Metin Külünk
AK Parti İstanbul Milletvekili
16 Kasım 1960’ta Rize’nin Güneysu ilçesinde doğdu. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi. 1984 yılında İnanç Dış Ticaret Hizmetleri Grubu’nda iş hayatına atıldı. Külünk, 2002-2006 yılları arasında AK Parti İstanbul İl Teşkilatı’nda çeşitli görevler yürütmüştür. 2011 yılından bu yana AK Parti İstanbul Milletvekili.

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından hazırlanan ‘Kendi Dilinden FETÖ: Organize Bir Din İstismarı’ adlı rapor, yıllardır devlet kurumlarında yuvalanan bu yapının, kendini gizlemek için arkasına saklanmaya çalıştığı İslami değerleri nasıl çarpıttığını, nasıl içini boşaltmaya çalıştığını ortaya koydu.

Genelde bütün İslam âlemine yönelik bir deklarasyon niteliği taşıyan rapor, özel olarak da dini kurum ve kuruluşlarda vatandaşı irşat görevi yapan görevlilerin bilincini yükseltmeyi hedefliyor.

Bu raporun en çok tartışılan tarafı ise bundan sonra ne olacağı, FETÖ ile mücadelenin nasıl bir konuma yükseleceği. Bu konuya yönelik en dikkat çekici değerlendirme, AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ten geldi. Metin Külünk, başta örgütün elebaşı Fetullah Gülen olmak üzere FETÖ’cülerin din âlimleri tarafından ‘mürted’ ilan edilmesi gerektiğini söyledi ve bir de mektup yazdı. Külünk ile yaptığı mürted çağrısını, FETÖ raporunu ve İslam dünyasının karşı karşıya olduğu tehlikeleri konuştuk.

Raporun içeriğiyle ilgili değerlendirmeniz nedir?
FETÖ’ye, FETÖ liderine, onların ortaya koydukları kaynaklara yönelik çok ciddi bir çalışma yapmışlar. Bundan dolayı bu çalışmayı sokağa indirebildiğimizde; her cuma hutbesinde o çalışmalardan bir şey paylaşabildiğimizde; sivil toplum kuruluşları bunu kendisine iş edindiklerinde; topluma, bu örgütün arkasındaki yapının asıl talebinin ne olduğunu gösterdiğimizde sonuçlarını alacağız.

FETÖ Raporu nasıl hazırlandı?
Diyanet’in hazırladığı rapor gecikmiş bir rapor. Sayın Diyanet İşleri Başkanı’nın veda ederken ifade ettiği, “Bir daha 40 yıl pişmanlıklar yaşamayalım” cümlesi aslında her şeyin özeti. Dolayısıyla din adına dini yok etmek, Allah ile kandırmak, şeytanın askerliğini yapıp ama melekmiş gibi görünerek, Müslümanların inanç temellerini doğrudan hedef alan bir yapıya karşı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ortaya koyduğu çalışma ziyadesiyle gecikmiş bir çalışmadır. Tabii ki bunu Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da tek başına sorumluluğunda kabul edip, bütün yükü Diyanet’e bırakıp, ilahiyat fakültelerinin bu konudaki sorumluluklarını görmezden gelemeyiz

Beraberinde âlimlerin de sorum­luklarını görmezden gelemeyiz. Topyekûn bir özeleştiriye ihtiya­cımız var. Fetullahçı Terör Örgü­tü’nün (FETÖ) fikri yapısına ilişkin, bu ülkede büyük ekseriyetle herkes geriye dönüp kendisini hesaba çekmeli. Herkesin vebali var. Çün­kü konuşulması gereken vakitler konuşulmadı. Konuşanlar da baskı altına alındı, tasfiye edildi. Bundan dolayı karşılaştığımız tehlike, 15 Temmuz akşamı kalkışmayı ger­çekleştiren eli silahlı adamlardan müteşekkil değil. Bizim Anadolu topraklarında inşa ettiğimiz inanç temelleri güçlü yapımız tehdit altında. Halen bu tehdit devam ediyor. Yani kapitalizme itiraz et­meyen bir dinin peşindeler. Felaket kapitalizmine teslim olmuş bir din, kiliseleştirilmiş bir cami peşin­deler. Vatikanlaştırılmış bir din peşindeler.

Nasıl bir din bu?

Yani bir anlamda Müslüman’ın kimliğinin iman temelli, asıl yü­kümlülüğü olan, haksızlığa itiraz etmenin ortadan kaldırıldığı bir din ve beraberinde emperyalizmin teslim aldığı bir Türkiye. Şimdi 15 Temmuz gecesi yaşanmasaydı, Di­yanet bu çalışmayı yapacak mıydı? 15 Temmuz gecesi olmasaydı, Tür­kiye’de ilahiyat fakültelerinde bu konuyla ilgili şimdi yazı yazanlar yazacak mıydı? Ya da topyekûn he­pimiz bu konuda bu kadar agresif bir mücadelenin içerisine girecek miydik? Bu sorudur. Çünkü herkes neo liberalizm ile bütünleşerek özgürlük, demokrasi kavramları­nın arkasında içeriksizleşmekten memnundu. Herkes mutluydu. Yani insanların yaşam standartla­rı değişiyor. Dün son derece lüks arabayı ancak sokakta görenler, bugün çok rahat o araçlara ulaşa­biliyor. Beraberinde, tırnak işareti içerisinde ifade ediyorum, “dindar­larla dindar olmayanlar arasındaki benzeşme standartlaşıyor”. Biri içki içilmeyen Huqqa’ya gidiyor. Otu­ruş biçimi içki içilen yan taraftaki kafede oturanla aynı. Huqqa’ya gidip oturanla tek fark içki. Ama davranış biçimleri, tutumlar, hal ve hareketler birbirine benziyor; çün­kü kapitalizm, dindar kimlikte ola­nı da olmayanı da kendine benzetti ve herkes bu fotoğrafta mutluydu. Dindar karakterli işadamları, faiz üzerinden konuşmayı asla kabul etmeyen insanlar, sistemin bir zorunluluğu olarak kredi ilişkile­rinde çok daha agresif davranmaya başladılar. Halbuki Müslüman kimlikli insanlar, kapitalizmin üre­timden değil, paradan para kazan­mak istediğini bilir ve kökten faize itiraz eder. Şimdi baktığınız zaman topyekûn neo liberalizm, namaz kılanla kılmayanı teslim aldı. Neo liberalizme, felaket kapitalizmine itiraz etmeyecek bir Müslüman tipi isteniyor. Müslümanların yeraltı ve yerüstü kaynaklarının insanlık için bir güce, bir artı değere dönüşmesi yerine; emperyalizmin gelecek 500 yıl için bir artı değere dönüşme­sine hizmet edecek bir insan tipi üretmek istiyorlar.

Peki ne ölçüde başarılı oldular?

Başarılı oldular mı? Evet. Yüz binin üzerinde ‘Bylock’ kullanıcısı var. Kimsenin haberi yok. Başarılı oldu­lar. Neyde başarılı oldular? Emper­yalizmin ileri karakolu ilk defa bu kadar güçlü. Ben savaşta bu kadar içeriden ihanet görmedim. Bağım­sızlık savaşında bu kadar olmadı. Şimdi yüz binin üzerinde insan ‘Bylock’ sisteminde. Bu yüz binin üzerindeki insan Türk Devleti’nin gözünün içerisine bakmak yerine, emperyalizmin gözünün içine ba­kıyor. Erdoğan sevdalısı olmayı ter­cih etmek yerine, Trump sevdalısı olmayı tercih edecek kadar kendi topraklarına yabancı ve düşman bir yapı ortaya çıktı. Nereden bes­lendiler? Beslendikleri yer şu: Neo liberalizmi dünyada insanlığın geleceği son nokta olarak gören, özgürlük, demokrasi, insan hakları gibi kavramların arkasına sakla­nan yapı. Bu örgütlerinden Türki­ye’yi teslim almak için harekete geçtiler. Biz ne yaptık? Uyuduk. Topyekûn uyuduk. Bu örgüt Adalet Bakanlığı’na 5 bin yargıç soktu. Hiç kimse dönüp demedi ki bu devlet asla kendini tek başına hiçbir güce teslim etmez. Türk Devleti’nin ba­ğımsızlık iddiası 1952’nin NATO it­tifakıyla kontrol altına alındı. Yani biz baktığımızda FETÖ görüyoruz ama bugüne kadar FETÖ’nün arka­sındaki güç, devletimizi kontrol al­tında tutmak için önemli mevziler elde etmiş. FETÖ ile bunu çok aleni yapma yolunda adım attılar.

Bunlar Türkiye’ye müdahalede kullanılan aygıtlar mı?

NATO, Türkiye’ye müdahalede geçmişte bu ‘Sol Kemalizm’ üze­rinden hareket ediyordu. Bu sefer dindar görünümlü bir yapı üzerinden yaptılar.

Türk Devleti’ni bu yapı ve benzeri yapılar üzerinden kontrol eden güç, Türk Devleti’nin bu yapının önünü açmasını mecbur hale getirdi. Yani masada tuttu bu yapıyı. Türk Devleti sahnenin önündeki siyaset üze­rinden devlet yöneten güçlerin, bu cümleme dikkat edin, Türk Devleti siyaset üzerinden devleti yöneten güçlerin, devlet dışı bu yapılanmay­la girdiği ittifaklardan rahatsızdı.

Ancak bu rahatsızlığını dışa vurup bunu engelleyecek durumda değildi. İşte Erdoğan faktörü burada ortaya çıkıyor. Erdoğan faktörü, millet­ten aldığı güçle devletin bu örgüt üzerinden teslim alınmasına itiraz edecek bir güç merkezi inşa etti.

Bu rapor, FETÖ ile mücadelede nasıl yol gösterecek? İnsanlar bundan nasıl yararlanacak?

Bir kere şunu bilecek bu toplum; bu yapı İslami bir yapı değil. Bu yapı, bin yıllık tarihimizde ilk defa karşılaştığımız bir vaka da değil. Hz. Peygamber’in (SAV) dünyasını değiş­tirmesinin ardından, Müslümanlar içerisinde başlayan tartışmaların önemli sonuçları var. O tartışmala­rın sonuçlarından itibaren bakmak zorundayız. Ama bunun en elle tutulur örneklerinden birisi; Haşha­şilik sürecidir.

Siz bu yapı için âlimlere ‘mürted ilan etme’ çağrısı yaptınız?

Evet. Bu yapı İslam dışı bir yapıdır. Yani ne demek İslam dışı yapı? Akide olarak, inanç temelleri olarak İslam dini ile ilişkisi yoktur. Bir toplumun köklü inanç temellerini tahrip ederseniz, emperyalizmin o toplumu teslim almasını kolaylaştırırsınız

Bir kere çok net ifade ediyorum, bu yapının İslam dışı olduğu; evlerde, camilerde, derneklerde aleni hale gelmelidir. İnsanların bu yapıyla akidevi olarak kendilerini sınırlandırmasının önü açılmalı. Nasıl Gazali kendi döneminde ‘Bâtıniliğe reddiye’ diye bir çalışma yapıp Müslümanlarla, insanlıkla paylaştıysa şimdi de Türkiye’deki âlimler bu sapkın yapıya, bu kriptoya karşı, bizim akait temellerimizi esas alacak, Hz. Peygamber’den bu yana gelen geleneğimizi esas alacak bir çalışmayı kamuoyuyla paylaşmak zorundadır. Diyanet bunu yaptı. Bunun bir adım ilerisine giderek âlimler bu yapının mürtet olduğunu yüksek sesle konuşmalı. Zaten her şey ortada. Bu yapı söyledikleriyle, yani bu örgütün lideri söyledikleriyle kendisinin İslam dışı olduğunu söylüyor. Kelime-i tevhidden Resulullah’ı (SAV) çıkartırsanız ne kalır? Geriye iman kalmaz.

Tarihsel bir beyanname

önerdiniz. Bin yıl beyannamesi…

Çünkü bu beyanname aynı zamanda bizim akide ve inanç temellerimizi ifade etmeli. Bu inanç temellerimiz üzerinden dünyayı nasıl kavrayacağımızı, zamanın aklını, zamanın eşyasını nasıl kavrayacağımızı, sınırlarımızın ne olduğunu göstermeli.

Âlimler geniş bir tanım. Bu çağrı somut olarak kimlere?

Anadolu’nun medreselerinde, ilahiyat fakültelerinde yetişen âlimler var. Bir de tasavvuf geleneğimiz var. Dolayısıyla ben bu üç geleneğin de ayağa kalkması gerektiğine inanıyorum. Değilse tehlike geçmiş değil. Çünkü neo liberalizm, felaket kapitalizmi İslam’ı İslamsızlaştırma hedefinden vazgeçmiş değil. Şunu tespit edelim; neo liberalizm, felaket kapitalizmi üçüncü bin yıl hedeflerinden vazgeçti mi? Hayır. O zaman tehlike halen devam ediyor. Açık söylüyorum, biz Dubai’nin, yani Manhattan’ın Dubai’deki modelinden mi yanayız? Yoksa kazandığımızı Afrika’daki mazlumlarla bölüşecek hakkaniyet esaslı, sulh esaslı, adalet esaslı, eşitlik esaslı bir insanlık medeniyetinden mi bahsediyoruz. Bize ne diyorlar, bize camiye gitmeyin demiyorlar. Namaz da kılmayın demiyorlar, “Camiye git namaz kıl ama sen sakın Afrika’daki insanların bir yılını yüz dolarla geçirmelerine itiraz etme. Sen Musul’daki petrolün batıya transferinde sakın, ‘Musul benimdir’ diye itiraz etmeye kalkma. Suriye’yi dört parça yapacağım, Irak’ı da üç parça yapacağım, sen bana itiraz etme” diyorlar. Ben de soruyorum, edecek miyiz? Etmeyecek miyiz?

Çağrısını yaptığınız beyannamede hangi vurgular olmalı?

Osmanlı’yı tasfiye ederek Avrupalı devletler sistemine aldılar. Çünkü hedefleri bizim üzerimizden İslam dünyasını çökertmekti. Bizim üzerimizden kapitalizmin önüne çıkabilecek bütün engelleri tasfiye etmekti. Şimdi eğer bunu anlayamazsak, 15 Temmuz’u anlayamayız. Onun için, biz ne diyoruz, bu örgütün arkasındaki aklın söylediklerine karşı bir üçüncü bin yıl beyannamesinden bahsediyoruz. FETÖ bugün gider, Pakistan’daki versiyonu başarılı olur. Bu devam edecek. Biz Türkiye’de inanç temelleri sağlam, fikri yapısı milli bağımsızlık olan bir duruş sergilemezsek tehlike devam ediyor.

Türkiye’de dini gruplar, cemaatler, tarikatlar var. Dini grupların devletle ilişkisi nasıl olmalı?

Tüm yapılar açık hale gelmeli. Devlete dahil olmak var, müdahil olmak yok. Hiçbir yapı, ister sivil toplum kuruluşu, ister cemaat, ister başka bir yapı, kim olursa olsun

devlete müdahale etmemeli. Müspet yapılar da müdahale etmemeli, yani buradan yola çıkarak FETÖ’nün bu stratejisi üzerinden, müspet yapılar da şunu görmeli; güç bir grubun eline geçtiği zaman kendi dışındaki herkesi yok sayan ve devleti sadece kendine ait gören bir anlayış oluşuyor.

Bu, ister tarikat, ister cemaat, ister sivil toplum, ister dernek, ister bir grup… Kim olursa olsun tasvip etmiyorum. Yani sadece dini gruplar üzerinden de ifade etmiyorum. Bütün yapılar, devleti ve kamu gücünü baştan çıkaramayacağına ve yönlendiremeyeceğine inanmalı ve bilmeli.

Devletin sadece kendisinin destekçisi olacağı düşüncesinden kurtulmalı. Dini gruplar kendi alanlarına çekilerek, açıkça ifade ediyorum, daha az politize olmalı. Bu sonuç hiçbirimizin hoşuna gitmedi. Dolayısıyla hiçbirimizin hoşuna gitmeyen bu sonuçla bir daha karşılaşmamak için ona dikkat etmek gerek.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)