İSMAİL ÇAĞLAR

Erken seçim kararında neler etkili oldu?

Bir diş macunu metaforu vardır; tüpü sıkarsınız macun çıkar ve bir daha da geri girmez. Erken seçim de böyledir. Bir kere dillendirilmeye başlandığında yapabileceğiniz çoğu zaman sadece onu öteleyebilmektir; fakat seçimin normal planlanan tarihine kadar beklentiyi tutmak zor olur. Özellikle iş çevrelerinden siyasete böyle bir talep oldu. Çünkü 2019 bir milat. Yeni bir sisteme geçilecek ve şu an bir geçiş dönemi yaşıyoruz. Her seçim kendi içinde bir belirsizliği barındırır. Büyük ihtimalle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tekrar seçileceğini söylesek de nihayetinde gerçekleşmemiş bir seçimden bahsediyoruz ve bu durum bir belirsizlik yaratıyor. İş çevreleri bu belirsizliğin bir an önce aşılmasını, 5 yıl Türkiye’yi yönetecek kadronun belirlenmesini istiyor. AK Parti içinden de böyle taleplerin zaman zaman geldiğini biliyoruz; ama Cumhurbaşkanı’nın 2002’den beri ortaya koyduğu bir profil var, erken seçimlere pek başvurmuyor. 2007 ve 2015’te yapılan seçimler mecburiyetten yapılmıştı. Dolayısıyla söz konusu taleplerin beklenti doğurduğunu söyleyebilirim.

Diğer yandan şöyle bir gerçeklik var ortada; uzun zamandır Türkiye’nin meseleleri sadece Türkiye’nin meseleleri değil! Türkiye’de siyasetin gündemi daha önce hiç olmadığı kadar uluslararası gündeme endeksli. Artık Türkiye’de siyaset; “Yol, köprü, hastane yapacağım” vaatleriyle ilerlemiyor. Uluslararası siyaset de önceden olmadığı kadar yoğun bir şekilde Türkiye’yi konuşuyor. Türkiye’deki seçim tarihlerine dönük bazı uluslararası hesaplar, planlar yapılıyor. Batı dünyasının Erdoğan’sız bir Türkiye hayal etti ğini biliyoruz. Dolayısıyla dışarıdan gelebilecek müdahalelerin önünü alabilmek de seçimin erkene alınmasındaki faktörlerden biri.

‘Baskın seçim’ söylemi nereden çıktı?

‘Baskın seçim’ lafları edildi evet ama bu, içeriye baskın seçim değildi; çünkü içeride 16 Nisan’dan beri muhalefet partileri seçim istiyor. Ama dışarıya baskın seçim oldu. Türkiye’deki seçime endeksli planlar yapmak isteyen güçler açısından bu, onları hazırlıksız yakalayan bir karar oldu.

MHP’nin seçim isteği etkili oldu mu?

Mutlaka zikretmemiz gereken son gerekçe bu. Devlet Bahçeli’nin talebi. Şimdi AK Parti, Erdoğan siyasetinde erken seçim olmadığını söyledik ama Cumhur İttifakı var ve bu ittifaktaki sizin ortağınız, partneriniz, müttefikiniz, adını ne koyarsanız koyun bir talepte bulunuyor. Bu talebe kolayca sırtınızı dönemezsiniz, görmezden gelemezsiniz. Bahçeli’nin bu talebi de bu anlamda seçimin erkene alınmasında etkili olmuştur.

“İş çevreleri erken seçim istedi” dediniz. Ekonomide bir krizden bahsetmek mümkün mü?

İşim gereği iş dünyasıyla da bankacı arkadaşlarımızla da konuşuyoruz. Herkes 2019’u bekler olmuştu. Bir bankacı arkadaşım bana, “Vatandaş ev almıyor, 2019’u bekliyor” dedi. Vatandaş, “Önümüzde bir buçuk yıl var, bekleyelim, 1.5 yılı da atlatalım, ondan sonra uzun vadeli borçlanmaya girerim” diye düşünüyor. Miladı erkene çekmek, durgunluğu, bekleme sürecini aşmak için yapılmış bir hamledir ekonomik boyutuyla!

Erdoğan “Yeni siyasete geçişin aciliyeti adına gerekli” dedi. Bundan ne anlamalıyız?

Türkiye, 16 Nisan’dan beri bir ara dönem yaşıyor. Hatta biraz daha geriye dönelim; Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanı’nın seçildiği 2014’teki Cumhurbaşkanlığı seçiminden beri bir ara dönem yaşıyor. Bir tarafta eski usul parlamenter sistem devam ediyor. Bir parlamento var ve o parlamentodan çıkmış bir hükumet var. İcracı bir başbakanlık var. Diğer tarafta ise halkoyuyla seçilmiş icracı bir Cumhurbaşkanı var. Cumhurbaşkanlığı’nın halkoyuyla seçilmesi onu direkt icracı makam haline getiriyor. Çünkü anayasal hak olarak Cumhurbaşkanı’nın ciddi yetkileri var, lakin Meclis’ten seçildiği için şimdiye kadar temayül o icracı yetkileri kullanmamak üzerine olmuş. Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlık’tan ve AK Parti Genel Başkanlığı’ndan ayrılma sürecinde, bu iki icracı organın bir arada olmasından ve yeterli uyumu sağlayamamasından kaynaklanan sıkıntılar yaşadık. Sistemin kurgusuna baktığınızda; kurgusundaki arıza hâlâ devam ediyor. Şimdilik krizsiz götürülüyor; çünkü Sayın Binali Bey, Sayın Erdoğan ile uyum içinde çalışıyor ama bunun yanında bize gündelik olarak çok yansımayan birçok sorun var. Örneğin Sayın Cumhurbaşkanı faizlerden şikâyetçi. Merkez Bankası’na ya da bankalara zaman zaman sitemlerde bulunuyor. Fakat direkt müdahale edemiyor; çünkü sistemin mevcut arada kalmış yapısı, direkt müdahalenin önüne geçiyor. Bu anlamda bu geçiş dönemini bitirmek için de seçimlerin erkene alınması iyi oldu.

Yine Cumhurbaşkanı yapısal değişiklikten bahsetti. Nedir bu yapısal değişiklik?

Parlamenter sistemin açmazları var. Diyelim ki icra yapacaksınız, lakin icra yaparken iki şeye ihtiyaç duyuyorsunuz; Bakanlar Kurulu (kabine) ve Parlamento (milletvekilleri). İcrayı Bakanlar Kurulu eliyle yürüteceksiniz. Lakin siyasetin güç dengeleri içinde, teknik bilgisi yeterince kuvvetli olmayan fakat siyasi kimliği kuvvetli insanlar gelebiliyor. Bazen de tam tersi olabiliyor. Bu noktada teknik bilgisi yetersiz insanlarla icra yapmanız sağlıklı değil. Bu yapısal dönüşümle bu nevi durumların önüne geçilmiş olacak. Bu yeni sistemde siyasi kimliği kuvvetli olan milletvekilleri baştan sona milletin vekili olarak kalacaklar. Bakanlar ile siyasetin seçmen yönünün çok fazla alakası olmayacak. Seçilmiş Cumhurbaşkanı, kararname ile bakanlık teşkilatını düzenleyecek. Bakanları profesyoneller arasından seçebilecek. Sayın Cumhurbaşkanı da ifade ettiler, çok başarılı bir CEO’yu ya da yöneticiyi, ekonomide önemli bir konuma getirebilir. Yeni sistemle birlikte bakanlar siyasi kimlikten arındırılacak.

Peki hazır bir muhalefet görüyor musunuz?

Söylemlerine baktığınızda, çok hazır görünüyorlardı. Bahçeli, “Erken seçim olmalı” dediğinde CHP sözcüsü, “Hodri meydan, biz hazırız” dedi. Zaten 16 Nisan’dan beri erken seçim talepleri vardı. Bu söylemsel zemine baktığınızda, hazır oldukları görünüyordu ama seçim takvimi ilerleyince hazır olmadıklarını gördük. CHP’nin aday belirleme sürecinde yaşadığı kriz, bu durumun bir göstergesidir. Abdullah Gül üzerinden çatı aday denemesinde başarısız oldular. Sonra adayın kim olacağıyla ilgili çok sayıda spekülasyon yapıldı; bunlar şahıs değil kimlik üzerinden, profil üzerinden yapılan spekülasyonlardı. Kılıçdaroğlu, “Kavgacı olmayacak, ekonomiyi iyi bilecek, tüm Türkiye’yi kucaklayacak” bir aday belirleneceğiyle ilgili bir açıklama yaptı. Ancak işin geldiği yer Muharrem İnce! Polemikçi bir siyasetçi, her siyasetçi ne kadar ekonomi biliyorsa o kadar ekonomiyi biliyor ve tüm Türkiye’yi kucaklayamıyor; çünkü Kılıçdaroğlu’nun tüm Türkiye’yi kucaklamaktan kastettiği adayın partili olmamasıydı. İnce, partili birisi, rozetini çıkardı ama rozeti çıkarmakla siyasal kimlik çıkarılmıyor. Profil üzerinde anlaşma sağlayamadılar, strateji üzerinde de anlaşma sağlayamadılar. Uzun süre hayır bloku tek aday etrafında mı birleşecek, yoksa partili adaylar çıkarıp seçimin ikinci tura kalmasını mı deneyecek gelgitleri yaşandı. Nihayetinde bir ittifak oluşturdular. İttifakı, Mal Müdürlüğü’ne dilekçe verir gibi resmiyete döktüler, sonra da kamuoyuna duyurmadan sessiz sedasız partilerinin ikinci, üçüncü adamlarını gönderterek Yüksek Seçim Kurulu’na teslim ettiler. Sözün özü, ne olduğu belirsiz bir ittifak kurdular. Bu noktada da hazırlıksız yakalandılar.

Millet İttifakı için neler söylersiniz?

Bu ittifakı kendileri ‘İlkeler İttifakı’ olarak adlandırdılar. Peki, nerede ilkeler? Hangi zeminde örtüşüyor CHP, İYİ Parti, Saadet Parti ve Demokrat Parti? Mesela CHP ile Saadet Partisi’nin eğitim politikaları örtüşüyor mu? Örtüşüyorsa nasıl ve hangi noktalarda örtüşüyor? “Bir millet tanımı yapın” deseniz, nasıl ortak bir millet tanımı yapacaklar? Milletten ne anladıkları birbiriyle örtüşüyor mu, örtüşmüyor mu? Türkiye’nin son yıllarda bir numaralı gündemi terörle mücadele ve bu bağlamda Suriye’deki durum. Örneğin bu noktada CHP ile Saadet Partisi’nin temel ilkeleri örtüşüyor mu? Bırakın politikanın örtüşmesini, Saadet Partisi anti-Amerikancı bir siyaset yürüttüğünü iddia ediyor; bu konuda CHP ile örtüşüyorlar mı, örtüşmüyorlar mı? Dolayısıyla adına ‘Millet’ dedikleri bir ittifak yaptılar, doğru; ancak kendileri de bu ittifakın tam olarak ne olduğunun farkında değiller!

İYİ Parti’nin durumu ne?

Bu konuda İP’nin tavrını bilen yok. İP’nin bu konularla ilgili tutarlı açıklamalarını görmedik. Varsa bir yerde bakar, bunu da tartışırız. Gerçekten çok temel bir konu fakat ne yapacakları bilinmiyor. Diyelim ki Meral Akşener, Cumhurbaşkanı oldu. Ekonomide ne yapacak? Serbest piyasacı mı olacak, korumacı mı olacak? Dolar kuruyla ilgili nasıl bir adım atacak; kuru serbest mi bırakacak? “Ekonomi düzelmeli” diyor Akşener. Amenna ama bu yalnızca bir temenni. “Sanayi üretimi artmalı” diyor. Bu da yalnızca bir temenni. Bu temenni ettiği şeyler için Akşener bir politika ortaya koymuyor. “Sen bunu nasıl yapacaksın, onu söyle” derler. Bu ittifakın tek bir amacı var; Erdoğan’ı devirmek!

CHP ve İYİ Parti seçmeni yan yana gelebilecek mi?

Yan yana gelmelerinde çok sıkıntı olacağını düşünmüyorum. Hatta Muharrem İnce’nin aday olmasına kadar CHP’den hem Cumhurbaşkanı adayı olarak Meral Akşener’e hem de milletvekili seçimlerinde İP’ye çok fazla oy kayacağını düşünüyordum. CHP yapısına baktığımız zaman farklı siyasi gelenekleri bünyesinde barındıran bir parti olduğunu görüyoruz. Bir tarafta ulusalcı Atatürkçü bir kanat var, bir tarafta daha sosyal demokrat bir kanat var, diğer tarafta daha radikal sol bir kanat var. CHP’nin bir kanadının terör örgütüne sempatiyle baktığını biliyoruz. Bunlar siyaseten yapılmış eleştiriler değil, bunlar tespit! Kemal Kılıçdaroğlu dengeyi bozdu. CHP’yi radikal sola, mezhepçi kanada doğru daha fazla taşıdı; dolayısıyla Atatürkçü tabanından çok fazla şikâyet var! Kendi merakımı gidermek için bir çalışma yaptım. 81 vilayetteki CHP il başkanlarını tek tek inceledim. Kim bırakmış, yerine kim gelmiş… Tek tek bir profil çalışması yaptım. Orada bile çok net bir resimle karşılaştım; Atatürkçü çizgideki il başkanlarının tasfiye olup, onların yerine daha radikal il başkanlarının geldiğini gördüm. Dolayısıyla CHP’de Atatürkçü taban rahatsızlık içerisinde, bu yüzden de İP’ye bir kayma olacağını düşünüyorum. Ama Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanı adayı olması bu kaymanın önünü kesti gibi. İYİ Parti’nin esas oy alacağı yer CHP idi, zannedildiği gibi MHP değil!

Millet İttifakı’nın şansını nasıl görüyorsunuz?

Bu noktada CHP ile İP’ye bakmak lazım. Demokrat Parti tamamen etkisiz eleman. Saadet Partisi en fazla oyu son seçimde Sivas’ta aldı, yüzde 5. Mevcut halde o yüzde 5 oyu alsa ve ittifaka girmiş olsa da Sivas’tan milletvekili çıkaramıyor. İstanbul’dan çıkaramıyor. Diğer kuvvetli olduğu ve milletvekili çıkarmasını beklediğimiz yer Konya; fakat oradan da çıkaramıyor. Saadet Partisi bir sıçrama yapmazsa -bundan önceki seçim neticelerine bakarak söylüyorum- baraj sorununu aşsa bile milletvekili çıkartamayacak. Dolayısıyla ittifak dediğimizde CHP ve İP var! Yapılmamış seçim üzerine sonuç söylemek millet iradesine saygısızlık olur ama Türkiye’de de bir seçmen iradesi var. Bu partilerin yüzde kaç oy aldığı belli. İP, MHP oyunu bölecek diyorlar, ben buna katılmıyorum. MHP’nin oyunu bölmeyi bırakın, yüzde 10 oyunun tamamını alsa bile, bunu CHP’nin yüzde 25’inin üzerine koyduğunuzda yüzde 35 yapıyor. Dolayısı ile bu ittifakın, AK Parti’nin konsolide ettiği yüzde 50’den ve MHP’nin yüzde 10’undan oy alması lazım. Peki, başka bir parti iktidara gelemez mi? Elbette gelebilir. Fakat şuna bakmak lazım; önceki seçimden günümüze kadar geçen sürede neyi değiştirdiler, ne yaptılar ki AK Parti’den CHP’ye oy kaymasını bekliyoruz? Bu parametrelere baktığımızda ben şansları olduğunu düşünmüyorum. İki tane ana hedef belirlemiş durumdalar. Bir; Cumhurbaşkanlığı seçimini ikinci tura bırakmak. İki; milletvekili seçimlerinde AK Parti elindeki çoğunluğu alıp Cumhurbaşkanı ile uyumsuz bir Meclis dağılımı ortaya çıkarmak, sistemi kilitlemek. İki temel hedefleri bile Türkiye için yapıcı değil, yıkıcı!

Kılıçdaroğlu’nun aday olmamasını neye bağlıyorsunuz?

Bazen zor gibi görünen soruların çok kolay cevapları vardır. Türk siyasetini değerlendirirken bir şey söylenir: “CHP’de siyaset ülkeyi yönetmek için değil, CHP’yi yönetmek için yapılır.” Kılıçdaroğlu da bunun için aday olmadı. Aday olduğu durumda akıbetinin ne olacağını biliyordu. Aday olup düşük bir oy alarak beklentilerin altında kaldığında ne olacaktı? Yeni sistemde Cumhurbaşkanlığı’na aday olursanız, milletvekilliğine aday olamıyorsunuz. Diyelim ki Kılıçdaroğlu aday oldu, kaybetti. Partisinin genel başkanı ama milletvekili olmayan bir Kılıçdaroğlu! CHP Genel Başkanlığı iyiden iyiye sıkıntıya girecekti. Dolayısıyla kazandığı tek seçim olan parti genel başkanlığını elimde tutayım dedi Kılıçdaroğlu.

Muharrem İnce’nin adaylığını nasıl okumalıyız?

Kılıçdaroğlu için de Muharrem İnce için de mesele Cumhurbaşkanlığı’nı kazanmak değil. Cumhurbaşkanlığı adaylığı süreci üzerinden CHP Genel Başkanlığı’nı kazanmak! Muharrem İnce bunu hesaplıyor. Kendi adına siyasi kampanya yöneten, daha da popülerleşen, teşkilatlarla daha içli dışlı olan ve belki de CHP’nin milletvekili seçimlerinde aldığı oydan az da olsa daha fazla oy alan, mağlup da olsa kaybetmiş bir Cumhurbaşkanı adayı olarak 25 Haziran’da Kılıçdaroğlu’na “Kalk o koltuktan” deme hakkını daha kuvvetli kendinde bulacak. Ben, Muharrem İnce’nin gerçekten Cumhurbaşkanlığı’na aday olduğunu düşünmüyorum. Muharrem İnce bir kez daha CHP Genel Başkanlığı’na oynuyor.

Erken seçim sonrası Türkiye’de neler değişir?

Olası netice gerçekleştiğinde, yani Sayın Cumhurbaşkanı tekrar seçildiğinde ve AK Parti, Meclis çoğunluğunu elde ettiğinde yepyeni bir güne uyanacağız. 24 Haziran akşamı Türkiye’yi önümüzdeki 5 yıl boyunca kimin yöneteceğini bileceğiz. Hükumet kurabilecekler mi, koalisyon olacak mı, Meclis’ten güvenoyu alacaklar mı tartışmaları bitecek ama siyasetin hızı kesilmeyecek. Bu yaz siyaset sıcak geçecek. İdari anlamda yapılması gereken işler var. Bakanlıkların yapısı, devlet teşkilatlarının yapısı değişecek. Bundan da korkmamak lazım.

Erdoğan’ın manifestosunu nasıl değerlendirirsiniz?

Seçime giderken siyasi partilerin, adayların manifesto açıklaması diye bir siyasi geleneğimiz yoktu. Erdoğan niye bu manifestoyu okudu, oradan başlamak lazım. Çünkü tam da vizyon dediğimiz ihtiyaca dönük olarak, 2002’den beri seçilmiş biri olarak diyor ki: “Biz yeni bir aşamaya geldik, bu yeni aşamada birincisi sistem değişikliğimiz var, ikincisi de Türkiye farklı bir Türkiye oldu.” Dünyayı nasıl algıladığını anlattı Erdoğan. Artık o tek kutuplu dünyanın daha çatışmacı, daha rekabetçi hale geldiğini çok net söyledi. Dikkat edin, bir tarafta diploma polemiği varken, diğer tarafta bir lider çıkıyor Soğuk Savaş’tan bugüne dünya siyasetindeki güç dengelerinin nasıl evrildiğiyle alakalı bir perspektif sunuyor. “Milli menfaatimizi, milli çıkarımızı önceleyerek bölgesel güç olduk, artık küresel bir güç olacağız” diyor. Erdoğan şunu gösteriyor: Karşımızda dinamik bir dünya var, dinamik bir Türkiye var, burada da dinamik bir kadro, dinamik bir aday var.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)