İSTANBUL’DA İYİ PEYZAJ BULMAK ZORLAŞTI

Posted on Aralık 14, 2017, 5:22 pm
FavoriteLoadingBeğen 16 mins

Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü’nü bekliyor muydunuz?

Beklemiyordum, böyle bir ödülü beklemez insan. Neden bekleyeyim, bu kadar ressam var. Bana vermişler. Biraz şaşırdım. Ama ben de istikrarlı bir ressamım. Bunca yıldır kendi tekniğimde ve konularımda ısrarlı oldum.

Şuna inanıyorum ki; ben izlenimci teknikte Türk izlenimciliğinin sonuna eklenmiş bir kişi olarak kendime özgü sağlam bir resim karakteri oluşturdum. Türk resmine böyle bir karakter resim kazandırdım. Şimdi bunların seçici kurul üzerinde etkisi olmuştur diye düşünüyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan’la neler konuştunuz?

Özel bir görüşme değildi. Benim resim sergimin açılışına geldi, beraber sergi açtık. Resimle ilgili merak ettiği şeyler üzerine konuştuk. Yaptığım konular üzerine. Örneğin “Haydarpaşa’da halen bu kadar balıkçı var mı” gibi soruları oldu.

Resim tekniğim üzerinde açıklamalarım oldu. Derinlemesine İstanbul üzerine bir konuşma yapamadık. 3. Kültür Şurası’nda bir araya gelmiştik. Menajerim Mehmet Çebi’nin koleksiyonunda olan resimlerden bir sergi açmıştık. Sayın Cumhurbaşkanı yoğun olmasına rağmen bizim sergimize epey vakit ayırdı. Resimleri uzun süre inceledi. Çünkü İstanbul’da uzun süre yaşamış, onca sene belediye başkanlığı yapmış bir isim.

Benim resimlerim olumsuzluklardan ayıklanmış, beğeni süzgecimden, görsel süzgecimden geçerek sadeleşmiş olarak tuvale aktarıldı. Bu sade ve etkin İstanbul hayatının onun hoşuna gittiğini fark ettim.

Nasıl İstanbul ressamı oldunuz?

Okul yıllarımda peyzaja çıkardım. Mesela Kurbağalıdere o zaman kanala girmemişti, her tarafı pislik içindeydi; ama peyzaj için çok uygundu. Kayıklar ve ahşap köprünün görüntüsü oldukça resimseldi. Bir gün arkadaşlarla oraya peyzaj yapmaya gittik.

Ben sehpamı çok yakına kurmuşum. Resmi epey yaptıktan sonra zemin yumuşamış ve sehpanın dengesi bozulmuş, düştü pisliğin içine. Üçte biri gömüldü sehpanın. Sildim resme devam ettik, bitirdik. Öğrenciyken de peyzaja çıkardık. Fethi Paşa Korusu’na giderdim, peyzaj çalışırdım.

Ormanın içinde bir su deposu vardı, üzerine çıkar geniş açı çalışırdım. O çalışmalarım benim teknik seviyemi ve İstanbul’u resmetme duygumu yükseltti. Teknik ve İstanbul birbirini destekledi. Zaman böyle akıp gitti. Ben İstanbul ressamı konumuna geldim. Yapıtlarımın yüzde 90’ından fazlası İstanbul resimlerinden oluşmaktadır.

İstanbul’un değişen yapısı sizi nasıl etkiledi?

Çok güzel İstanbul peyzajları yaptık. İstanbul’un resme dönüşecek çok güzel yerleri vardı, halen var ama maalesef her geçen gün azalıyor. Mesela eski İstanbul fotoğraflarına bakıyorum ve “o dönemdede yaşamak güzel olurmuş” diyorum. Resmin konuları çok daha çekici ve zengin olurmuş. Ama bize kalanlarla da mutlu olmalıyız. Empresyonist peyzajları yapan son şanslı kuşak olarak görüyorum kendimizi. Ben şahsen iyi peyzajlar bulmakta zorlanıyorum artık.

Çok değişti açılar, görüntüler ve bir yerde sehpa kurmak, resim yapmak çok zorlaştı. Merkezi yerlerde zaten çok kalabalık bir kitle var. O da dikkati dağıtıyor ve insanların meraklı sorularına cevap vermek veya onlara zaman ayırmak durumunda kalınca insan resmi de yapamıyor. Fotoğraf çekmek veya videoya almak gibi pozisyonlarda kalıyoruz. İyi bir resim yapma açısına sehpa kurmak mümkün olmuyor her zaman. Ya bir balkondan sarkarak fotoğraf alıyorsunuz veya yasak ve özel yerlerden rica minnet fotoğraf çekiyorsunuz. Kompozisyonları oluşturmada bu tür zorluklar yaşıyoruz zaman zaman.

İstanbul’un ressamlara fotoğraf vermesi epey problemli hale geldi. Gerçi yeni ve güzel düzenlemeler de oluyor. Eminönü, Karaköy gibi yerlerde mesela. Şimdi resimlerimizi Eminönü, Karaköy’e yönelttik. Buralarda halen eski dokunun önü açık, onları yapabiliyoruz ama Karaköy’ün, Haliç’e doğru olan bölümünde o eski sandallar, ahşap iskeleler ortadan kalktı. Şimdi bütünüyle beton olarak yukarıya doğru uzadığı için doğal durumu da kalktı ortadan. Duygusu, o kendine ait ruhu, esprisi, o otantizmi ve o kıyılara ait figürasyon, balıkçılar, onları izleyenler, kediler, köpekler, martılar, hamallar, tekneler, o sesler, o rüzgârla uçuşan sarı yapraklar gibi oranın kendine ait hışırtısı, onlar şimdi yok. Onları özleyeceğiz resmetmek için. Bizim tarzımızda resim yapanlar için öyle atmosferler çok ilham verici.

Resmedecek alan yoksa ne yapacaksınız?

İstanbul’da resmedecek alan azaldığı için, yüzde 100 demiyorum ama belki daha sonraki süreçte, bunca resim altyapımın, teknik bilgilerimin ışığında, Türk resmine başka bir resim karakteri kazandıracağımı düşünür ve inanırsam oraya yönelebilirim. Çünkü empresyonist ressam olarak ben Türk resmine bir karakter, bir üslup kazandırdım. Çok tekrara düşmeden güzel eserler verdiğime inanıyorum. Şimdi böyle bir heyecanım var. Şimdiden çok acele etmek istemiyorum ama empresiv resimlerim devam ediyor. Şu anda deneysel süreci olan başka bir resim karakterini götürüyorum. Onları ortaya çıkarmıyorum. Kafamda işlerimin muazzam seviyeye geldiğine inandığımda bunları sanatseverlere gösterebileceğim.

Yatay mimariye geçilmesi İstanbul’a fayda sağlar mı?

İstanbul biliyorsunuz iki deniz arasına sıkışmış, yüzölçümü çok küçük bir şehir. Benim kendi düşüncem, İstanbul’a bir şey yapmak değil de İstanbul’dan bir şeyleri azaltmak üzerine. Dikey de olsa yeniden nüfus yükleyecek, yatay da olsa yeniden nüfus yükleyecek ve azalan toprak yüzey betonla kapanacak. Bence İstanbul’dan nüfus azaltılması projesi yapılmalı ve İstanbul’un nüfusunu azaltacak yerleşim bölgeleri planlanmalı. Bunlar İstanbul’un yakınlarında, mesela İstanbul’un doğusunda Karadeniz’e doğru olabilir. İstanbul’un yükünün azaltılması gerekiyor. Trafik aldı başını gidiyor. İnsanlar çok büyük zaman kaybediyor. Toplu taşımalarda büyük hamleler var. Metrolar yapılıyor, denizin altından geçen yollar yapılıyor ama bunlar yetmiyor. Kuzey Karadeniz yolu da yetmeyecek. O yol muhtemelen İstanbul’a bir 5 milyonluk daha nüfus yükleyecek ve kendi yüklediği nüfusu taşıyamayacak hale gelecek. Onun için benim fikrim çok hoş gelmeyecektir insanlara belki ama doğru olduğuna inandığım şey, İstanbul’dan nüfus azaltılmasıdır.

Bir ülkenin, bir şehrin özellikle İstanbul’un, gelecek zamana bırakacağı en değerli şey, iyi korunmuş doğasıdır. İstanbul için çok sert kanunlar çıksa, nüfus girişi azalsa, nüfus 10 milyona düşse, İstanbul’un niteliğini çok yükseltir. Ama benimkiler sanatçı ütopyası. Gerçekle örtüşmeyebilir.

Bir diğer tarafta, hayatın başka gerçekleri var. Bu ülkenin insanları da bir şekilde hayata devam edecek. İstanbul’un ülkenin problemlerine çözüm üreten bir özelliği var. Ekonomide başlı başına büyük bir yük taşıyor. Bunlar da başka gerçekler. Anadolu’daki insanın İstanbu’la ihtiyaç duymayacağı olanaklara kavuşması gerekiyor.

İstanbul sizin için ne ifade ediyor?

İstanbul dünya coğrafyasının merkezindedir. Biz İstanbul’u dünyanın başkenti yapabilmeliyiz. İstanbul tarih ve coğrafya merkezinde olan muazzam bir şehirdir. Bugüne kadar ona epey zarar verdik. Ama çok iyi ekiplerle İstanbul kurtulur.

Gerçekten dünyanın merkezinde çok nitelikli, çok popüler, vazgeçilmez, istisna bir şehirdir. Çok değerli mücevherdir. Bu yüzden kendi değerine yakın bir pozisyona getirirsek, bütün dünya İstanbul’dan geçer.

Mimarlar, tarihçiler, kent bilimcileri, sosyologların bir arada olacağı bir kadro İstanbul için belki de uzun yılları kapsayacak master plan hazırlamalıdır.

Boğaz için ayrı, Suriçi için ayrı, sahiller için ayrı, Haliç için ayrı yani nasıl deprem için dönüşüm projeleri yapılıyorsa İstanbul’un bu bahsettiğim yerleri için de dönüşüm projeleri planlanmalı. Bir 50 yıl içinde bunlar istenirse gerçekleştirilebilir. Güçlü bir kadro, kararlılık, iktidarların destek vereceği bir proje İstanbul’u muhteşem bir konuma taşıyabilir. Böyle bir heyecanım var ama bu bende kalıyor. İstanbul’a baktığınız zaman ne hissediyorsunuz?

Zamana da bağlı olarak iyi duygularla iyi bir yerdeyseniz çok güzel şeyler hissedersiniz. İstanbul için onca sanatçı bir yığın eser üretmiş. Ressamlar resmini yapmış, şairler şiir yazmış, romancılar üzerine roman yazmış, sinemacılar o kadar filmler çekmiş.

İstanbul’dan bir tarih akıp gidiyor tabii. İstanbul size her duyguyu yaşatabilir. İstanbul akıl almaz dramların da yaşandığı bir şehir. Yani Anadolu’dan gelip de dramatik durumlar yaşayan onca insan var. Aşkların şehri, ekonomik olarak kazancın, umudun şehri, umutların kaybolduğu şehir. Dünyanın başkentinde hayat gittikçe güzelleşsin. İstanbul’dan gitmeyi düşündünüz mü?

Sanat açısından İstanbul’dan gidemiyorum ben. Resim yapabileceğim çok güzel yerler, çok güzel konular var. Ama bir elim İstanbul’u tutuyor, İstanbul da bir eliyle beni tutuyor.

Halen beni büyüleyen İstanbul manzaraları var. Şimdi İstanbul yaşamıyla ilgili resimler yapıyorum yine çok zengin. Kıyıya indiğin zaman balıkçılar, simitçiler, kediler, köpekler, sosyal hayata dair çok zengin halen. İstanbul’u resmetmek öyle kolay bitmez, İstanbul’un her yerinde kare var.

Ben daha çok peyzaja dönük çalışıyorum ama tarihi yerlere gittiğiniz zaman çarşılar var, çarşıların kendine özgü bir yaşam biçimleri var. Halen malzeme çok ama eski resimleri, fotoğrafları gördüğünüz zaman da onlar insanı çok etkiliyor. Vazgeçemediğiniz yerler var mı?

22 sene Ortaköy’de kaldım. Ben Ortaköy’e gittiğimde oralar boştu, yolun alt kısmında dükkânlar boştu. Orası vazgeçilmezimdi, çok da resmini yaptım Ortaköy’ün. Boğaz’ın her iki yakasının neresinden vazgeçebilirsiniz? Eminönü, Karaköy, Haliç, Suriçi’nin diğer tarihi dokusu bunlar çok güzel yerler.

Kadıköy çok güzel. Üsküdar çok güzel, her yeri tarih. Kilyos. Oraya da sehpa kurarım. Fener’e gittiğimde balıkçıları izlerim. Biraz fenerden yukarıya gittiğimizde Karadeniz’i izleriz. Haydarpaşa başlı başına bir yapıt. Adalar, hiçbirinden vazgeçemem.

Kaç resminiz var?

Muhtemelen 800 civarında resmim var. Senelik periyotlarıma baktım, böyle bir sayı çıkıyor. Bu iyi bir sayı ama daha çok da yapabilirdim, yapsam iyi olurdu.

Kış ve kar ağırlıklı resimleriniz var. Neden?

Uzun bir süre kış resimleri yaptım, kar beni büyülüyor. Çocukluk belleğime yerleşmiş kar. Çocukluğum köyde geçti, lüks denen lambalarımız vardı. O ışık yandığında gece kar yağışını seyrederdim. Sonra sabah kalkardım, bir armut ağacımız vardı bahçede, onun gövdesine doğru biriken kar, kedilerin ayak izleri. Bayılırdım. Benim için kar bambaşka bir âlem. Çok fazla kar resmi yaptım ama azaldı bu. Doygunluğa ulaşmıştım belki de resimlerimin biraz ilkbahar ve sonbahara dönüşmesinde İstanbul’da karların azalmasının etkisi oldu.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)