Cemil Ulusan: İnsanı yaşat ki devlet yaşasın

İnce hastalıklarla inleyen toprakların, ince ruhlu milleti her türlü hizmetin en kalitelisini hak ediyor.
Yayın Tarihi: Şub 8, 2017
FavoriteLoadingBeğen 23 mins
Dr. Cemil Ulusan

Dr. Cemil Ulusan

Büyük hükümdar Alparslan Anadolu’nun kapısına Türk-İslam mührünü kazıdıktan sadece bir yıl sonra şehit düştü. Vezirine Nişabur’da inşa ettirttiği hastanenin (Selçuklu döneminin ilk hastanesi sayılır) şifa olduğu hastaları göremedi. Alparslan’dan hemen sonra Nikea şehrinin (İznik) fethiyle devlet olan Süleyman Şah’ın torunu (torunun-torunu) adına yaptırılan Gevher Nesibe Şifaiyesi ayrı bir başlığı hak eder: Rivayete göre kavuşamadığı aşkının acısıyla verem olan bu genç kız ölmeden önce ağabeyi l. Gıyaseddin Keyhüsrev’den çaresiz hastalıklara çare olacak bir hastane yaptırmasını vasiyet eder. Vasiyetine uyulur. Şifahaneye daha sonra tıphane eklenir. Kayseri’deki bu eser tıp eğitimi ve sağlık hizmetini birlikte veren dünyanın ilk merkezdir. Düşünsenize genç bir kızın gönlünde açılan yara dünya tıp tarihindeki en önemli adımlardan birine vesile olmuş. Bu toprakların ince hastalığı kim bilir kaç hastanenin inşasına ve kaç hekimin yetişmesinde itici güç olmuş. Tahtın bir sonraki sahibi 1. İzzettin Keykavus’un Sivas’ ta yaptırdığı Şifaiye Medresesi, Selçuklu dârüşşifalarının en büyüğüydü. Bugünkü gibi din, dil, ırk farkı gözetmeksizin her hastanın tedavisinin yapıldığı bu yerlerde tıp eğitimleri de verilirdi. Eğitimi başarıyla tamamlayanlar hocalarından icazet alırlardı. Bir nevi mesleki yeterlilik belgesiydi icazet anlayacağınız. Bir nevi diplomaydı. Selçuklu sultanları ve sorumlu oldukları insanların faydalanabilmeleri için idarelerine kattıkları topraklarda muhakkak toplum yararına yapılar inşa ettirirlerdi. Örneğin Sivas’ın Divriği ilçesinde bulunan Turan Melek Darüşşifası güney duvarına dayandırıldığı Divriği Ulu Camii ile birlikte insan sağlığına hizmet etmenin hakka hizmet etmekle yan yana tutulduğunun bir göstergesi gibidir. Bu dönemlerde Konya’da hizmette olduğu bilinen darüşşifalar ile Tokat ve Amasya’daki darüşşifaların arkasındaki isimler bu hassasiyetin sadece hükümdarlarla da sınırlı olmadığının örnekleridir. İnsan sağlığına hizmet etmek diğer Türk-İslam toplumlarında ibadet olarak algılanıyordu. Kütahya’da Germiyanoğlu Yakup Çelebi’ye ait bir vakfiyede yazılan şu söz dönemin bakış açısını özetlemesi açısından önemlidir: “Ve dahi anda kim ki hasta olan olursa ona hekim götüreler, ilaç ettireler ve hekim hakkin vereler ve anda ölen olursa kefen ala, ahsen kılalar.”

İlk Türkçe tıp eseri Tuhfe-i Mubârizi
Günümüz Türkiye’sinin temellerinin atıldığı bu yıllarda tıp eğitiminde de mesafe alınmıştı. Eserlerde Türkçe kullanılmasına dikkat ediliyordu. İlk Türkçe tıp eseri Tuhfe-i Mubârizi bu döneme aittir. Diğer beylikler gibi Osmanlı beyliğinde de Türkçeleştirme çalışmaları önem kazanmıştı. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” öğüdüyle temelleri atılan Osmanlı devletinin Türk-İslam toplumlarının en küçük beyliklerinde dahi hayata geçirilen ‘halka hizmet hakka hizmettir’ düsturuna sahip çıkmaması düşünülemezdi. Hastanelerin çoğu vakıflar yoluyla finanse edildikleri için verilen tıbbi hizmet karşılığında para alınmadığı; yeme-içme ve ilaçların tamamen bedava sunulduğu anlayış devam ettirilmişti. Moğol istilaları ve saltanat kavgalarıyla ortaya çıkan sıkıntılı zamanlarda bile yeni yeni külliyeler yükseltilmiş ve bu yapılarda sağlık hizmetleri muhakkak yer almıştı. Yıldırım Bayezid döneminde Bursa’da yapılan Darüşşifa ilk Osmanlı hastanesidir ama Yıldırım Sultan, Ankara Savaşı’ndan dört yıl önce Amasya’yı fethetmiş ve Amasya darüşşifasını da Osmanlı topraklarına katmıştı. Burada yetişen ‘ŞEREFEDDİN SABUNCUOĞLU’ Türkİslam tıbbının önemli isimlerindendir. Fetret yıllarında bile sağlık hizmetlerinin ve eğitimlerinin aksatılmadığının önemli bir örneğidir. Saltanat kavgalarıyla geçen yıllarla başladığı hekimlik hayatına sığdırdığı eserler güçlenen ve büyüyen Osmanlı Devleti’nin işaretçilerindendi.

“Fatih, Gönlündeki En İnce Sızısını Dindirdi.”

İnsanı yaşat ki devlet yaşasın öğüdüyle yola çıkan beylikten, bilim yuvalarına sahip koca bir devlete giden yol sadece yüz yıl sürdü. Bu öğütten sadece 1 asır sonra cüzzamda bulaşıcılığı fark eden hekimlerinin telkinleriyle Avrupa’nın ilki EDİRNE CÜZZAMHANESİ geleceğe öncü oldu… Gelecek Konstantinapolis’i gösteriyordu binlerce yıldır. Neredeyse onlarca kez kapısından döndüler İslâm orduları ‘ne güzel’ olabilme ihtimaliyle. ‘Ne güzel hükümdar’ olabilme derdiyle yollara düştü pek çok saray sahibi. Pek çok sultan surlarına yanaştı bu müjdelenen şehrin. Mehmet’e nasip oldu; Şehzade Mehmet, Fatih oldu. Gençlerin ince hastalıklarla inlediği bu coğrafyanın hükümdarı gönlündeki en ince sızısını dindirdi. Kostantinapolis İstanbul oldu.

Avrupa’daki En Büyük Hastane
Adına yakışır büyüklükte bir külliye yaptırdı büyük sultan. 70 odalı FATİH DARÜŞŞİFASI Avrupa’daki en büyük hastane idi. Onun döneminde, tıbbi faaliyetler açısından daha organize adımlar atıldı. Hekimbaşılık müessesesi o günün şartlarına göre çok ileri seviyede bir yönetim anlayışının göstergesiydi. Anadolu Selçuklularının mirasının Osmanlı Devleti’nin güçlü himayesinde serpildiği bir dönemin habercisiydi. İnsan sağlığına hizmet hakka hizmettir felsefesin dayalı çalışmaların yapıldığı; idare alanı genişledikçe, nüfus ve ihtiyaç arttıkça büyük darüşşifaların açıldığı hareketli zamanlardı. Edirne’de bir akıl hastanesi. Kanuni tarafından yaptırılan Manisa HAFZA SULTAN DARÜŞŞİFASI, İstanbul HASEKİ DARÜŞŞİFASI ve tıp eğitiminin ilk kez müstakil başka bir yapıda verildiği SÜLEYMANİYE DARÜŞŞİFASI o yılların ürünleriydi. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın nasihatiyle başlayan coşku “olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi’ lafsıyla zirveye oturmuştu ama ince hastalıklarıyla dertli bu topraklarda ince ince hastalıklarla incindi koca devlet.

Osmanlı, tıbbı takibe düştü
İstanbul, ATİK VALİDE BİMARHANESİ hâlâ kuruluş felsefesinin yaşanıyor olduğunu gösteriyor olsa da SULTAN I. AHMET DARÜŞŞİFASI ile birlikte bu yılların belki de son eserlerindendi. SABUNCUOĞLU ŞEREFEDDİN ve ŞİRVANLI MEHMED BİN MAHMUD’la başlayan hareketlilik HEKİM ALTUNCUZADE ile yine gücünü korumaya devam etti. Bir müddet, HEKİMBAŞI KAYSUNİZADE MEHMET EFENDİ’nin gayretleri bir şeylerin düzeltilmelerini gerektirecek kadar sorunlu gittiğinin işareti gibiydi. Yeni yeni tıbbi gelişmelere ihtiyaç duyuluyordu belki de; belki de geleneksel tıp, yeni bilgilerle revize edilmeliydi tekrar. HEKİMBAŞI EMİR ÇELEBİ bu hareketin öncülerinden oldu. Anatomi bilimine katkılar sağladı. HALEPLİ SALİH BİN NASRULLAH batı kaynaklı bazı tıp kitaplarını çevirdi. HAYATİZADE BÜYÜK MUSTAFA FEYZİ EFENDİ tıp sözlüğü ve frengi hastalığı ile ilgili kitabı, BURSALI ÖMER ŞİFAİ’nin biyokimya ve ilaç bilimi ağırlıklı bazı Latince kaynaklardan alıntıları, Osmanlı’nın tıbbi takibe düştüğünün ve tercümeye mecbur kaldığının açık kanıtlarıydı.

“Sıkıntılı dönemin hayırlı neticesi, Bezm-i Alem Gureba-i Müslimin Hastanesi”

Milletin İradesi Ankara’da
O yıllarda işgal edildi İstanbul, sonra İzmir’e girdi Yunan. Seçimle kurulan son Osmanlı Meclisi basıldı İngiliz güçlerince; lağvedildi. Büyüktü Komutan Mustafa Kemal Paşa; milletin iradesini ANKARA’ya taşıdı. Millet yaşayacaktı ki devlet yaşasın; devlet yaşayacaktı ki millet yaşasın. Cumhur yeni meclisine geçti. 10 gün sonra Sağlık İşleri için bakanlık kuruldu. İlk görev savaş yaralarıydı. Savaş veriyordu millet devleti için. Millet kurtuluşu için savaşıyordu. Kazandı Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde. Bağımsızlık savaşını kazandı cumhur. Devlet CUMHURRİYET oldu. O yıl 86 adet yataklı tedavi kurumu, 6.437 hasta yatağı, 554 hekim, 69 eczacı, 4 hemşire, 560 sağlık memuru ve 136 ebe mevcuttu. Bir yıl sonra 150 ilçe merkezinde muayene ve tedavi evleri açıldı. 5 ilde Numune Hastaneleri faaliyete geçti. Hizmetler yeniden planlandı. İnce hastalıklarla mücadele başladı. Tedavi evleri arttı. Numune hastaneleri arttı. Birinci 10 Yıllık Milli Sağlık Planı yol gösterici oldu. Her 40 köy için bir Sağlık Merkezi planlandı. 3.020 hekim, 721 hemşire, 1.285 ebe görevlendirildi. 118 kurumda 14.581 yatak sayısı (1950 yılında yüz bin kişiye 9 yatak düşüyordu) Bebek ölüm hızı binde 233 idi. (Bebek ölümleri 2002 yılında 38 bin 170 (binde 29), 2010 yılında 13 bin 460 (binde 10), 2015 yılında binde 7.6) İşçi Sigortaları İdaresi (Sosyal Sigortalar Kurumu) kurulmuştu. Tüberküloza bağlı ölüm hızının yüz binde 150 olduğu yıllarda BCG aşısı üretimine geçildi. Boğmaca aşısı üretilmeye başlandı. Ana ve Çocuk Sağlığı Tekâmül Merkezleri açıldı. Doğumda beklenen yaşam süresinin ortalama olarak, 43.6 yıldı. (1950-1955 , 1960–1965 yıllarında 52.1 yıl, 1970–1975 yıllarında 57.9. Günümüzde bu rakam erkeklerde 75,3 ve kadınlarda 80,7 yıldır.) Çocuk ölümleri ve enfeksiyonlara bağlı ölümlerin de çok yoğun olması sebebiyle, nüfus artırıcı politikalar bile uygulandı. Milli Sağlık Programınca 16 sağlık bölgesine tıp fakültesi kuruldu. 8.214 hekim, 1658 hemşire, 3.219 ebe sayısına (2015-140.259 hekim) 442 kurumda 32.398 yatak sayısına ulaşıldı. Yüz bin kişiye 16,6 yatak düşüyordu. İnce hastalıklara bağlı ölümler ciddi ölçüde azaldı (yüz binde 52). Bebek ölüm hızı binde 176’ya düştü. (Bebek ölümleri 2002 yılında 38 bin 170 (binde 29), 2010 yılında 13 bin 460 (binde 10), 2015 yılında binde 7,6.) Sağlık evleri, sağlık ocakları, ilçe ve il hastaneleri yapıldı. Genel Sağlık Sigortası’na niyet edildi defalarca olmadı. 80 sonrası aile planlaması teşvik edildi; 10. haftaya kadar kürtaja izin verildi. Yeşil kart uygulaması sayesinde ekonomik gücü zayıf insanların, sağlık sigortacılığı içine alınması sağlandı ama Genel Sağlık Sigortası bir türlü hayata geçirilemedi. 58. Hükumetin Acil Eylem Planı’nda yer alan “Herkese Sağlık” hedefi sağlıkta dönüşümü başlattı. 2003-2008 yılları arasında önemli değişiklikler oldu. Günümüze kadar atılan olumlu adımların korunarak başlatılan reform hareketinin sonuçlarının hissedildiği yıllardı. Belki de tarihimiz boyunca tüm iktidar sahiplerinin aklının bir köşesinde taşıdıkları ama bir şeklide başaramadıkları herkes için sağlık hizmetine ilk defa bu denli yaklaşıldı. 2010 yılında uygulamaya konulan aile hekimliği ile birinci basamak sağlık hizmetleri daha da güçlendi. Koruyucu hekimliğin uygulamalarındaki başarı oranlarında belirgin artışlar sağladı. 2002 yılı sonrası koruyucu sağlık hizmetlerinde gösterilen başarı aile hekimliği uygulaması ile daha da ivme kazandı.

“Halka Hizmet Hakka Hizmettir”

Anne ölümleri sayısı 2002 yılında 822 (yüz binde 64), 2010 yılında 212 (yüz binde 16), 2015 yılında yüz binde 14.7’ye geriledi. Bebek ölümleri 2002 yılında 38 bin 170 (binde 29), 2010 yılında 13 bin 460 (binde 10), 2015 yılında binde 7.6’ya düştü. Aşılama oranı yüzde 98’lere ulaştı. Kızamık, sıtma, verem gibi salgın hastalıkları neredeyse tehdit olmaktan çıktı. (2015 sıtma vakası yerli vatandaşımız “0’’ vaka.) 2015’te sağlık bakanlığı hastane sayısı 865, üniversite hastanesi sayısı 70, özel hastane sayısı 562, toplam 1533 hastane ve toplam 209.648 hasta yatağı sayısı. Toplam 21.696 aile hekimliği birimi 6.902 aile sağlığı merkezi, 970 toplum sağlığı merkezi, 5544 sağlık evi, 182 AÇSAP merkezi, 181 verem savaş dispanseri, 156 KETEM, 2.323 112 istasyonu, 4.237 112 ambulansı 141.259 hekim, 152.803 hemşire, 53.086 ebe toplamda 787.352 sağlık personeli bulunmaktaydı.

Önemli Başarılara İmza Atıldı
Yoğun bakım ve yenidoğan yatak sayıları ile ağız ve diş sağlığı merkezi sayılarındaki artışlar da çarpıcı seviyelerde oldu. Bağımlılıkla mücadele, ücretsiz gezici sağlık hizmeti, ilaç ve eczacılık hizmetleri, helikopter ve uçak ambulanslar, dumansız hava sahası uygulaması, ultrasonografi, MR ve tomografi gibi yüksek teknolojili cihazlara ulaşılabilirlik, ulusal tütün kontrol programı ve eylem planı, kanser erken teşhis, tarama ve eğitim merkezleri (KETEM) evde bakım uygulaması gibi her bir başlık altında önemli başarılara imza atıldı. 2003 sonrası gösterilen bu yapısal ve istatistiksel başarılar devleti yöneten kadronun halka hizmet hakka hizmettir felsefesini hayata geçirme çabasının bir ürünüdür. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bir devlet adamı olarak en büyük becerisi ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ öğüdünün önemini tüm çalışma arkadaşlarına hissettirmiş olmasıdır. Cumhuriyet’in 100. yılının ışıltısının görüldüğü ve tarihimizin belki de en ulaşılabilir ve nitelikli sağlık hizmetlerinin verildiği şu günlerde ileriye dönük yeni hedefler belirlemek çok çok önemlidir. 27 şehirde planlanan 33 şehir hastanesi daha modern ve daha konforlu mekânlarda nitelikli sağlık hizmeti alınabilmesi için yeni bir dönemi başlatacaktır. Farklı tıbbi birimlerin bir arada bulunduğu bu alanlarda sağlık çalışanına ve hastaya ve hatta hasta yakınına ulaşım kolaylığı sağlanabilecektir.

“1000 yıl öncesi ecdadımıza nasıl rehber oldu ise bizlere de istikamet göstermelidir.”

2023’ten 2071’e Giden Hizmet
Evde sağlık hizmetlerinin uygulamalarının genişletilmesi ve ilgili personelin sayı ve niteliklerinin arttırılması da 2023 ve dahi 2071’e giden yolda göz önünde tutulmalıdır. Kütahya’daki Germiyanoğlu Yakup Çelebi’ye ait vakfiyede yazılanlar (“Ve dahi anda kim ki hasta olan olursa ona hekim götüreler, ilaç ettireler ve hekim hakkin vereler ve anda ölen olursa kefen ala, ahsen kılalar.”) 1000 yıl öncesi ecdadımıza nasıl rehber oldu ise bizlere de istikamet göstermelidir. Koruyucu sağlık hizmetlerinin uygulama alanları geliştirilmeli sağlık personeli başına düşen hasta sayısının daha da kaliteli seviyelerde tutabilmek adına nitelikli personel yetiştirilmesine önem verilmelidir. Bu çerçevede aile hekimi başına düşen hasta sayının önce 3000’lere sonra da 2000’lere çekilmesi planı sağlıklı bireylerin doğması ve sağlıklı büyüyerek olabildiğince uzun yıllar boyunca sağlıklı kalabilmeleri hedefinin ilk adımlarındandır. Günümüze kadar hayata geçirilmesi mümkün olamamış genel sağlık sigortası çerçevesinde herkes için ulaşılabilir sağlık hizmetleri adına kaydedilen gelişmelerden geri adım atılmamalı, mümkünse hasta ile hekim ya da hasta ile hastane arasındaki para anlamındaki sorumluluklar en aza indirilmelidir. Belki de sıfırlanmalıdır. Yapılabilecek daha çok iş var. Yürekler coşkusundan mahrum kalmadıkça, milletin kalbi birlikte atmayı bırakmadıkça başarılacak çok iş var. Şunu aklımızdan çıkarmamalıyız ki: Geleceği Anadolu topraklarında, geleceği İstanbul’da, geleceği insana verilen kıymette gören ecdadımızın tecrübelerinden habersiz vizyon sahibi olamayız. İnce hastalıklarla inildeyen toprakların ince ruhlu milleti her türlü hizmetin en kalitesini hak etmektedir. İnsanı yaşatmak üzere atılan en ufacık bir adım dahi belki bir devlet için küçüktür ama insanlık için çok çok büyüktür. Sağlıkla sağlıcakla 2023’ten, 2071’lere. Nice yüzyıllara, nice bin yıllara.

FavoriteLoadingBeğen