MAZHAR BAĞLI

Erken seçim kararı alınmasındaki etkenleri nasıl yorumluyorsunuz?

Erken seçim karar alınmasında iki temel etkenin rol oynadığını düşünüyorum: İç etkenler ve dış etkenler. İç etkenler malum ülkedeki yasal düzenleme ile yeni bir hükumet etme biçimi yasalaşmış ancak işleyiş eski parlamenter sisteme göre devam ediyor. Bu durum, hem kamu işleyişini yavaşlatıyor hem de ekonomideki gelişmeleri olumsuz etkiliyor.

Dış etkenler ise bilindiği gibi ABD, bizim coğrafyaya yönelik son derece yıkıcı ve kaosa dayalı bir yol haritası izliyor. Bu yeni durumun en çok etkileyeceği ülkenin de Türkiye olduğu açık. Özellikle PKK terör örgütüne açıktan destek vermesi, Suriye’deki krizin daha da derinleşmesine neden olacak adımlar atması, ciddi stratejik adımlar atmayı ve güçlü bir siyasi irade ile iş başına gelmiş bir hükumete kavuşmayı gerektiriyor.

Türkiye hangi kriterler eşliğinde erken seçime gidiyor?

Bugün açık bir şekilde görülmekte ki dünya yeniden şekilleniyor, yeni bir dünya kuruluyor. Türkiye önceleri bu coğrafyadaki senaryolarda sadece oyunun bir parçası idi ama artık oyun kurucu bir aktör olmaya başladı. İşin bana göre daha da çarpıcı olan tarafı, dünyanın ekseninin Asya-Pasifik’e doğru kaydığı bir zaman diliminde, Türkiye’nin isteğinden bağımsız bir şekilde son derece kilit bir konumda olmasıdır.

Doğrusunu söylemek gerekirse, böyle kritik bir zamanda seçime gidilmesinin birtakım riskleri var elbette. Ama bu riski almadan da güçlü bir siyasi iradeyle dünyanın yeniden şekillendiği masalara oturmak mümkün değil. Özellikle bizim coğrafyamızdaki sorunların çözülmesinde Türkiye’nin çok önemli bir rol üstleneceği bir dönemde gerçekleşen bir seçime gidiyoruz.

Bu seçimi Türkiye’nin tarihi ve geleceği açısından nasıl bir yere oturtabiliriz?

İşin teknik-hukuki boyutunun inceliklerine ilişkin bir değerlendirmede bulunmadan söylemeliyim ki, bu yeni sistemin kilit özelliği siyasetçi ile halk arasındaki tüm bariyerleri ve perdeleri kaldırmış olmasıdır. Siyasi aktörler hükumet etme yetkisini halktan alacaklar ve yine bu yetkinin de hesabını onlara verecekler. Halkın talepleri, umutları ve heyecanları doğrudan siyasi bir proje haline gelecek.

Tabii teknik olarak da mevcut hükumet etme biçiminin varlığı, doğrudan bürokratik mekanizmayı korumayı amaçlıyordu ve bu durum doğal olarak ülkede büyük bir oligarşinin, bürokratik oligarşinin kök salmasına neden olmuştu.

Keza mevcut sistem ile ekonomik büyümenin de doğal sınırına ulaşıldı. Daha da büyümek istiyorsak, yeni bir sistemle yolumuza devam etmeliyiz ve bunun için de yeni hükumet etme biçimi bizim geleceğimiz için kritiktir.

Son olarak şunun da altını çizmek isterim, bana göre bu yeni sistem siyasi krizleri görece çok daha hızlı bitirecek bir hareket kabiliyetine sahiptir. Güçlü Türkiye için de buna şiddetle ihtiyaç vardı keza.

“Yeni sisteme geçtikten sonra halkın talepleri, umutları ve heyecanları
doğrudan siyasi bir proje haline gelecek.”

Muhalefetteki tek aday-çatı aday tartışması sürecini nasıl izlediniz?

Bir sosyoloji profesörü olarak söylüyorum, ana muhalefet partisi de diğer muhalefet partileri de sahiden iktidar olmak için bir çalışma içinde değiller.

Siyasi partiler, belli bir projeyi, belli bir ideolojiyi veya inancı iktidara taşımak için politika yaparlar, proje üretirler. Bizim muhalefetin ürettiği en çılgın proje, Recep Tayyip Erdoğan kindarlığı ve düşmanlığıdır. Proje üretmek yerine kindarlık üretmeye kalkışınca da ilginç durumlar ve söylemler çıkıyor ortaya. Düşünün, yıllardır bu ülkenin en büyük rüyası olan yüksek hızlı trene bile itiraz ediliyor.

Peki, bu durum niye var, bence bu sorunun cevabını aramak lazım. Bana göre bu partiler siyaset üretmek için kurulmuş değiller. CHP de dahil. Şimdi siyaset üretilen bir ortam doğunca bir işlevleri kalmadı.

Siyasi işlevi olmayan muhalif partilerin benzemezler olarak bir araya gelebilmelerini de sağlayan bu durumdur. Düşünün, milli görüşün ana yuvası olan Saadet Partisi, milli görüşün efsanevi lideri rahmetli Erbakan’a TV’lerde hakaret edenlere özel ödüller veriyor.

Ezcümle, muhalefetin seçim kararı alındıktan bu yana izlediği yol ve gösterdiği adaylar ile bunlara verdiği değer açısından bir okuma yaptığımızda, sahiden ülkeye bir başkan seçme iddiasında olduklarını söylemek çok kolay değil.

Bana göre bu durum en çok da iktidar partisini, AK Parti’yi etkilemekte. Zira AK Parti muhalefeti de kendisi yapmak, kendi kendisine muhalefet etmek zorunda kalıyor.

CHP’den 15 vekilin İYİ Parti’ye geçmesini nasıl değerlendirdiniz?

15 vekil meselesi aslında Güneç Motel’den daha vahim bir olay olarak anılacak. Bu ve benzeri uygulamalar siyasetin güvenilirliğini zedelemekte, siyasetçinin itibarını da yok etmekte. Kaldı ki mevcut milletvekillerinin şahsiyetlerini de ayaklar altına alan bir görüntü idi.

Siyaset tarihi bize göstermiştir ki zaman zaman ülkelerde siyasi krizler çıkabilir. Ancak bu krizlerin hileli yollarla aşılması daha da büyük açmazlara neden olmuştur Ve bu işler de demokrasinin ve siyasetin sırtında yük olarak hep var olacaklar.

Kılıçdaroğlu’nun kendisine rakip olmuş Muharrem İnce’yi cumhurbaşkanı adayı olarak göstermesini nasıl okuyabiliriz?

CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sayın Muharrem İnce’yi gerçekten reisicumhur olsun diye gösterdiğini düşünmüyorum.

Yani burada başka bir hesabın olduğunu söylemek için kâhin olmaya da gerek yoktur. Okumalarıma göre Kılıçdaroğlu bu işi parti içi bazı hesaplaşmaların bir arenasına dönüştürdü ve istediğini yapma konusunda da başarılı oldu bence.

Millet İttifakı’na bakarsak, nasıl bir tablo görüyorsunuz?

Beş benzemezin oluşturduğu bir ittifak da diyebiliriz sanırım. Az önce de değindiğim gibi, muhalefetin seçim üzerine, iktidar olmaya dair bir planını sahiden göremiyorum. Erdoğan’a hayır cephesi.

Yeni sistemin ne getirip götürdüğünü bile dile getirme gereği duymadan muhalefet ediyorlar. Fazla derin bir analize muhtaç bir konu yok gördüğüm kadarı ile.

Bu seçimin ittifaklar temelinde yapılması bize ne söyler?

Galiba bu ittifaklardan sonra ideolojiler, siyasi eğilimler, inançlar ve düşünceler ile siyaset arasında klasik olarak kurduğumuz zorunlu illiyet rabıtasını bir kez daha gözden geçirmemiz gerekiyor. Hatta denilebilir ki bizim ülkede yerli ve milli bir siyasi duruş sahibi olmanın ideolojiler ve düşünce biçimleri ile irtibatını kurmak giderek zorlaşıyor.

Parlamentodaki çoğunluk ile cumhurbaşkanının partisi farklı olursa sistem nasıl işleyecek?

Bu yeni sistem esasında parlamentonun çalışması ile cumhurbaşkanının çalışmasını birbirine bağımlı olmaktan kurtaran bir yapı. Ancak parlamento ile cumhurbaşkanının ortak bir paydada buluşması, yani parlamento çoğunluğu ile cumhurbaşkanın aynı partiden olması ideal bir çalışma iklimini doğurur. Aksi halde yine işleyiş devam eder ama görece daha yavaş ilerler. Erken seçim konusuna gelince, bence AK Parti ülke siyasetine inanılmaz bir gelenek kazandırdı, her kriz çıktığında düğümün çözülmesi için milletin hakemliğine başvurulması, yani seçime gidilmesidir. Bir açmazla karşılaşıldığında halkın reyine başvurulması talebi her zaman gündeme gelebilir tabii ki.

Toplum neyi duymak, neyi görmek isteyecektir bu süreçte?

Bizim ülkede seçmen davranışlarını belirleyen iki konu vardır, bunlardan birisi milletimizin hayallerini kurduğu kalkınmanın gerçekleşmesidir; diğeri de Batı karşısında kaybettiğimiz gücün tekrar kazanılması. Kim ki bu iki alanda bir ilerleme kaydedeceğine milleti ikna ederse insanlar onlara oy vereceklerdir. Bu konuda en büyük avantaj tabii ki AK Parti’dedir. Zira bugüne kadar tüm çalışmalarını bu iki alana yoğunlaştırmış zaten.

Türkiye nasıl bir seçim süreci yaşayacak?

Her seçim yeni bir demokrasi şölenidir. Bunun da öyle olmasını diliyorum.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)