Muharrem İnce: Türkiye parçalanmış bir toplum

Türkiye’de demokrasi, demokrasiye karşı kullanılıyor.
Yayın Tarihi: Ara 31, 2016
FavoriteLoadingBeğen 24 mins
Muharrem İnce - CHP Yalova Milletvekili

Muharrem İnce – CHP Yalova Milletvekili

Sizce Yenikapı’da bir araya gelen halk siyasilere nasıl bir mesaj verdi?
halk, 14 yıldır sürdürülen kutuplaştırıcı politikaların terk edilmesini, geçmişle sürdürülen kavganın bitirilmesini, birlik beraberliğin güçlendirilmesini istedi. Ortak paydayı, kurtuluş ve iradesi olarak gören güçlü bir beklenti oluştu. Bu, Yenikapı öncesinde ortaya çıkan bir durumdu. Yenikapı mitingi, tersine bunu bitiren bir etkinlik oldu. Yenikapı, 14 yıldır sürdürülen politikaların OHAL ile birlikte daha güçlü biçimde sürdürülmesine yönelik birlik söylemiyle bize sunulan mizansendi.

Yenikapı’da bir araya gelen siyasetçiler neden birliktelik ruhunu sürdüremedi?
yetkilileri bu darbeyi Türkiye Cumhuriyeti’ne bir darbe olarak görmekten çok kendi iktidarlarına ve şahıslarına karşı bir girişim gibi gördüler, görmek istediler. Çünkü, darbe geçiştirildikten sonra bunun kendilerine siyasi kazanım getirdiğini düşündüler. Muhalefet olarak bizlere de ya bizim dediğimizi yaparsınız ya da siz de darbecisiniz gibi bir durumu dayattılar. Yenikapı mitingi, bir halk mitingi değil, peşimize takılın mitingiydi. CHP olarak, bu görüntüyü vermemeliydik. Bütün konuşmacılarının siyasiler olduğu, halka düşen rolün de siyasilerin söylediğini tekrar etmek ve güçlü biçimde alkışlamanın olduğu yerde halkın mesajı değil, konuşanların mesajları vardır.

Siyasette uzlaşı kültürü nasıl sağlanır?
Darbeciler, mevcut anayasal düzeni yıkmak istediler. Bizler onların karşıtları olarak mevcut anayasal düzeni, eksiklerine, yanlışlarına rağmen sonuna kadar uygulamalıydık. O nedenle darbecilere karşı mücadelede en güçlü silahımız hukuk olmalıydı. Bu mücadeleyi hukuk düzeni içinde sürdürmeliydik. Daha ilk günden idam tartışması yapılması, devletin ajansı tarafından işkence fotoğraflarının yayımlanması, soruşturmaların, sorgulamaların hukuk içinde değil, intikamla yapılması gibi durumların ortaya çıkması, darbecilere karşı mücadeleyi daha ilk günden sakatladı. OHAL ve sonrası uygulamalar ise bunun üzerine tuz, biber oldu. OHAL, anayasal bir düzenleme. Bunun içeriği, nasıl uygulanacağı OHAL kanununda ve yerleşik mahkeme kararlarında, AİHM kararlarında var. Bunlar hiç yokmuş gibi uygulanıyor. Anayasa Mahkemesi’nin, CHP’nin başvurusu üzerine aldığı karar da bu ülkede anayasal denetimin çalışmadığını gösteriyor. İddialı bir söz olacak ama bunu söylemek tarihe karşı sorumluluğumun gereğidir; 15 Temmuz darbecilerinin bir B planı olsa ancak böyle yürürlüğe konulurdu. 15 Temmuz iktidar tarafından özel gün ilan edilmesine rağmen, aynı iktidar tarafından karartılıyor. Israrla söylüyoruz, insanların mağdur olduklarına yönelik talepleri

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi

ciddiye alınsın. 1000 kişiye işlem yaparsınız, 999’u doğrudur ama 1 kişi haksızlığa uğradı mı, işte o, bir kişi bir damla siyanürün gösterdiği etkiyi gösterir. Diğerlerine yönelik bütün işlemleri sakatlar. Karar alıcı bünyeyi öldürür. Türkiye’de uzlaşma kültürünün gelişmesi, geliştirilmesi çok zor. Çünkü Türkiye, parçalanmış bir toplum olma özelliğine sahip. Siyasi partiler, kendilerini bu parçaların üzerine oturtma çabasının içindeler. Türkiye’nin bu parçalanmışlığı, benimsenmiş bir sistemi değil, gücü, çoğunluğu elinde bulunduranın diğerine dayattıklarını sistemleştiren bir özellik gösteriyor. O nedenle demokrasi paketinin kurallar, kurumlar, değerler kısmı benim kurallarım, kurumlarım, değerlerim biçimine sokuluyor. Ardından uzlaşma, birlik, bütünlük gibi özünü yitirmiş kavramlar, pazarlama kavramları olarak devreye giriyor. Türkiye’de demokrasi, demokrasiye karşı kullanılıyor.

“Türkiye’de demokrasi, demokrasiye karşı kullanılıyor.”

Halkın sivil anayasadan beklentileri nelerdir?
Halk terimini, bir ülkede yaşayan yurttaşlar topluluğu anlamında kullanıyorsanız, 72 milyonun düşüncelerini benim bütünüyle bilmem mümkün değil. Sivil, bizde asker olmayan veya üniformasız anlamında kullanılıyor. Ancak 12 Eylül, askeri darbe olmakla birlikte hazırlanan anayasa bizzat üniformalı askerlerin değil, sivil insanların hazırladığı bir anayasadır. Halkın çoğunluğunun oylarıyla da benimsenmiştir. Hazırlayanlar ve onaylayanların sivil olup olmaması açısından hiçbir sorunu yoktur. 12 Eylül Anayasası’na sivil-asker ayrımı üzerinden bakarsanız asıl gerçeği ıskalarsınız veya onun üzerini örtmüş olursunuz. 12 Eylül Anayasası’nı bizim için tartışmalı yapan, darbe ortamının ürünü olmasıdır. Hazırlanma ve kabul edilmesine ilişkin koşulların olağanüstü durumudur. Asker ve sivil sözcükleri üzerinden yapılan bir adlandırma, anayasaların toplum sözleşmesi olmasını sağlayan veya engelleyen ortamla, koşullarla ilgisini koparmaktadır. Yeni anayasa diyenlerin önce 12 Eylül ortamıyla bugünün koşulları arasında bir karşılaştırma yapması gerekir. 15 Temmuz darbe girişimini yaşamış, OHAL ile yönetilmekte olan bir ülkede, üçte ikisi tümüyle değiştirilmiş anayasayı tartışıyoruz. Karşılaştığımız sorunlar ile yeni anayasa talebi arasında hiçbir bağlantı yok. Türkiye’de sistem işlemiyor deniliyor, anayasa nasıl olursa işler, bilen var mı? Terör, engellenemiyor… Anayasanın hangi maddesi terörle mücadelenin engellenmesine neden oluyor? Komşularımızla, AB ile sorunlar yaşıyoruz. Bu sorunlar, anayasanın hangi maddeleri nedeniyle ortaya çıktı?

Seçim Sandığı

Seçim Sandığı

MHP’nin başkanlık sistemine ilişkin tavrını nasıl yorumluyorsunuz?
Cumhurbaşkanı, “Halkın oyuyla geldim, anayasayı takmam” diyor. Muhalefet partisi de “Bu fiili bir durum gel bunu çözelim” diyor. Bu şimdi, anayasa sorunu mudur? Cumhurbaşkanı için halkın oyuyla gelmek anayasaya uymamak için yeterli ise şu gözaltına alınan, tutuklanan, milletvekilleri ve belediye başkanlarının durumunu nasıl açıklayacaksınız? Devlet Bahçeli’nin ‘özel’ zekâsının üretimi olan ‘fiili durumu düzeltme’ sözüne balıklama dalarsanız, sizin önünüze bu durum getirilir, “Neden onlar için aynı durum geçerli olmuyor” diye size sorulur? Bahçeli, ‘fiili durum’ tespiti yaptığında Cumhurbaşkanı’nın “Ne fiili durumu? Sen benim anayasal suç işlediğimi söylüyorsun” demesi gerekirdi. Dememesi başka bir şey, birlikte çözüm aramaları başka bir şey. Bahçeli sonuçta, ‘fiili durum’ gerçeğini AKP’ye kabul ettirdi. Bu ifade çok önemli ve eninde sonunda hukuki karşılığını bulacaktır.

Yeni anayasada kimlik, demokratikleşme ve özgürlük haklarını daha da ileri taşıyabilmek için önerileriniz nelerdir?
Sizin sorunlarınız, toplumsal, ekonomik ve kültürel ise kutuplaşmış, parçalanmış toplum iseniz, sorunlarınızın çözümü yeni bir anayasa değildir. Dünyanın en iyi anayasasını, hukuk kuralını da getirseniz, önce bu sorunları çözüme kavuşturmamışsanız, tek başına anayasa değişikliği ile çözemezsiniz. Türkiye’de bir Kürt sorunu var, inanç ve etnik temelde kimliklerin kendilerini ifade etmelerinde sorunlar var. Ama bu sorunlar, yeni bir anayasaya gerek kalmadan çözümlenebilir. Özü itibarıyla kimlik sorunları temel hak ve özgürlüklerle ilgili bir sorundur ve demokrasi içinde kolaylıkla çözülebilir. Bugün bizim tartışmakta olduğumuz Kürt sorunu değil, Türkiye’nin bir bölgesinde farklı bir egemenlik öngören Kürdistan sorunudur. Böyle bir sorun Türkiye’nin birliğine, bütünlüğüne yönelik bir sorundur. Bu sorunu açıkça ortaya koyup tartışmak yerine, sorunu kimlik sorununa getirip, oradan anayasal kimliğimiz olan Türk kimliğine savaş açılmakta. Hükumet açılım sürecinde, öncesinde ve sonrasında bu gerçeği anlamış değil. Türkiye’de yaşanan kimlik sorunlarının çözümü, Türk kimliğinin geriletilmesi değildir. Diğer kimliklerin, kendilerini ifade etmede, geliştirmede, tanıtmada, yaygınlaştırmada önüne çıkarılan engellerin kaldırılmasıdır, bu faaliyetlerin güvence altına alınmasıdır. İnsanın doğumla kazandığı kimlikleri saygın bulmamız, toplumsal zenginliğimiz olarak görmemiz gerekir. Bize çözüm diye dayatılan, Türk kimliğinin kaldırılması, egemenliğin belli bir bölgede farklılaştırılmasıdır.

CHP, başkanlık sisteminin referanduma gitmesini neden istemiyor?
Biz, başkanlık sisteminin kendisine karşıyız. Referanduma götürülüp götürülmemesi bizim sorunumuz değil. Biz bunu demokratik yollarla engellemeye çalışacağız. Başkanlıksistemi de tıpkı parlamenter sistem gibi, yarı başkanlık gibi demokratik bir sistem. Bu sistemlerin hepsinin bir tarihi gelişim seyri ve benimsenen ülkelerde bir geçmişi var. Bu sistemi benimseyen ülkeler, karşılaştıkları sorunlara çözüm olarak benimsemişlerdir. Sistemlerin başarısı, o ülkelerde o sistemlerle ilgili demokratik kültürün, hukuk sisteminin ve ekonominin gelişmişlik düzeyine bağlıdır. Ne kadar akıllıca olursa olsun, bu tür sistemlerin sürdürülmesi, toplumun tümünün desteğine bağlıdır. Daha Osmanlı döneminde Türkiye, parlamenter sistemi benimseyerek demokrasi yolculuğuna çıkmıştır.

Yenikapı Demokrasi ve Şehitler Mitingi

Yenikapı Demokrasi ve Şehitler Mitingi

Bilerek, tartışılarak parlamenter sistemi benimsemiştir. Başkanlık sistemi, bizim ülkemiz için 100 yıl önce de uygun değildi, bugün de değildir. Bu iki yoldan birini seçenlerin şu soruyu cevaplamaları gerekir. Her ikisi de halk tarafından seçimle belirlendiğine göre halk adına hangisinin konuşması daha kuvvetlidir, bütünleştiricidir? Halkın tüm oylarının temsilcisi olan parlamentonun mu, yoksa% 51 oy Aralık 2016 l 53 almış başkanın mı? % 100 mü milli iradedir, yoksa % 51 mi? Herkesi yönetime katmak mı bütünleştiricidir, her şeyi belli bir süre % 51’e bırakmak mı? Bizim tartışmakta olduğumuz konunun, bir sistem tartışması olmadığını bilmemiz gerekir. Türkiye, bir kişinin ömür boyu iktidarda kalacağı bir sistemin peşindedir. Ayrıca böyle bir sistemin, Atatürk ve İnönü dönemiyle kıyaslanıp, partili Cumhurbaşkanlığı olarak tanımlanması da yanlıştır. Atatürk ve İnönü dönemleri, tek partili, Meclis’e dayalı, kadroların belirleyici olduğu bir sistem. Bunun, çok partili sisteme geçildiğinde Bayar örneğinde nasıl olumsuz sonuçlara yol açtığı görülmüştür. Demokrasi tarihimizde aşılmış bir döneme geri dönülmek istenmesi kabul edilemez.

“Bahçeli, ‘fiili durum’ tespiti yaptığında Cumhurbaşkanının ‘Ne fiili durumu? Sen benim anayasal suç işlediğimi söylüyorsun’ demesi gerekirdi.”

15 Temmuz ve terörle mücadele sürecinde Batı’nın Türkiye’ye tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Batı’nın tavrı hep aynıydı. 90’lı yıllar terörün tırmandığı yıllardı. O yıllarda Batı ülkeleri, özellikle Avrupa Birliği ülkeleri daha fazla Türkiye’ye müdahale etmekteydiler. Sorun onlarda değil, bizde. İşimize gelirken Avrupa’nın bu tavrını takdir ettik. Söyleyin OSLO görüşmelerine ev sahipliği yapan, arabulucu olan ülkeler, kimlerdi? Biz, AKP’nin politikalarını eleştirirken, Avrupa Parlamentosu’na AKP milletvekilleri şikâyet mektupları yazıyorlardı. CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’den çıkarılmasını istiyorlardı. Bizim Batı ülkelerini iyi anlamış ve biliyor olmamız gerekir. Çünkü onların oluşturduğu dünyanın, AB’nin üyesi olmak isteyen bir ülkeyiz. Onlarla kurumsal ortaklıklarımız var. Güvenliğimiz, ticaretimiz, nerede ise her şeyimiz bu ülkelerle iç içe. Bu ülkelerde 5 milyon yurttaşımız yaşıyor. Terörle mücadele konusunda biz tutarlı olursak onlar da olur. İngiltere, IRA sorununu çözerken bir tek koşul koydu. Silahlar bırakılacak. Bırakıldığı için çözüm geldi. Açılım sürecinde silah bıraktırma yerine silah susturmayı çözüm olarak görürseniz, sonra o silahlar can almaya devam ederse, siz yaptığınızı anlatamazsınız. İspanya, ETA terörüne tavır alamayan partiyi kapatırken, AB’den tepki almadı. Sen, terörle iç içe geçtiğini düşündüğün partinin kapatılmasını engelleyen yasa çıkarıp, ardından milletvekillerini tutuklar, seçilenlerin yerine kayyum atarsan bunu anlatamazsın.

“Başkanlık sistemi, bizim ülkemiz için 100 yıl önce de uygun değildi, bugün de değildir.”

Aynı durum FETÖ için de geçerli. 15 yıllık iktidarın 12 yılında beraber olduğunu söyleyeceksin, ne istedilerse verdik diyeceksin, onlar için kanununlar çıkaracaksın, 12’inci yılda kavgaya tutuşacaksın, 14’üncü yılda terör örgütü ilan edeceksin. Politikacının, “Kandırıldım, aldatıldım” deme hakkı yoktur. Yaptığımız iş babamızın işi değil. Millet adına görev yapıyoruz. Aldatılmanın faturası 15 Temmuz’dur. PYD’de de aynı durum geçerlidir. PYD Başkanı yıllarca Türkiye’ye geldi gitti. Resmi görüşmelerde bulundu. IŞİD’in Süleyman Şah Türbesi’ne yönelik saldırı ihtimali karşısında operasyon ortağı olarak ilan edildi. Bunları biz unutabiliriz, ama karşınızdakiler her şeyi değerlendirir. ABD, PYD’yi neden destekliyor diye yakınıp duruyoruz. ABD, Suriye için Nusra, ÖSO gibi yapıların Esed’den daha tehlikeli olduğunu ilk bir yılda gördü. Alternatif muhalefet arayışına girdi ama oluşturamadı. Kendi politikalarına daha uygun özelliklere sahip olan PYD’yi devşirdi. ABD, Afganistan, Somali ve Libya deneyimlerinden dolayı mücahit örgütlerine mesafeli. Mesele budur. ABD’nin bizim PYD ile ilgili haklı olduğumuz konulara rağmen bizi ciddiye alacağını sanmıyorum. Çünkü o süreç aşıldı. ABD, Suriye’de kendi planını uyguluyor. Eldiveni başlangıçta bizdik. Şimdi bizim yerimize PYD’yi ikame etti. Benzeri durum Irak’ta da geçerli. Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta çıkarı bu ülkelerin bütünlüğünü korumasıdır. Kendi sorunlarını kendi iç dinamikleriyle aşmalarıdır. O nedenle bizim politikalarımızın ortağı ÖSO, Nusra, Barzani, Musul eski valisi olamaz. Resmi devlet kurumlarıyla politikalarımızı müzakere etmeliyiz. Esed gitsin politikası başlangıçta da bizim çıkarımıza değildi. Bugün de değildir.

FETÖ’yü AK Parti’nin büyüttüğünü iddia ediyorsunuz. Sizce diğer terör örgütlerini kim büyüttü?
Ortada büyütme yok, birlikte olmak var. Bugün FETÖ denilen, içeri atılanların hepsi Meclis’ten geçen kanunlarla, alınan idari kararlarla iş ve işlemlerini yaptılar. Ortaklık bozulduğunda FETÖ denilmeye başlandı. Bununla ilgili itiraflar da yapılıyor. 2002 yılında iktidara geldiklerinde PKK terörü bitirilmişti. Bugün bu kadar güçlüyseler bunun temel nedeni açılım politikalarıdır. Kanunlarımızın terör örgütü dediği bir yapıya karşı “İyi niyetimizi kötüye kullandılar” ifadeleri bu iktidarın bütün üyeleri tarafından kullanıldı. Suriye olayları başladığında IŞİD ve benzeri yapılar, Esed’a muhalif diye bu kadar kutsanmasa, bu örgütlerin sınırlarımızı kullanmasına izin verilmese, bu örgütün Türkiye’deki çalışmaları başından itibaren dikkatle izlenseydi, IŞİD bu kadar katliam yapamazdı.

Neden parlamenter sistem?

  • Parlamenter sistem uzlaşma kültürünü daha fazla geliştirir.
  • Parlamenter sistem herkesi yönetimin bir parçası yapar. Çoğunluğu elde edememiş olanları, denetim yoluyla yönetime katar.
  • Türkiye Büyük Millet Meclisi

    Türkiye Büyük Millet Meclisi

  • İktidarın kişiselleşmesi önünde parlamenter sistem daha fazla barikata sahiptir.
  • Parlamenter sistem krizler karşısında esnek özelliklerinden dolayı daha fazla çözüm üretme imkânı verir.
  • Başkanlık sistemi, kazananın her şeyi kazanacağı kuralı üzerinden işler, böyle bir düzenleme toplumsal çatışmaları olduğu gibi korur.
  • Parlamenter sistem en küçük partinin dahi görüşlerine duyarlıdır.
  • Parlamenter sistemin başbakanı, bir hükümetin başıdır. Bu nedenle muhalefete karşı daha duyarlıdır. Oysa başkanlar kendilerine muhalefet edilmesini, halktan aldığı meşruiyetin gereği olarak halka karşı yapılmış muhalefet olarak göstermeye eğilimlidirler.
  • Başkanlık sistemi, daha fazla aşırı uçların güçlenmesine imkân sunar. Başkanlık seçiminde ittifakların gizliliği nedeniyle aşırı uçların başkan üzerindeki etkileri denetlenemez.
  • Başkan, bir yandan devletin başı ama öbür yandan bir partizandır. ABD, bir birleşik devletler topluluğu olarak buna örnek değildir.
  • Başkanlık sisteminde görev zamanı sabittir. Bu durum, başkanın halkın güvenini kaybetmesi durumunda değiştirilmesine imkân vermez.
  • Parlamenter sistem daha nitelikli kadroları göreve getirirken, başkanlık sisteminde ‘evet efendimciler’ göreve gelir.
  • FavoriteLoadingBeğen