BURHAN KUZU

Türkiye’nin neden erken seçime ihtiyacı var?

Aslında Türkiye’nin ilke olarak seçime ihtiyacı yoktu. Biz yıllardan beri seçimleri zamanında yapmayı genelde ilke edindik. Cumhurbaşkanımızın da samimi kanaati budur. Bizim de kanaatimiz budur. Eski yıllarda çok sık hükumet değişiklikleri oldu. Bunlardan kurtulmak adına, en azından bizim güçlü hükumetler döneminde böyle olmasın diye düşündük.

Fakat birkaç sebepten dolayı erken seçim gündeme geldi. Bir tanesi Devlet Bey’in açıklaması. Seçim ve af gibi kavramlar kırılgan kavramlar. Telaffuz ettiğiniz andan itibaren millet devamını bekler. O saatten sonra “Ben seçim yapmam, daha iki senem var” deseydik, Türkiye çok daha kötüye giderdi. İçerideki güven, sermaye zorlanması gibi.

İkinci bir sebebi ise sistem değiştirdik. Bu modele ilişkin beklenti oluşturduk. Sayın Bahçeli, 26 Ağustos’u dillendirdi. Olur muydu, olurdu ama bugünden baktığınız zaman çok zaman var. Seçimi bu kadar bekletemezsin. Ramazan ayında seçim yapmak kolay bir iş değil. Sahada, sıcaklarda çalışmak kolay değil. O yüzden Sayın Cumhurbaşkanımız, Devlet Bey ile görüştü ve bir mutabakata varıldı.

Biz AK Parti olarak seçime her zaman hazırız. Muhalefet de bunu der ama laf olsun diye der. Biz gerçekten hazırız; çünkü sürekli teşkilatlarımızı yenileriz, kayıtlarımızı yeniden tutarız, sandık kurullarında kimler var, kimler yok sürekli güncellenir. Dolayısıyla bizim açımızdan bir hazırlık durumu olmaz.

Muhalefet bu karar gündemde yokken erken seçim istiyordu. Bu konuda ne dersiniz?

Muhalefet her zaman erken seçim ister. İstemese de ister. Hükumet prensip olarak “Nasıl olsa ben hükumetteyim” diyerek erken seçimi düşünmez. Muhalefet, yenilen pehlivan güreşe doymaz gibi onu talep eder. Ama bu seçimlere ani yakalandılar. Biz bunu, onları tuzağa düşürmek için yapmadık.

OHAL sürecinde seçim yapılması çok eleştiriliyor. Siz buna ne dersiniz?

OHAL dediğimiz bir anayasal kurum. OHAL benim doçentlik konum. OHAL döneminde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelere ilişkin benim doktora çalışmam var. Yani benim uzmanlık alanım. Hiçbir ülke, hiçbir hükumet benim OHAL’im var diye övünmez. Bu bir tedbirdir.

Demokrasi sıkıntıya girdiği an, tekrardan normale dönmek adına bir tedbirdir. OHAL’i aslında biz kaldırdık Türkiye’de. İlk işimiz bu oldu. DGM’leri (Devlet Güvenlik Mahkemeleri) kaldırdık. Ancak 15 Temmuz’da başımıza korkunç bir balyoz indi. Eğer 15 Temmuz darbe girişimi gerçekleşseydi, Türkiye anahtar teslim bir duruma gelecekti. Türkiye, Suriye’den kötü olurdu. Sonunda bu millet onlara pabuç bırakmazdı ama çok kan dökülürdü.

Biz yedi düvelle boğuşuyoruz. Bir taraftan Afrin’e baktığımız zaman PKK, PYD, DAEŞ örgütleri. 40-50 yıldan beri süren PKK mücadelemiz var. Bir de bunların üzerine FETÖ ilave oldu. Yani 7-8 tane terör örgütüyle boğuşan bir Türkiye var. Bu mücadeleyi de OHAL’in verdiği birtakım kolaylıklarla sağlayabiliyoruz. Çünkü yasal bir süreç var, muhalefet engelliyor, hantal bir yapı var. 5, 6 maddelik bir kanunu aylarca direndikleri için çıkaramadığımızı biliyorum. Bugün sahaya indiğiniz zaman eski OHAL’lere göre çok farklı bir tablo var. Her gün milletin arasında dolaşıyorum. Hiçbir vatandaşın bana, “Burhan Hocam bu OHAL’i kaldırın” dediğini duymadım. Bunu belli mihraklar söylüyor. Biz hiçbir şekilde OHAL’i insanların hak ve özgürlüğünü sınırlamada kullanmıyoruz. Normal vatandaş bunu hissetmiyor. Bunu kim hissediyor; PKK, DAEŞ, PYD, FETÖ gibi terörle mücadelede muhatap olduğumuz, kovaladığımız insanlar bundan rahatsızlar.

Türkiye’de 12 seçim OHAL ve sıkıyönetim zamanlarında yapılmış. Türkiye’de OHAL çok uygulanmış. Türkiye’nin AK Parti dönemini çıkarırsak, yüzde 60’ı OHAL ve sıkıyönetimle geçmiş. Üstelik biz AK Parti olarak sıkıyönetimi kaldırdık. Avrupa’ya baktığımız zaman; mesela Fransa, OHAL sürecinde seçim yaptı. İngiltere’nin belli bölgelerinde, Almanya’da lokal bazda oldu. Yani oralarda da bu tip şeyler olabiliyor. Bunu çok abartmamak lazım. Zamanı gelince kaldırılır.

CHP’nin AYM başvurusu reddedildi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

CHP başvurabilir, onların anayasal hakları diyebiliriz. CHP zaten her şeyi Anayasa Mahkemesi’ne götürüyor. Peki ne için gitti? Bir, ittifaklar anayasaya aykırı diye gitti. İki, seçim güvenliği için gitti. İttifaklar konusu tartışılır ama seçim güvenliği bölümünü niye götürüyorsun. Kamu görevlileri arasında ihtiyacın iki katı kura çekilecek. İçinden mazeretleri olanlar çıkarılacak ve gerisi atanacak. Yedekler olacak. Memur daha özenli, disiplinli olur. Bunun neyini götürüyorsun sen?

Kaldı ki partililer var orada. Doğu’da oylar çalınıyor diye söylemleri var. Onunla alakalı dedik ki, bazı sandıklar belli yerlerden taşınabilsin. Hastalar sandık başına gidemiyor, bunun için de sandık eve gitsin, yanında parti görevlileri de olsun, hasta yatağında oyunu kullansın. Sandık başında bir olay çıktığında Doğu’da veya başka bir yerde sandık başkanı polis çağırabiliyor ama bazen sesini çıkaramıyor.

Biz bu durumda dedik ki, vatandaş da polisi çağırabilsin. Bunu götürdü iptal için. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi de verdiği kararla bu talebi reddetti. Böylece o konu kapandı ve seçim üzerindeki gölge de baştan kaldırılmış oldu. YSK’nın Güneydoğu illerinde sandık taşıma ve birleştirme yönündeki kararı da tartışıldı.

Bir defa bu zorunlu değil. Onu yapmak için de oranın valisi, ilçe sandık kurulu başkanı, onların talebinin olması lazım ki Yüksek Seçim Kurulu buna karar versin. Talep olmadan kendiliğinden gelişmez böyle bir şey. İhbarlara göre bir rapor hazırlanacak, Seçim Kurulu da bunu inceleyecek. Seçim Kurulu gerek duyarsa buna karar verecek. Buradaki amaç, kimin hangi oyu verdiği bilinmesin. Bu yüzden kızıyorlar.

Şu an teorik bir karar mı?

Teorik bir karar. Uygulamada bakılacak. Önceden ihbarları alırsa, sandık kurulmasında belli mahallelerden belli mahallelere götürme olabilir mi, olabilir. Maksat orada oyu kimin verdiği bilinmesin. Yoksa onlar da biliyor bu seçim güvenli. Güvenli olsun istemiyorlar.

Seçimden sonra yeni sistem ne zaman devreye girmiş olacak?

24 Haziran’dan itibaren yasama, yürütme ayrılmış olacak. Bundan sonra milletvekilleri kanun yapacak, yürütme olarak da Cumhurbaşkanı uygulayacak. Anayasal olarak yürütmenin tamamı Cumhurbaşkanı’ndan ibaret. Ama tabii Cumhurbaşkanı bakanları belirleyecek. Bakan sayısı azalacak. Vekiller bakan olamayacak, olursa istifa edecek, Meclis’e geri dönemeyecek. Bakanın yanında bakan yardımcıları olacak. Onların bir kısmı teknik işlere, bir kısmı daha siyasi işlere bakacak. Bakanlar Kurulu kavramı artık yok. Üst bürokrat diye bir kavram getiriyoruz. Hepsinin atamasını Cumhurbaşkanı yapacak, görevden alabilecek. Müsteşarlık artık yok. Cumhurbaşkanı yardımcıları olacak. Sayısını kararnamede beş olarak belirledik ama iki ya da üç yardımcı da olabilir.

Cumhurbaşkanı’nın kararname yetkisi var ama bu sadece yürütmeyle alakalı. Yasamayla ilgisi yok. Çok güçlü bir parlamento olacak. Bunun farkına herkes vardı. Bu yüzden Cumhurbaşkanı ne yaptı? Başbakan dahil bütün bakanlarını piyasaya sürdü. Parlamento çok önemli. İki kurum da önemli.

24 Haziran’dan sonra Meclis’i nasıl bir mesai bekliyor?

Önce uyum yasaları çıkacak. Şu anda Cumhurbaşkanı’na biz yetki verdik. Kararnameyi yapıyor onlar bir taraftan. Binlerce yasa değişiyor. Çoğunu hazırlamıştık zaten. İç tüzük değişecek. Meclis’in yapacağı ilk işlerden bir tanesi iç tüzük olacak, onun hazırlığını yapacaklar. Sonra komisyonlar kurulacak, Meclis Başkanı falan seçilecek. Sonra bir faaliyet başlayacak.

Yasama onu hazırlarken yürütme de kendi iç işlerini düzenlemeye çalışacak. Bu modelden muhalefet parlamentoya yükleniyor. Diyor ki, biz eğer Cumhurbaşkanlığı’nı alamazsak parlamentoyu alalım, hükumeti kilitleyelim. Halbuki bu model kilitlemek için değil. Bu model muhtaç kılma yöntemidir. İki silahın bir parçası parlamentoda, diğeri Cumhurbaşkanlığı’nda. Bütçe, para gibi konuları yasamaya vermiş, bunların uygulama işlerini de hükumete vermiş. Muhalefet “Ben kanun yapmam” diyor. Bu modelin mimarisi benim Türkiye’de. Dolayısıyla biz bu modeli getirirken bu tür krizler yaşanabileceğini biliyorduk. Yani diyelim ki Cumhurbaşkanı başka bir partiden, Meclis başka partiden olur mu, olur. Olmasının bir zararı yok. Hatta bazen olması iyi bile olabilir. Neden? Çünkü yasama birinde, yürütme birinde denge olsun dersin. Fakat muhalefet kilitleyeceğini söylüyor. Biz bu parlamentoyu Cumhurbaşkanı’nı kitleyeyim ya da her şekilde engel olmak için kurmadık.

Sistemin kilitlenmesi durumunda ne olur?

Burası Türkiye, biri gelir kilitler. Bu kilit açılmazsa Türkiye’de rejim bunalıma girer ve darbelere sebep olur. Eski yıllarda altı ay Cumhurbaşkanı seçemediler. O bakımdan sistemin işlememesi durumunda karşılıklı feshetme durumunu getirdik. Meclis, 360 rakamını bulursa, Cumhurbaşkanı çalışamıyorsa seçime götürür, kendisi de gider. Cumhurbaşkanı Meclis’i seçime götürür, kendisi de seçime gider. Süresi de gitmiş olur. İyi ki koymuşuz bu maddeyi. Ama bu, seçim hemen yarın olur anlamına gelmez. Tabii ki parlamento baştan çalışmaya başlayıp bir şeyler yapar, ona göre hareket edilir.

Muhalefet “Parlamenter sisteme geri döneceğiz” diyor. Siz bu konuda ne dersiniz?

Boşa diyor. Çünkü onu geri getirebilmesi için bir defa 360 ile 400 rakamını bulması lazım, o da referandum şartıyla. Halkın verdiği yetkiyi tekrar geri vereceğini zannetmiyorum. 400 rakamına ulaşmak çok zor. Hayal.

Muhalefetin ve aday arayışını nasıl izlediniz?

Muhalefet bir şeyi kazanmak için yapmıyor. Tek hedefleri var, Recep Tayyip Erdoğan’ı düşürmek. Başka sebepleri yok. Hiçbir kutsalları yok. Önce Abdullah Gül’ü getirmek için uğraştılar. Peki sormazlar mı? “Siz Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasını engellemek için neler yaptınız?” diye. 360’ı getirdiler Türkiye’ye. Eşi başörtülü diye onu Cumhurbaşkanı saymayacaksınız ama gün geliyor Erdoğan’ın karşısında aday göstermeye çalışıyorlar. Bunun izahını nasıl yapacaksınız? Normalde olması gereken, her siyasi partinin kendi genel başkanını aday yapması… Muharrem İnce değil, Kılıçdaroğlu’nun aday olması lazımdı. Kılıçdaroğlu, “Kazanamazsam milletvekili de olamam” diye aday olmadı.

Ortak aday da ümitlerini kesince, dört bilinmezle bir araya geldiler. Yani bunların bir araya gelmeleri olacak iş değil; Tayyip Bey düşmanlığı etrafında bir araya geliyorlar. Mesela Saadet Partisi’nin ne ilgisi var onlarla. 28 Şubat’ta sana o kadar zulüm edecekler, Madımak olayında sana “Katil Temel Karamollaoğlu” diyecekler, yıllarca “Vahşi adamı savundunuz” diye avukatlara karşı hücum edecekler, sonra da gelecek aynı insanlarla partinin içinde ittifak yapacaklar. Bu olacak iş değil. Böyle bir siyaset yok dünyada. Üstelik Recep Tayyip Erdoğan daha önce kendisiyle görüştüğü halde. Demek ki siz çizginizde sahici değilsiniz. Erbakan Hoca’ya hiç saygıları yok demek ki. Dolayısıyla ortak aday bulamayınca “Herkes kendi adayını çıkarsın, AK Parti’ye gidecek bütün oyları keselim” dediler. Seçilemezse ikinci turda bir araya geliriz, kim ikinci olursa onunla birleşiriz ve onu seçeriz, mantık şu an bu. Bu hesap tutar mı? Bunlar şuna bakıyor, 16 Nisan 2017 Referandumu’nda yüzde 48 küsur bir şey alındı, demek toplum ikiye bölündü, biz buradan da alırız diyerek hesap yaptılar ama hesap böyle tutmaz. Böyle bir şey yok. Dünyadan örnek vermem gerekirse, çoğu yerde referandumlar yüzde 50, yüzde 51’dir. Hep böyledir. Ama seçimde başka,

Peki MHP ve AK Parti nasıl bir araya geldi?

AK Parti ile MHP’nin tabanı ile Saadet ile CHP tabanını bir tutmak mümkün değil. Anadolu’ya baktığınız zaman, o kadar birbirlerine yakın ki iç içe geçmiş vaziyetteler. Öte yandan ittifak ettiğimiz noktalar var. FETÖ’ye karşı direnme ruhu, Yenikapı’da ortaya çıkan tablo, terörle mücadeledeki birliktelik. Buradaki yakınlık ve ortak hareket, milli mutabakat dediğimiz tablo onlarda yok. Onlar önce Tayyip Bey’i yıkalım, sonra bakarız düşüncesindeler. Fark bu. Dolayısıyla o ikisiyle aynı kefeye koymak doğru olmaz.

15 Temmuz’dan önce çizgiler çok farklıydı?

AK Parti’nin ve Tayyip Bey’in her zaman bir milli duruşu olmuştur. Çözüm sürecini HDP maalesef baltaladı. Ki çözüm sürecini ben destekledim, doğru buldum. Tekrar başlar mı, başlamaz mı onu bilemem. Fakat o başlangıç olarak doğru bir şeydir. Mesela IRA örgütü var. IRA örgütünün İngiltere ile mücadelesi yıllarca sürdü ama konuşarak bir noktaya geldiler. Kızıl Tugay ile İtalya konuşarak bu işleri çözdüler. Hep konuşarak çözdüler. Biz de bu yolla çözelim dedik ama bize yaptırmazlar.

O yol bitti mi artık?

Bence bitti. Şöyle bitti, Türkiye’deki PKK’nın milli bir tarafı yok. Mesela IRA örgütünün hedefi İrlanda’nın bağımsızlığı, tek amacı o. İspanya’daki ETA örgütünün amacı da o. Diğerleri de öyle. Ama PKK gidiyor, Kürt öldürüyor. Ne kadar çok adam öldürürse o kadar iyidir düşüncesiyle bakıyor. Barışa asla yanaşmıyor. Yanaşır gibi yapıp yanaşmıyor. Rakam vermem gerekirse, Avrupa’daki örgütlerin toplam öldürdüğü insan sayısı 3 bin 300. Türkiye’de 50 bini geçti. PKK’nın derdi Kürt değil.

AK Parti çözüm sürecini HDP ile beraber yürütmüştü…

Yürüttük ama HDP onun kıymetini bilemedi. 80 vekil alarak şımarıklık yaptı. 5 – 6 Ekim olaylarında Kobani’yi bahane ederek insanları sokağa döktü. Gariban polisi evinde uyurken öldürdü. Çözüm süreci bitti, eski döneme geri döndük.

Sizin seçim sonuçlarına ilişkin öngörünüz nedir?

Benim hesabım, ilk turda Tayyip Bey çıkar ama kaçla çıkar gibi bir rakam vermem doğru olmaz. Ama birinci turda alır. Ama parlamento ne olur onu bilemiyorum. Sistem gereği parlamentonun ne olacağını çok düşünmek istemiyorum aslında. Kim olursa olsun yasamasını yapmalı. Ama muhalefet bugün “Ben kilitlerim” deyince Tayyip Bey de haklı olarak, “Sakın bunların kilitlemesine fırsat vermeyin, orada da bizi çoğunluk yapın” diyor. Yani sistemi bozarsa muhalefet bozacak. Millet oyunu verirken parlamentoya oyunu verebilir, Cumhurbaşkanı’na farklı oy verebilir. Ama Türkiye’deki siyaset anlayışı maalesef buna müsaade etmiyor. Bugünkü bakış, tıpkı Abdülhamit Han dönemindeki bakıştır. Abdülhamit Han’ın karşısında 20 tane fırka vardı, 20’sinin de hiçbir ortak noktaları yoktu. Tek ortak noktaları Abdülhamit’i düşürmekti. Abdülhamit’i düşürdüler. Sonra ne oldu; Trablusgarp, Bingazi elden gitti. Sonra hepsi Abdülhamit’e şiirler yazdılar, pişman oldular.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)