ÖMER FARUK HARMAN

Kudüs’te üç dinin önemi nedir?

Filistin coğrafyası ve bu coğrafyanın merkezini teşkil eden Kudüs kenti; Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık açısından son derece önemlidir. Her dinin kendine göre kutsallık telakkisi ve bu telakkinin somutlaştığı kutsal mekânlar, mübarek ve önemli şahsiyetler açısından değerlidir. Dinî yapılar açısından önemlidir.

Yahudilik açısından neden önemli?

Yahudilik nazarında Kudüs’ün önem kazanması, Hz. Davud’un Kudüs’ü fethi ve orada yerleşik hayata geçen İsrailoğullarının, yani Yahudilerin devletinin başkenti yapmasıyla başlıyor. Hz. Davud milattan önce 1010 yılında İsrail’e kral oldu. İsrail halkının ikinci kralıdır. Birinci kralı, Şaul’dür. Kur’an’daki adı Tâlût. Hz. Davud, 40 yıl krallık yaptı. Bu krallığının yedi yılını Hebron kentinde yaptı. Hebron kenti, Hıristiyanlar ve Müslümanlar açısından da önemlidir. Hebron veya İslami adlandırmayla El-Halil kenti, Hz. İbrahim’in yaşadığı ve vefatından sonra defnedildiği mekândır.

Hz. Davud, milattan önce 1003 yılında Kudüs’ü aldı ve hem kuzey hem güney İsraillileri birleştirerek İsrail krallığını kurdu. Kudüs’ün devletin merkezi olması ve sonra da Hz. Davud’un devlet teşkilatını burada yerleştirmesiyle, ordusuyla, bürokrasisiyle ve diğerleriyle artık dini yönden de ön plana çıkmaya başladı. Hz. Davud’a kadar Kudüs dini anlamda Yahudi tarihinde çok fazla söz konusu değildi. Hz. Davud, Kudüs’ü fethettikten sonra Yahudilerce son derece kutsal sayılan Ahit Sandığı’nı Kudüs’teki geçici yerine nakletti.

Kudüs’ün Yahudiler açısından dini anlamda kutsal oluşunun bir sebebi, Ahit Sandığı’nın Kudüs’e getirilmiş olmasıdır. Bu sandığın Yahudilik açısından önemi, Tanrı’nın bu sandık aracılığıyla peygamberiyle görüşüp, peygamberine ilahi bilgileri bildirmesi ve aktarmasıdır.

Sandığın İsrailoğullarının elinde bulunması, Tanrı’nın onlarla birlikte oluşunun bir simgesi ve işaretiydi. Tanrı’nın gücünü ve desteğini yanlarında hissetmelerine neden olan bu sandık, bu sebeple kutsaldır. Bugünkü Kudüs’te Harem-i Şerif dediğimiz, Kubbet-üs Sahra ve Mescid-i Aksa’nın bulunduğu alan, oranın sahibinden satın alındı ve oraya mabet yapılmaya niyetlenildi. Tevrat’a göre Tanrı, “Hz. Davud’a sen çok savaş yaptın, çok kan döktün. Kanlı ellerinle benim mabedime ilişme, bu mabedimi oğlum Süleyman yapacak” dedi.

Dolayısıyla Hz. Davud mabede başlamadı. Yerine geçen Hz. Süleyman, krallığının üçüncü senesinden itibaren bu mabedi yapmaya başladı. Yedi yıllık inşaattan sonra ‘Süleyman Mabedi’ diye bizim adlandırdığımız, Batılıların tapınak dediği, Yahudilerin ‘Bet Amikdaş’ yani ‘Mukaddes Mabet’ diye adlandırdıkları bu mabet, Hz. Süleyman tarafından 960 yılında tamamlandı. Bu mabet, Yahudilikte son derece önemlidir. Biz Müslümanlarda Kâbe ne ise Yahudilikte de Süleyman Mabedi aynı konumdaydı. Sandık dualarla mabede getirildi. Rivayete göre, Süleyman Mabedi’nin lokalizasyonu bugünkü Harem-i Şerif dediğimiz tam da Kubbet-üs Sahra’nın bulunduğu yerdi. Süleyman Mabedi’nin önce bir dış avlusu, sonra iç mekânı, sonra kutsallar kutsalı denilen bir bölmesi vardı. Bu ahit sandığı oraya koyuldu. Bu ahit sandığının konulduğu bölme bugün Kubbet-üs Sahra’nın örttüğü Haceri Muallak dediğimiz kaya kütlesinin üzerindeydi.

Bu mabet Yahudi dininin merkezi oldu. Kurban ibadeti Yahudilikte Süleyman Mabedi’nde oluyor. Yahudilikte hac ibadeti de var. Her Yahudi erkeğinin yıllık üç dini bayramda Kudüs’e giderek mabette ispat-ı vücut eylemesi gerekiyordu. Dolayısıyla hac ve kurban mekânıydı Kudüs ve mabet. Hz. Musa zamanında hiç bahsedilmeyen Kudüs, zaman içerisinde Hz. Davud’un fethi, Hz. Süleyman’ın mabedi yapması ve mabedin rolü sebebiyle Yahudilikte adeta dini inancın merkez üssü oldu. Yahudi inancına göre, yeryüzünün yaradılışı Kudüs’ten başladı. Kudüs, Yahudilikte böylesine önem kazandı.

Bu mabet milattan önce 587’de, Babillilerin Yahudi krallığını yıkışı ve Kudüs’ü tahribiyle birlikte yıkıldı. Bu yarım yüzyıl süren esaretten sonra Persler Babil’i yenince, Pers Kralı Kyros, Yahudilere özgürlük verdi. Filistin bölgesine dönen Yahudiler mabedi tekrar yapmaya kalktılar. 515 yılında mabet Kudüs’teki eski yerinde tekrar yapıldı. Buna ikinci mabet adı verildi. Bu yapılan ikinci mabet milattan önce 20’li yıllarda bölgede kral olan Hirodes tarafından genişletildi. Mabedin çevresine bir kuşatma duvarı çekildi. Bugün Batılıların ‘Ağlama Duvarı’ dediği, Yahudilerin ‘Kotel ha-maaravi’ yani Batı Duvarı dedikleri duvarın aslında Hz. Süleyman’la alakası yok. Bu, milattan önce 20’li yıllarda mabedin çevresine çektirilen duvardan günümüze kalan kalıntıdır. Batılılar, Yahudiler orada yıkılan mabetleri için gözyaşı döktükleri için ‘Ağlama Duvarı’ dediler. Yahudiler ise mabedin batı yönündeki duvar olması sebebiyle Batı Duvarı dediler. Roma ordusu 68’de Kudüs şehrini kuşattı ve o kuşatmadan sonra şehir düştü. Çok büyük felaketler oldu. Süleyman Mabedi ikinci kez yıkıldı. Daha sonra bir daha yapılmadı. Yahudileri mabetsiz bırakan Babilliler ve Romalılardır. Oradaki Kubbet-üs Sahra ve Mescid-i Aksa, Emeviler döneminde yapıldı.

Yahudilerin bugünkü amaçları nedir?

Yahudilerin bugün en büyük emeli, Ahit Sandığı’nın yer aldığı mabedin bulunduğu yerde mabedi yeniden inşa edebilmek. Dolayısıyla hem kurban ibadetini hem hac ibadetini yapabilmek. Ama bir handikap var. O handikap, Süleyman Mabedi’nin Tevrat’taki anlatıma göre lokalizasyonunun bulunduğu yerde bugün Emeviler tarafından yapılan Kubbet-üs Sahra ve Mescid-i Aksa var. Süleyman Mabedi’nin Tevrat’taki ölçülerine ve şekline göre inşa edilebilmesi için bugünkü Kubbet-üs Sahra ve Mescid-i Aksa’nın yıkılması gerekiyor. Yahudi inancına göre Kudüs’ün bir önemi de kıyamet koptuktan sonra diriliş orada başlayacaktır. Cennet ve cehennemin kapısı da orada.

Mescid-i Aksa’nın yıkılırsa sonuçları neler olabilir?

Mabedin yıkılması İslam dünyasının mutlaka çok büyük tepkisine sebep olacak. Ortodoks Yahudiler mabetlerinin olmasını istiyorlar. Mabedin olması, kurban ibadetinin ve hac görevlerinin olması açısından gerekli… Kimileri oradaki iki mabet için “Yıkılsın” diyor. Ama bir kısmı da “Beklediğimiz Mesih geldiğinde o yapacak” diyor. Mesih’in yapmadığı şeyi meşru saymayan Yahudiler var. Yahudiler her ne kadar tüneller kazarak, “Süleyman Mabedi’nin gerçek temellerini araştırıyoruz. Tarihî ve arkeolojik araştırmalar” diyorlarsa da bir gün tünelle altı kazınan Kubbet-üs Sahra ve Mescid-i Aksa çökerse, Yahudiler oraya ne Kubbet-üs Sahra’yı ne de Mescid-i Aksa’yı yaptırır.

Oraya Süleyman Mabedi’ni yapacaklardır. Niyet budur. Bu, çok büyük hareketlere sebep olur. Bu, İsrail için ölüm demektir.

Şu an Mescid-i Aksa’ya ilişkin bir tahribat var mı?

Tahribat şu anda yok. Orası kat kat. Çok büyük kaya kütleleri var. Tüneller açılmış ama bu tünellerin tamamı sarsıntıyla yıkılabilir. Türkiye’nin buna müdahalesi var.

ABD Başkanı Trump’ın Kudüs çıkışının arka planında ne var?

Siyonizm hareketi var. Siyon, Kudüs’te bir tapınağın adı. Siyon bir simgedir. Siyonizm, o Siyon Dağı’nın simgesi altında, o bölgeden uzakta kalan Yahudilerin Filistin coğrafyasına yerleşmeleri, orada hâkimiyet kurmaları, Kudüs’ü devletlerinin başkenti yapmaları, sonra da Tanrı’nın kendilerine vaat ettiğine inandıkları toprakları almaları ve bir dünya hâkimiyetine kapı aralamasıdır. Bu, siyasi Siyonizm’in hedefidir. Buna çalışıyorlar. Peki bu Hıristiyan’a ne oluyor? Amerika’ya ne oluyor? İngiltere’ye ne oluyor? Amerika’nın başkanları genelde Evanjelik Hıristiyanlardır. Hıristiyanlar içerisinde muhafazakâr bir kitle var.

Trump’ın dayandığı kitle, bu muhafazakâr Hıristiyanlar. Bunun içerisinde öyle gruplar var ki, bunlara Evanjelik Hıristiyan adı veriliyor. Bunlara bir diğer anlamda Hıristiyan Siyonistler deniliyor. Siyasi Siyonizm’in hedefi Filistin’e siyasi yönden hâkim olmaktır. Vaktiyle Yahudilere düşman olan bu Hıristiyanlar, bugün Yahudilerle adeta işbirliği yapıyorlar. Yahudiler bir Mesih bekliyor. Hıristiyanlar da bir Mesih bekliyorlar. Hıristiyanların bekledikleri Mesih, Hz. İsa’dır. Yahudiler, Hz. İsa’yı ne kendilerinden sayıyorlar ne Mesih diye kabul ediyorlar. Asla kabul etmezler. Bu kurtarıcıların gelmesinden önce yeryüzünde birtakım karışıklıklar, problemler ve savaşlar olacak.

Neticede Hıristiyanların Hz. İsa’sı veya Yahudilerin Mesih’i gelerek yeryüzünde bu mücadeleye taraf olup iyilerin başına geçecek, kötüleri yok edecek. Bugünkü işbirliğinin bir sebebi, Amerika’daki Yahudi lobisinin güçlü oluşu ve Yahudilerin farklı yönlerden Amerikan başkanlarını kendi hegemonyalarına almış olmalarıdır. Trump, Amerika’daki Yahudi lobisine uyarak, biraz da kendi istikbalini düşünerek adeta şov yapar gibi milletin önünde imza atarak kararnamesini ekranlara gösterdi.

“İslam ülkelerinin en büyük problemi, yönetenlerle yönetilenlerin farklı kulvarda oluşlarıdır, kopukluk oradan kaynaklanıyor.”

Birleşmiş Milletler’den çıkan kararın anlamı nedir?

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden maalesef bu tür kararların geçmesi mümkün değil. Çünkü orada herhangi daimi beş devletten birisinin vetosuyla istediğiniz kadar karar alın, bir geçerliliği olmuyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda, Birleşmiş Milletler’e mensup devletler oylama yaptılar ve bu oylamada 128 devlet Amerika’nın kararına zıt olarak bizim önderliğini yaptığımız bu karar lehine oy kullandı. Aleyhte kullanan yedi devletin adını biz bu oylama sırasında duyduk. Bunlar şehir devleti, mahalle devleti gibi devletlerdi. Amerika burada, Türkiye’nin öncülüğündeki İslam dünyasının veya mazlum Filistinlilerin yanında olan devletlerin Amerika’ya karşı bir tavrını gördü. Meydanın o kadar da boş olmadığını gördüler. Amerika’nın Birleşmiş Milletler’deki temsilcisinin tehditlerine rağmen, bu 128 ülke haktan ve doğrudan yana karar aldı.

Amerika’ya bu önemli bir engeldir. Tokat vurmaktır. Amerika, Pakistan’a yardımlarını kesiyor ama Amerika’nın yardımı olmadan da bu insanlar ayakta kalabilirler. Amerika’nın sadece İsrail’e yardımı bütün üçüncü dünya ülkelerine yaptığı yardımın kat kat fazlasıdır. Bir aldatmaca söz konusudur. Amerika bunu cebinden de vermiyor. Ne yaptı? Suudi Arabistan’a yaklaşık 300 milyar liralık silah satışı yaptı, onların petrollerini zaten alıp kullanan Amerika’dır.

ABD elçiliği Kudüs’e taşınırsa neler olur?

Olası sonuçları çok büyük olur. Çok büyük kargaşa çıkar. Dünyanın dengesini bozacak çok büyük olaylar olur. Ama bu olayların yaşanmaması için bütün insanların eşit olduğunu savunan İsrail ve İsrail’e uyduluk yapan zihniyetler dışındaki insanların birlik halinde bu haksız, bu yanlış uygulamaya başkaldırmaları gerek. Bu olduğu takdirde ne Amerika’nın silahı, ne Amerika’nın parası, ne İsrail’in lobisi hiçbir haksızlık yapamaz.

 İslam dünyası ne yapmalı?

Müslümanlar artık uyanmalı. Bilinçlenmeli. Burada en büyük problem odur. Eğer biz halen Kudüs’teki Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra’yı bilmiyorsak, kimin yaptığını, dinimiz açısından önemini bilmiyorsak, umursamıyorsak, kitabını okumadıysak, tarihine hiç ilgi duymadıysak, dün mihrabı, minberi yakan yarın başka bir yerini yakar, biz yine tepkisiz kalırız. Önce teolojik mücadele olmalı. 1 milyar 600 milyon Müslüman var. Yahudilerin bütün dünyadaki nüfusu 14 milyon 300 bin. İstanbul’un nüfusu kadar bile değil. Yani korkmanın, sessiz kalmanın, kendi hakkını savunmamanın ve mazlum Filistinlinin böyle ezilmesine, horlanmasına, özgürlüğünün elinden alınmasına göz yummanın İslam ülkeleri açısından vebali çok büyük. İslam ülkelerinin en büyük problemi, yönetenlerle yönetilenlerin farklı kulvarda oluşlarıdır.

Müslümanlar için o bölge neden önemli?

Sadece Peygamberimiz açısından değil. Peygamberimizden önceki peygamberler de Peygamberimiz olduğu için, Müslümanların bütün peygamberlere inanmaları gerektiği için. İlahi vahiylerin peygamberlere o yörelerde gelmesi açısından, bu topraklar bizim için de önemlidir. Hıristiyanlar için Kudüs’ün önemi, Hz. İsa orada çarmıha geriliyor, orada defnediliyor ve oradan semaha yükseliyor. Bu olayın vuku bulduğu Diriliş Kilisesi son derece kutsaldır. Ama bizim açımızdan önemi sadece Peygamberimiz açısından değil. O bölge Kur’an’da Arz-ı Mukaddes diye nitelendiriliyor. Hz. Musa o bölgeye geldiğinde “Ey kavmim; Allah’ın size verdiği mukaddes topraklara girin” diyor. Neden o topraklar mukaddestir? Çünkü o topraklarda peygamberler yaşadı. O topraklarda, o toprakların taşında, yolunda, her ayak izinde ilahi vahyin tesiri var. Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. Zekeriya, Hz. Yahya, Hz. Meryem, Hz. İsa oradaydı. Hepsi bizim de peygamberimiz. Müslüman olmanın şartı sadece Hz. Muhammed’in peygamber olduğuna inanmak değil. Taşa toprağa kutsiyet kazandıran ilahi kelamın, ilahi vahyin geldiği yer olmasıdır.

Onun için o topraklar peygamberlerin yaşadığı, ilahi vahiy aldıkları, tebliğ mücadelesini yaptıkları yerlerdir. 637’de Hz. Ömer, Kudüs’ü fethetti. 1099’a kadar Kudüs, Müslümanların elindedir. Haçlıların orayı alışına kadar. 1099’dan 1187’ye kadar 88 yıl Haçlılar orada zulüm yaptılar. 1187’de Selahattin Eyyubi orayı aldı, ondan sonra hep Müslümanların elinde oldu. 1969 yılında Süleyman Mabedi’ndeki Mescid-i Aksa’daki o meşhur minber, Nurettin Zengi tarafından yapılmıştır. Ondan sonra Selahattin Eyyubi onu Mescid-i Aksa’ya koymuştur. 1516’nın son günlerinden 1917’ye kadar o bölge Osmanlı’nın hâkimiyetinde kaldı. Yahudilerin ilk defa o topraklara gelip de Ağlama Duvarı’nda gözyaşı dökebilmeleri Müslümanlar sayesinde oldu. Roma yasaklamıştı onlara. Kudüs’ün gerçekten bir barış yurdu olması, Müslümanlar sayesinde oldu. Günümüzde en büyük ihtiyaç da Kudüs’ün artık bir barış yurdu olmasıdır.

Bu nasıl sağlanabilir?

Maalesef İsrail, Birleşmiş Milletler’in Kudüs’le alakalı, Filistin’le alakalı kararlarını uygulamamakta diretti. En son Kasım 1967’de çıkan 242 sayılı Birleşmiş Milletler kararı, İsrail’in işgal ettiği topraklardan derhal çekilmesi ve insanlara özgürlük vermesi noktasındaydı. Trump, büyükelçiliği oradan oraya taşıyacağına heves edeceğine, önce Birleşmiş Milletler’in 242 sayılı kararının uygulamasını yapsın. Ama ne oldu? İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu gelip Amerikan kongresinde konuştu, “Bu 242 sayılı karar asla uygulanmayacaktır” dedi. Amerikan senatosundaki o senatörler hep ayakta alkışladılar. Ne yapmak gerekiyor? İsrail’e “Dur” demek gerekiyor.

Bunun yolu da İsrail’in ağa babaları neredeyse onların kulağını çekmek. Dünya devletlerinin başta Müslüman ülkeleri olmak üzere biraz kendilerine gelmeleri, haksızlığa, zulme karşı dur deyip, hakikaten “Dünya beşten büyüktür” demeleri gerekiyor.

Ayasofya’nın tekrar cami olmasını isteyen bir görüş var. Siz bunun için ne dersiniz?

İslam hâkimiyetinin bir simgesidir bu. Aslında ideal olan Ayasofya’nın yapılış amacına uygun, ki fetihten sonra burası bir İslam şehriyse kazandığı hüvviyete uygunluk taşıması ve ona kavuşmasıdır. Ama tabii bu siyasi bir meseledir.

 

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)