Yasin Aktay: Lider bir toplum için en güçlü sosyal sermayedir

Bu millet artık darbe fobisi ve sendromu yaşamayacak.
Yayın Tarihi: Ara 31, 2016
FavoriteLoadingBeğen 23 mins
Yasin Aktay - AK Parti Siirt Milletvekili

Yasin Aktay – AK Parti Siirt Milletvekili

15 Temmuz’da milleti sokağa çıkaran, tankların önüne atan duygu neydi?
Türkiye toplumunda, doğrusu herkesi şaşırtan ama iyi irdelendiğinde ve iyi analiz edildiğinde çok içselleştirilmiş birtakım değerlerin olduğu aşikâr. Yaşanan, milletin bu değerlerle, uğradığı saldırıya karşı ortaya koyduğu çok güçlü bir ref leksti. Bir defa Türkiye toplumunda darbelere karşı bir tavır var. Bu olay Türkiye toplumunu da daha iyi t anımamızı sağlamış oldu. Türkiye toplumu hakkındaki birtakım ezberlerimizin de yıkılmasına yol açtı. Ben öyle zannediyorum ki; bu olay yaşanırken, bu olayın kahramanları bile yalnız olduklarını zannediyorlardı. Kendi ortaya koydukları cesaret ve kahramanlığın Türkiye’de sayısız yerde aynı şekilde sahneye konuluyor olduğunu birçoğu belki de bilmiyordu. Olaya sosyolojik boyutu katan da bu. Onlar bir hesap y aptılar. Yaptıklara hesaba göre, Türkiye’nin sosyolojisinde insanların tankın karşısına çıkması diye bir şey yoktu. İnsanların tank, tüfek gördükleri zaman onun karşısına dikilmek gibi kültürleri yoktu. Bu kültüre güvenerek çok büyük bir cesaretle yola koyuldular. Netice itibarıyla şu anda tamamen başarısızlığa uğramış bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya olduğumuz için biraz daha rahat konuşabiliyoruz. Ama yapılan şey öyle sıradan bir şey değil. Ortaya konulan bir kahramanlık destanı ve öyle geçiştirilebilecek, sıradan, basit bir hadise değil. O gece Türkiye’de yayın yapmayan bir televizyonda, darbecilerin teorisyenlerinden bir tanesinin Sayın Cumhurbaşkanımızın televizyonda konuşma yapmış olduğunu ve halkı sokağa davet etmiş olduğunu öğrendiğinde

“Bu millet artık
darbe fobisi ve
sendromu
yaşamayacak.”

ortaya koyduğu refleks çok manidardır. Şaşırmıştı. “Böyle bir şey olamaz” ifadelerini kullandı. Hayatta olup olmadığını, dışarıda olup olmadığını sordu öncelikle, belli ki haberi vardı, plan paylaşılmıştı. Belli bir kesim arasında, planlayıcılar arasındaydı. Ortaya koyduğu şaşkınlık aslında Türk sosyolojisine dair o derin okumanın da bütün donelerini ortaya koyuyor. Halkın tankın önüne yatabileceği gerçeğini anlamadılar. Bu beklentiyle yola çıkmış olduklarını bu ifadelerden çok net bir biçimde anlıyoruz. Ama belki darbenin saati de bunda etkiliydi. Farklı bir saatte olsaydı yine bir direnç olacağı çok açık. Ancak bedeli çok daha ağır olurdu. Belki sonuçları da farklı bir süreç olurdu. Ama netice itibarıyla bir direnç olurdu. Çok şükür ki darbeyi yapanların sosyolojiden haberleri yok. Sosyolojiye, topluma vakıf değiller. Aslında topluma vakıf olmadıklarını 17 Aralık’tan beri hatta 17 Aralık’ın öncesinden beri ele veriyorlardı. 17 Aralık’tan önce denedikleri Gezi hadisesinde çok derin bir işçilik vardı, çok çok derin ve ince bir işçilik… Bütün imkânlar ellerindeydi; polis, yargı, medya her şey ellerindeydi. Üstelik örgütler ellerindeydi. Alevi örgütleri ve kendi kurdukları birtakım örgütler ellerindeydi, uluslararası toplumu kullanıyorlardı. Müttefiklerinin çok fazla sayıda olduğu bir dönemdi. O yüzden Gezi, imkânları da işçiliği de çok fazla olan bir hadise. Akabinde, 17-25 Aralık’ta kullandıkları esas malzeme yargıydı. Yargı da çok tehlikeli bir araçtı ve ona karşı koymak bazen askere karşı koymaktan daha zordur. Çünkü yargı bir darbe, bir cunta şeklinde… Yargıçlar cuntası teşekkül ettiğinde onlara karşı koymak öyle zannedildiği kadar kolay değil. Sağ olsun Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği sayesinde bunun üstesinden gelmiş olduğumuz için bize şimdi basit gibi geliyor. Bu, cidden çok çok büyük bir kahramanlıktı ve çok büyük bir liderlik hadisesiydi. Sadece o liderlik hadisesi üzerine tezler yazılsa yeridir. 17-25 Aralık’a karşı koyma stratejileri, taktikleri açısından, söylemleri açısından… 15 Temmuz’dan sonra bir anda darbenin, FETÖ’nün karşısına geçmiş olan Cumhuriyet Halk Partisi ve diğer unsurların hepsi, o gün 17-25 Aralık darbesine, darbe demediler. O darbenin yanında yer aldılar, desteklediler, lojistik destek sağladılar, darbeyle işbirlikçilik yaptılar.

Yenikapı Yeni Türkiye

15 Temmuz, Türkiye

Bugün 15 Temmuz’dan biraz uzaklaştıktan sonra görüyoruz ki aynı cephede buluşmuş oldular. Yine FETÖ’cüleri desteklemeye, yine FETÖ’cülerle bir olmaya çalışıyorlar. Çünkü 15 Temmuz meşruiyeti kolay tesis edilecek bir darbe değildi, başarılmadığı takdirde, kemale erdirilmediği takdirde meşruiyeti kolay tesis edilebilecek bir hareket değildi. Bilakis askeri gücü halka karşı kullanıyorsunuz, emir komuta zincirini aşıyorsunuz ve görevlendirildiğiniz sivil iradeye karşı çıkıyorsunuz. Dünyanın hiçbir yerinde meşruiyetini tesis etmek o kadar kolay değildir. Hatta başarırsanız kahraman olursunuz, dünya güçleri de sizi tebrik etme sırasına girerler. Ama başarılı olmadığınız takdirde de işte FETÖ’nün düştüğü duruma düşmüş olursunuz ve hain olursunuz. Dünyada başarılı olmamış ve başarılı olmadığı için ihanetle suçlanıp, yargılanmış çok az darbe vardır. Türkiye’dekine benzer bir hadise hemen hemen hiçbir yerde yoktur. İstisnai bir ülkede yaşıyoruz ve istisnai bir süreçten geçiyoruz. Bu istisnai sürecin de aslında tadını çıkartmamız lazım bir açıdan da baktığınız zaman. İşin sosyolojisi, siyaset tarihi açısından baktığınız zaman tadı çıkarılası bir süreç. Burada tabii insanları sokağa döken asıl şey elbette liderle halk arasındaki derin kaynaşma.

Türk toplumunda lider ve halk arasında nasıl bir bağ var?
Halk bir lider ister, sadece. Türkiye değil her halk bir lider ister. Bir lider ortaya çıktığı zaman, bir halk için bu büyük bir fırsattır. Bir halk topyekûn liderine dayalı yaşamaz elbette ama topluma yön veren, ufuk kazandıran, toplumun önünü açan, toplumuyla özdeşleşmiş, toplumu iyi temsil eden, toplumdan ve milletten bir lider, toplum için her zaman büyük bir avantajdır. Hattı zatında bir toplumu biraz geliştirmiş olan, toplumu biraz kalkındırmış olanlar da liderler olmuştur. Liderler olmadan, liderlerin yol göstericiliği olmadan, toplumların ayakta kalması, gelişmesi, kalkınması bir yere kadar mümkündür. İyi ve karizmatik liderler bir toplum için en güçlü sosyal sermayedir. Toplum dinamizmi, bir liderin ötesinde, karizmanın rutinleştiği bir dönemde kurumların, kurumsal yapıların üzerinde yükselmek durumundadır. Eğer bir ülkede kurumlar, liderin gözetiminde tesis edilmişse, o ülkeyi kolay kolay hiçbir güç tutamaz. Amerika netice itibarıyla bazı liderleriyle ayakta kalabilmiş, kurumlarını teşekkül ettirebilmiş, bilahare lideri kim olursa olsun kendi yoluna devam edebilmiş bir ülkedir. Tabii bazı ülkelerin bazı talihleri vardır, şansları vardır. Bazı ülkelerin büyüklükleri, hacimleri, toprak bütünlükleri onlara çok özel avantajlar da sağlamaktadır. Netice itibarıyla Türkiye’nin belli bir potansiyeli var, ama bu potansiyeli 2002 yılına kadar kullanamadı. Gelişmişlik sıralamasında 27’nciydi dünyada. Belli bir siyasi liderlik çerçevesinde, potansiyelin açığa çıkarılması ve işlenmesiyle birlikte aynı ülke 10 basamak birden atlayarak 16’ncılığa yükselebildi. Şu an itibarıyla Türkiye 14 yıl içerisinde neredeyse 4 katı büyümüş bir durumda. 2002 yılına nazaran 3 kat daha büyük bir Türkiye’miz var. Bunlar güçlü bir liderlik sayesinde ve AK Parti’nin tek başına iktidar olabilmiş olması sayesinde, istikrar sayesinde olmuştur. İktidar da biraz liderlikle olan bir şey… Eğer AK Parti tek başına iktidar olmamış olsaydı, koalisyonlar olsaydı, bu gelişmelerin bu ölçüde sağlanmış olması hemen hemen mümkün değildi. 7 Haziran’da ufak bir koalisyon ihtimali karşısında bile toplumun nasıl bir yalpalamaya girmiş olduğunu hep birlikte yaşadık, gördük. Aslında fiilen 2007 yılından beri bir tür başkanlık, yarı başkanlık sistemi içerisinde yaşıyoruz. Çünkü koalisyon yok. Başkanlığın bize getireceği en önemli şey koalisyon ihtimalinin kalmamış olması.

15 Temmuz’dan sonra Türkiye halkı için tanklar ne ifade ediyor?
Bir nevi tankla barışmış oldular. Tanklar adeta bize yabancıydı, tankların bize karşı yürütülme ihtimali karşısında tanklar ele geçirilmiş oldu. Tanklar şu anda milletin tanklarıdır. Bu açıdan aslında 15 Temmuz, bizim içimizdeki birtakım psikolojik engellerle hesaplaşma fırsatı da vermiş bir hadisedir. Örneğin, geçmişte Adnan Menderes’in asılmasını engelleyememiş olmak… 80’de bir gece ansızın gelmiş olan o darbede, toplumun bütün gururunun, haysiyetinin, şerefinin rencide edilmiş olduğu karanlık bir ortamdan geçildi. Türkiye bununla yüzleşememişti. 28 Şubat’ta da Necmettin Erbakan’a sahip çıkamamış olmakla yüzleşememişti. 28 Şubat’ta toplumun bütün değerleriyle dalga geçen, bütün değerlerini alaşağı eden, topluma hakaret eden, toplumun diniyle kavgalı bir askeri cuntanın toplum karşısındaki o aşağılamasına, topluma karşı sergilediği aşağılamayla baş edememişti Türkiye. Bu bir travmaya neden olmuştu. Bu travmayı atlatmanın, çözmenin tek yolu 15 Temmuz gibi bir olaya karşı çok daha farklı bir tavır ortaya koyabilmektir. Bu tavır 15 Temmuz’da ortaya konulmuş oldu. Bir bakıma 27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat yaşanmamış gibi oldu bu ülkede.

Yenikapı Demokrasi ve Şehitler Mitingi

Yenikapı Demokrasi ve Şehitler Mitingi

Onlarla hesaplaşılarak yüzleşilmiş oldu, onları mahkemeye çıkartmaktan daha büyük bir hesaplaşma oldu. 15 Temmuz hadisesi ve sonrasında yaşananlar bütün bu mahkeme süreçlerinden çok daha etkili bir yüzleşme oldu. İşin ilginç tarafı, 28 Şubat yargılamalarının nasıl sulandırılmış olduğu da net bir şekilde anlaşılmış oldu. Çünkü 28 Şubat’a bakıldığında altından yine Fetullah Gülen’in çıktığı görülüyor. 28 Şubat’ı yargılaması beklenen yargıçların hepsi FETÖ’cüydüler ve Fetullah Gülen’e uzanabilecek bir yargı sürecinin önünü kapatmış olduklarını bugün daha iyi ve net anlıyoruz.

15 Temmuz, Türkiye’de gelecek nesillerin algısını nasıl etkileyecek?
Asker korkusu, cunta asker antipatisi vardı, askerle millet arasında bir kopukluk vardı. Bu giderildi. İkincisi; bu millet darbelerle yüzleşmiş olmaktan dolayı artık darbe fobisi, darbe sendromu yaşamayacak. Darbelere karşı, kendi iradesini gasp etmeye girişebilecek herhangi bir müdahaleye veya bir teşebbüse karşı biraz daha özgüvenli nesillerin geleceğini, daha sağlıklı, daha özg üvenli nesillerin geleceğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla devletine sahip çıkan, devletiyle barışık, devletiyle bütünleşmiş bir millet. Böyle bir olgu son derece güçlü bir olgudur, yani millet ve devletin bütünlüğünü sağlamış olduğu bir yapı kadar güçlü bir yapı daha olamaz.

Halk Yenikapı’da toplanarak yöneticilerine hangi mesajı verdi?
Yenikapı ruhu aslında darbelerin karşısında toplumsal mutabakattı, toplumsal uzlaşmaydı. Bu toplumsal uzlaşma aslında 15 Temmuz gecesi bir refleks olarak bütün toplum tarafından sergilendi. Meclis’te grubu bulunan bütün partiler bu anlamda farklı bir tavır sergilemediler. Her ne kadar o gün HDP parti grubu Meclis’te yok idiyse de hariçten bizi de orada varsayın mesajı vermek suretiyle kendi toplumlarının hissiyatını yansıtmak zorunda kaldılar. Bilahare tabii ki ortalık yatıştıktan sonra bu darbenin ganimetinin adeta kimler tarafından paylaşılacağı telaşına girdiler. Bu parti daha ilk geceden itibaren, darbe teşebbüsü başarısız olunca “Acaba Tayyip Erdoğan bundan çok avantajlı mı çıkacak? ” sorusunu sormaya başladı. Sadece Türkiye’de değil dünyada da bu soruyu çok yöneltenler oldu. İçeriden pompalanan bir soruydu bu, başarısız bir darbenin ardından Tayyip Erdoğan’ın gücünün daha fazla artacağı telaşı ve kaygısı gün yüzüne çıktı.

“Halk öfkeli
ve darbe
girişiminin faillerine
yönelik en ağır cezaların
bir an önce verilmesini
talep ediyor. O yüzden
idam istiyor.”

bu kazanımın herhangi bir partiye mal edilmemesini, bu zaferin şerefinin bütün topluma mal edilmesini teklif etmiş olduk. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ilk başlarda gelmekte biraz isteksizdi, tam da bu telaş dolayısıyla ama bu konudaki düşünce kendilerine daha net ifade edilince geldiler. Ama bilahare Yenikapı’da oluşturmayı hedeflediğimiz atmosfere hiç de yakışmayacak şekilde bir FETÖ savunuculuğuna düşmüş olduğunu da hep birlikte gördük.

Yenikapı Demokrasi ve Şehitler Mitingi

Yenikapı Demokrasi ve Şehitler Mitingi

Yenikapı ruhu sivil anayasa çalışmalarına yön verir mi?

Sivil anayasa girişimleri AK Parti ile Milliyetçi Hareket Partisi arasındaki bir diyaloğa dönüşmüş durumda. Diğer insanların da buna açık olmasını istiyoruz. Biz netice itibarıyla, Milliyetçi Hareket Partisi ile ortak hassasiyetler çerçevesinde belli bir asgari müşterekte buluşmaya çalışacağız ve bunu halka götüreceğiz. Bu esnada Cumhuriyet Halk Partisi bir katkıda bulunmak, bir şey yapmak isterse, eleştiriler de dahil, asla kulaklarımız kapalı değil. O katkıyı almaya hepimiz elbette açığız ancak bütün katkısını sadece yapılmak istenen hayırlı bir işi engellemek üzere harcarsa sorun olur. Ortada kaldırılması ve çözülmesi gereken bir sorun var. Bitirilmesi gereken bir iş varsa onların katkısı olmasa da, katkısı olmadan yapılabiliyorsa biz kendimiz yapmaya devam ederiz. Neticede halka gideceğiz. Halkın oyu belirleyecek her şeyi. Halkın onaylamayacağı hiçbir şeyi bizim de kabul etme şansımız yok.

“Türkiye’de bir takım şeyler değişmiştir. Tank yola çıktığı zaman, onun karşısında cesaretle canı pahasına duran ve kendi hayat tarzını korumak için hayatını ortaya koyabilen bir demokratik kültür, ciddi bir vatanperverlik duygusu da gelişmiş durumda. İşin doğrusu daha ilk dakikalarda, darbeciler de Türkiye’nin sosyolojisini okuyabilirlerdi. Ama yapamadılar.”

Sizce toplum sivil anayasadan ne bekliyor?
Darbe yapmış askerlerin, darbeci askerlerin yapmış olduğu bir anayasayla yönetiliyor olmak gibi bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Halkın da bu anayasadan kurtulma yönünde bir arzusu var. Ama bu arzu halkın ne derecede birinci sorunu, ne derece gündemindedir diye soracak olursanız, bu konuda rivayetler muhtelif. Ancak halkın şu anda özellikle başkanlık sistemi konusunda, mevcut parlamenter sistemin içerdiği riskler konusunda biraz daha bilinçli olduğunu, biraz daha haberdar olduğunu görüyoruz. Özellikle 7 Haziran tecrübesi o tehlikeyi yansıttı.

Halkın darbe girişiminin faillerine yönelik tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz? Halk öfkeli, darbe girişimin faillerine yönelik en ağır cezaların bir an önce verilmesini talep ediyor. O yüzden idam istiyor. Demokrasi nöbetleri esnasında halkın en büyük talebi idam cezasının tekrar getirilmesiydi. Tabii idam cezası geriye doğru işlemez, böyle bir problem var. O yüzden idam cezasının getirilmesinin bize doğurabileceği başka sakıncalar da var. Bu süreçleri doğru yönetmek mecburiyetindeyiz.

Demokrasi Nöbeti, Türkiye

Demokrasi Nöbeti, Türkiye

Gezi’den bu yana yaşadığımız süreci düşündüğümüzde Erdoğan’ın ‘Yeni Türkiye’nin inşaası’ ifadesi nasıl tanımlanmalı?
Yeni Türkiye 2002 yılından beri inşa ediliyor zaten. Aslında her dem yenilenen bir Türkiye içerisindeyiz. Yeni boyutlarını, yeni mucizeleri, yeni kahramanlıkları ortaya koyan bir Türkiye içerisindeyiz. Dinamik ve kendi devletini kendisine daha iyi hizmet etmeye zorlayan, mecbur bırakan bir Türkiye. Milletine hakim bir devletin olduğu bir Türkiye. Bu anlayışın giderek herkes tarafından benimsendiği bir Türkiye benim bahsettiğim. Tabii ki dünyada da etkili, olup bitenlere seyirci kalmayan, orada kendi siyasetini takip etme iradesine ve gücüne sahip güçlü bir Türkiye.

FavoriteLoadingBeğen