisini geliştirebileceğimizi ümit ediyorum.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)