Ender SARAÇ, 1959 yılında İzmir’de doğdu. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunudur. 1994’te Türkiye’nin ilk doğal tıp ve estetik merkezi olan Hay Sağlık Merkezi’ni kurdu. Ayrıca Türkiye’nin ilk doğal arınma merkezi olan Ulus’taki doğa arınma merkezi’nin de kurucularındandır. 1990 yılından bu yana ayurveda çalışmaları yapan. Saraç’ın ayrıca ruhsal gelişim, spiritüel teknikler ve pozitif enerji teknikleri alanında çalışmaları var. Saraç, ‘haydrendersarac’ Twitter, Facebook ve İnstangram hesaplarıyla bilgi paylaşımı da yapmaktadır.

Doğal tıp, sağlıklı yaşam, kilo kontrolü gibi konularda çalışan Dr. Ender Saraç’la toplumdaki beslenme alışkanlıklarıyla ilgili tabuları konuştuk. Yüzde 100 üç beyazdan uzak durmanın mümkün olmadığını söyleyen Ender Saraç, “Nefsinize zulüm yapmak daha fazla stres yaratır. Ama dozunu abartmayın” diyor.

Biraz kilolu olmak sağlıksız mı?

Biraz dediğinizde sıkıntı yok ama fazla kilolu olmak özellikle obezite ciddi bir sağlık sorunu. Çünkü insan ölümüne yol açan 22 hastalık tansiyon, şeker, karaciğer yağlanması, siroz, kanser, inme ve felç gibi sorunların çoğu obezite ile bağlantılı. Ama Türk ırkı için ideal standartlara bana göre yüzde 10 tolerans tanımak lazım; çünkü Türk kadını biraz daha balık etine yakın, erkeklerimiz de biraz daha göbekli olmaya yakın. Dolayısıyla son 50 yıldır hamurla, ekmekle, pirinçle, makarnayla, pilavla beslenmişiz. Bir de ‘biraz kilo’ esasında eksik bir tanımlama, o kilonun ne kadarı kas ne kadarı yağ, ne kadarı su, ne kadarı mineral bunlar çok daha önemli.

Peki zayıf olmak konusunda tehlike nerede başlıyor?

Bir kere sıfır beden çok karşı olduğum bir şey. Aşırı zayıflık da iyi bir şey değil. Bir kere karın içerisinde aşırı yağ azlığı birkaç soruna yol açıyor, bir tanesi kanser riskini artırıyor. İkincisi kısırlık, âdet düzensizliği ve hormonlarda bozukluğa yol açabiliyor. Üçüncüsü de karın pörsüyor. Toplumda zayıf olma çılgınlığı var ama…

Toplumda sağlıklı yaşam ve zayıflık obsesyonu (takıntı) oluşturuldu. Ama toplumda obeziteye karşı motivasyon oluşturulması, toplumun daha ince ve formda olması konusunda bir dayatma ve baskı da olmalı. Şu haliyle bile son derece sağlıksız yaşayan, spor yapmayan, gittikçe şişen, obezitede dünyanın en üst sıralarına çıkan, hastalıkların maddi manevi can yaktığı bir toplumuz.

Dolayısıyla bu baskı az bile. Daha fazla bilinçlendirme yapılmalı ama aşırı zayıflık da desteklenmemeli. Bugün ekranı açtığımızda kemik üzerine deri gibi mankenleri görüyoruz. Bu hiç sağlıklı değil ve topluma örnek olmamalı. Ben bu kadar zayıflığa karşıyım.

İnsanların genetik farkları beslenme şeklini belirler mi?

Beslenme kişiye özel olmalı. Erkeğin başka, kadının başka, menopoz başka, andropoz başka. Buluğ çağı başka, stres altında olan başka. Daha yeşillik bir yerde yaşayan başka, uzun yaz tatili yapan başka.

Yani biz kesinlikle kişiye ve beden tipine göre bu zayıflama programlarını uyguluyoruz. Kişiden kesinlikle detaylı bir kan tahlili istiyoruz ve vücut bileşenleri cihazına sokup ne kadar yağ, ne kadar kas, ne kadar kemik, ne kadar mineral gibi kişinin özelliklerine bakıp ona göre bir doktor artı diyetisyen olarak kişiye özel ve mevsime göre bir program çıkartıyoruz. Öyle olmalı. Başka türlü olamaz.

Peki sağlıklı olarak bilinen bir sebze herkes için sağlıklı mıdır?

Burada kişi uzun süredir kilo veremiyorsa veya çok sağlıklı zannedilen şeyleri yedikten sonra kendini iyi hissetmiyorsa, o zaman biz gıda intolerans testi istiyoruz. Mesela brokoli birçok kişiye dokunabiliyor. Bu gıda intolerans testi, EF onaylı bir laboratuvarda Amerika’da bakılıyor. 15 günde sonucu geliyor, onun sonucuna göre sağlıklı zannedilen bir domates, bir maydanoz hatta bazen bir balık, bir kuzu eti vs. o kişi için zehir bile çıkabiliyor. Gıda intolerans testi bizim sık başvurduğumuz bir olay. O yol haritasında bizim kişiye özel beslenme yapmamıza yardımcı oluyor.

Bunun nedeni nedir? Vücudun alerji göstermesi mi?

Genetik. O gıda ile ilgili uyumsuzluk. Ama Türk toplumunun genel yapısında inek sütüne karşı, gluten içeren gıdalara karşı, buğday ve türevlerine karşı ve maya içeren ürünlere karşı artan bir intolerans gözlemliyorum.

 HER VÜCUDA FARKLI DİYET
Diyet insanın üstüne yakışanı yemesidir. Esasında aynaya bakacaksınız ve tartılacaksınız, tartı o hafta yarım kilo ileriye gitmişse aynada baktığınızda da meme, kalça, basen kalınlaşıyorsa alarm. Aynada kendine bak. Bedeninden memnun musun, kendin karar ver. Kendini kandıramazsın. Karar vereceksin. Türk toplumunun yanlışı şurada, biz anlık lezzetlerin peşinde koşuyoruz. Aslında en büyük keyif kızarmış sigara böreği, baklava yemek değil. Torununu kucağına alıp sevmek, ileri yaşlarda gemi seyahatine çıkabilmek. İleriki yaşta kendi ihtiyaçlarını kendin yapabilmek. Kendin yıkanabilmek. Esas tat, asıl lezzet budur.

Bunun artmasının sebebi nedir?

Rafine gıdalar. Yani biz insanoğlu olarak burnumuzu soktukça yani daha rafine gıdalarla beslenmeye başladıkça, raf ömrü uzayan gıdaları tüketmeye başladıkça bu sefer hep sorun çıkıyor. Genetiği oynanmamış tam buğdayı herkes yiyordu bundan 50-60 sene önce. Beyaz ekmek yoktu. Tam tahıllı ekmekler vardı. Kimseye de o ekmeği yedi diye bir şey olmuyordu. Şimdi rafine beyaz un var. Ekmeğin de genetiği değişti. O yüzden çok ciddi gluten intoleransı çıktı. Hatta çölyak hastalığında artış oldu. Bir de eskiden hayvanlar özgürdü, şimdi esir hayvanları, suni yem ile beslenen hayvanları yiyoruz.

Bu tür farklı hastalıklar çıkacak mı?

Çıkacak. Zaten klasik hastalıklar pek kalmadı. Eskiden kitaplarda tarif edilen hastalıkların yerini şu an artık bulmaca gibi hastalıklar aldı. Hekimler bile aletleşti. Kendi hislerine, tecrübelerine değil, gelen bu maddi değerlere göre yani maddesel değerlere göre değerlendiriyorlar.

Daha bütçesel bakış açısı vardır. Şimdiyse karaciğer hastalığı, midenin şu bölümünün hastalığı var. Oysa insan bir bütündür. İnsan sırf bedeninin bütünlüğüyle değil, ruhuyla da bir bütündür. Şimdi tekrar tekrar tıp sorgulanıyor.

O yüzden eski tıp sistemlerine büyük bir dönüş var. Hacamat, akupunktur, ayurveda, ozon, refleksoloji, homeopati gibi tamamlayıcı tıp sistemleri daha bütünsel bakıyor. Ruha ve bilince de önem veriyor. Bütünsel olarak ele aldığı için tamamlayıcı tıp sistemlerine büyük bir dönüş var.

İlkel beslenme dönemine dönüş şeklinde yöntemler de türedi.

Taş devri diyeti gibi ama onların bir temeli yok. Günümüzdeki buğday o buğday değil. Doğada gezen vahşi hayvanları avlayıp yemiyoruz, tavuklar serbest gezmiyor, denizler kirli, balıklar ağır metalli, sebzeler hormonlu. Tarlalar nadasa bırakılmıyor. Dolayısıyla böyle bir şey mümkün değil. O bir kandırmaca. Çünkü mümkün değil. Keşke olsa.

Hiç et tüketmeyenler var. Bu sağlıklı mı?

Aslında spiritüel açıdan en saygın, en takdir edilecek, alkışlanacak beslenme tarzı vejetaryen. Hayvanların da yaşama hakkına saygı gösterip, dünyanın geleceği için, ekolojik dengeler için, yeşilin korunması için de öyle. Tabii ki bilinçli ve doğal olarak işlenmemiş et tüketildiğinde bu sağlıklı.

Ama kişi kendi inanç ve hayat felsefesi doğrultusunda et yememeyi tercih ediyorsa, o zaman B12, çinko, totel protein gibi bazı değerlerine çok dikkat etmesi gerekir. Çinko açısından kabak çekirdeği, demir açısından keçi boynuzu pekmezi, mercimek gibi besinleri tüketmeli. Beslenmeye dikkat ederek güzel bir sonuç alabiliyoruz.

Kahve içmek herkesi uyarır mı? Ya da süt içmek herkesi uyutur mu?

Öyle bir şey yok. Ama genel olarak kahve içinde kafein olduğu için herkeste uyarıcı etki yaratır. Ama yapılan araştırmalar var. Düzenli olarak her gece kahve içmeye alışmış olan kişiler o gece kahve içmezlerse uyuyamıyorlar. Ama bazı insanlarda da tersine, kahve içmek uyku kaçırıyor. Yani burada kişi kendi deneyimine kendi karar verecek.

Gece neden yemek yememeliyiz?

Karaciğerin sindirim kapasitesi güneş battıktan sonra ortalama yüzde 40 ile 50 civarında düşüyor. Aynı yemeği gündüz yemekle gece geç saatte yemek arasında ciddi bir fark var. Bizim buradaki önerimiz gece yenen ağır yemeğin öğlen yenmesi.

Akşam daha hafif ve erken yenmesi. Ancak bunu ben bile uygulayamıyorum. Ama akşam çok açsam bile mümkün olan en hafif şekilde yiyorum. Onun dışında acıkırsam, geç saatlere kadar oturacaksam da kan şekerini fırlatmayan leblebi, ceviz, bol meyve çayı yani gliserin endeksi düşük az miktarda fakat tok tutan şeyler yenebilir. Yatmaya yakın bir süre ise hiçbir şey yenmemeli. Bu terbiye meselesi, kendini alıştırma meselesi.

Üç beyazdan uzak durabiliyor musunuz?

Çok rahat durabiliyorum ama yüzde 100 uzak durmak bir obsesyon yaratır. Onun yerine yüzde 90-95 uzaklaşmak yeterli. Hakikaten tuz, beyaz un, beyaz şeker zararlı.

Ama Antep’ten şahane bir baklava gelmiş, bundan da bir tane, iki tane kırk yılın başı yenilenebilir. Yemek gerekir. Ona bakıp yememek, o zevki alamamak daha büyük bir strestir. Nefse zulüm yapmayın. Ama bu demek değildir ki her gün börek, patates yenilebilir.

Ben bir aydır herhalde hiç çikolata yemedim. Çok severim ama havalar soğursa, kalori ihtiyacım olursa bir parça bitter çikolata yiyebilirim.

Biz sınırı bilmiyoruz sanırım.

Biraz nefsi terbiye ile alakalı bu. Ya zaaflarınız vardır sizi hastalığa, çirkinleşmeye, deformiteye, obeziteye götürür ya da zaaflarınıza karşı mücadele edersiniz, çok daha sağlıklı olursunuz.

Nefse zulüm yapmayacaksınız ama zaaflarınızın da esiri olmayacaksınız. Ama burada ne yediğin kadar ne kadar hareket yaptığın da önemli. Egzersiz de önemli. Sen hiç egzersiz yapmıyorsan, az kaçamak yapsan bile yağlanırsın, kilo alırsın.

Detokslar ne kadar önemli? Hayatımızda ne kadar olmalı?

Detoks kesinlikle olmalı. Gırtlağımıza kadar toksin doluyuz. Ama en etkilisi hacamattır. Hacamattan daha derin, daha etkili bir detoks görmedim ben meslek hayatımda. Vücudun toksinlerden arınması için bir yöntem.

Zayıflama iğneleri ve hapları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Zayıflama iğnelerinin ne olduğuna göre değişir. Mesela Amerika’da kursunu, eğitimini ve sertifikasını alan, plasentadan elde edilen ekstrelerle yapılan bir şey var, o olur. Zayıflama hapları da doğalsa, içine herhangi bir kaçak madde konmadıysa, hekim kontrolünde kullanılıyorsa, kan tahlili yapıldıysa, o zaman onlar da denilebilir. “Zayıflama haplarının hepsi çok zararlı, hepsi öldürüyor” demek yanlış, obezite daha çok öldürür. Ama tezgâh altı, ruhsatsız kaçak satılanlar çok riskli.

Peki çocuklar nasıl beslenmeli?

Çocukları beyaz un, beyaz şeker, kızartma, donmuş yani doymuş yağlardan ve fazla fast food’tan korumamız lazım. Bir de asitli, şekerli içeceklerden korumamız gerek. Hafta sonu ödül olarak içi mayonezli büyük hamburgerler, asitli içecekler gibi kan şekerini birden yükselten gıdaları çocuğuna veren anne baba haindir, çocuğunu sevmiyordur. Çocuğunun kısır olmasını, obez olmasını, şeker hastası olmasını isteyen anne babadır. Kötü bir anne babadır. Çok nadir olabilir.

Size başvuranlar daha çok hangi meslek grubundalar?

Türkiye’nin en üst siyasi kadrosunun çoğu Doğru Yol, Anavatan Partisi’nden beri hep bana başvurmuştur. Kimi seçim zamanı hazırlanmak için, kimi belediye seçimlerinden önce. Kimi bizzat bakanken ya da üst düzey yönetici iken. Ama biz bunu basından gizli tutmuşuzdur.

Peki en çok hangi taleplerle geliyorlar bu isimler size?

Zayıflama ve yüz gençleştirme gibi talepler. Botoks, doku, peeling, örümcek ağı veya mezoterapi gibi cilt bakımı ve el ayak bakımı yaptırıyorlar. Çünkü özellikle o zaman daha parlak ve bakımlı görünüyorlar. Erkekler bana daha çok geliyor. Ama isim veremem.

Mutlaka tüketmelisiniz dediğiniz hangi besinler var?

Kış için konuşayım; özellikle limon, ceviz, su, maden suyu, şalgam suyu, pırasa, siyah sarımsak, greyfurt, nar, yaban mersini, yulaf ezmesi, manda yoğurdu, çökelek peyniri, organik işlenmemiş et, açık denizin beyaz etli balığı, çiğ badem, yeşil çay, beyaz çay, erkeklere mate, kadınlara adaçayı, zencefil, kişniş, safran, Himalaya tuzu, tarhana çorbası, ev yapımı turşu, mor meyveler önerdiğim gıdalar. Bir de organik yumurta.

İstediğiniz kadar sağlıklı yaşayın, istediğiniz kadar spor yapın, istediğiniz kadar vitaminleri, antioksidanları kullanın, multi-vitaminler, hyalüronik asit gibi en faydalı şeyleri kullanın. Kalbinde sevgi yoksa, haset varsa, kıskançlık varsa, kin varsa, affetmeyi bilmiyorsa, manevi yönünü güçlendirmiyorsa, ibadetlerini yapmıyorsa, ruhunu beslemiyorsan daima eksik ve yarım sağlıklıdır. O yüzden herkese kalbinde sevgi olmasını, affedici olmasını, Allah’la arasında güzel sevgi köprüsünü kurmasını ve içinde yaşadığı toplumla barışık ve sevgi dolu olmasını diliyorum. İşte gerçek şifa o zaman ortaya çıkar.

 

 

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)