Erdoğan, Türkiye’nin yeni atılım döneminin lideri

Tarihi her zaman liderler şekillendirdi. Liderlerin tercihleri halkların kaderleri üzerinde hep belirleyici oldu. Ancak özellikle 90’lı yıllardan bu yana liderliğin yerine kolektivizmin öne çıkarıldığı, bireyselliğin kutsandığı küresel bir rüzgâr esiyor. Bu rüzgâr hâlâ etkili olmakla birlikte dünya, yeniden güçlü liderlerle de tanışmaya başladı. Liderlik anlayışı hangi aşamalardan geçti? Geçmişin ve bugünün liderlik etme anlayışları arasında nasıl farklar var? Türkiye’de Erdoğan’la ortaya çıkan güçlü ve etkili liderliğin toplumsal kodları neler? Bütün bu konuları iletişim uzmanı Ali Saydam’la konuştuk.
Yayın Tarihi: Nis 30, 2017
FavoriteLoadingBeğen 15 mins

Dünya yeniden güçlü liderlerin etrafında toplanmaya başladı. Bunun sebebi nedir?

Güçlü liderlik her zaman vardı. Ama bir ara, kalite yönetiminin, uluslararası standartların öne çıktığı bir dönem yaşandı dünyada. Kolektif sorumluluk, kolektif liderlik gibi kavramlar atıldı ortaya. Fakat bunun, hayatın içinde karşılığı olmadığı kısa zamanda anlaşıldı. Kaynağını hatırlamamakla birlikte bunu en güzel anlatan cümlelerden biri şöyledir: “Heykeli dikilmiş komisyon yoktur.” Kimin heykeli dikilir? Menkıbesi yani hikâyesi olanın heykeli dikilir. Yani uzun yıllar sonraya kalabilecek bir anlatısı olanın… Komünizm, faşizm gibi ideolojilerin iflasıyla beraber kolektivizm önemini kaybetti ve dünyada bir dönem bireysel liderlik öne çıktı. Benim görüşüme göre, çekirdek aile kaybolmadıkça liderlik de kaybolmayacaktır. Her çekirdek ailede referans alınan bir kişi olduğuna göre, mutlaka bir lider vardır. Bu ille de baba olmak zorunda değildir. Anne, babaanne, dayı… Mutlaka bir lider vardır. Referans alınan tek kişidir, 10 kişi referans alınmaz… Özetle çekirdek aile yok olmadan, bazı bilim kurgu filmlerinde olduğu gibi çocukların laboratuvarlarda, anasını babasını bilmeden yetiştirileceği bir dünya kurulmadan liderlik nosyonu da kaybolmayacak. Böyle bir dünyayı ben görmeyeceğim, herhalde çocuklarım da görmeyecek.

Kolektif yönetimden güçlü liderliğe dönüş ne zaman yaşandı?

İnsanlar tüketim toplumunun şehvetine kapılıp kendilerinden ve inançlarından koptukları vakit şunu fark ettiler ki, toplumsal uyum ve bireysel mutluluk öyle tüketimle yakalanacak bir şey değil. Görüşlerinin çoğuna katılamasam da Noam Chomsky, Amerika örneğinde bunu gayet iyi analiz ediyor. Bununla ilgili Youtube’da çok iyi bir video var: “The End of the American Dream…” Tam çevirisi öyle midir bilmiyorum, orada “Amerika maneviyatını yitirmiş” mealinde bir sözü var Chomsky’nin… İki kutuplu dünya çökünce insanların manevi olarak tutunacağı bir şey kalmadı. ‘Golden Sixties’ dedikleri 60’lara bakın, 50’lere bakın, bireysel başkaldırının dönemidir. Sonra bu, toplumsal özgürlüğe dönüştü. Hep arkada ideolojik bir inanç vardır. İlk defa o dönemden sonra inanç sistemlerinin özellikle de İslamiyet’in Batı’da güçlendiğini görüyoruz. Hem tüketim toplumunun mutluluk getirmediği görüldü hem de Sovyetler Birliği adlı düşmanın ortadan kalkmasıyla bir taraftan insanlar inanç bağlamında İslam’a yönelirken, diğer taraftan yeni düşman olarak İslam ilan edildi.

"Türkiye dünyada maneviyatı ve vicdanı temsil ediyor."

“Türkiye dünyada maneviyatı ve vicdanı temsil ediyor.”


İkisi aynı anda nasıl oldu?

Bunu öyle afaki söylemiyorum. Der Spiegel dergisinin yıllarca önce çıkan bir sayısının kapağı var. Derginin kapağında çarşaflı bir kadın var ve üzerinde “Yeni düşman İslam” yazıyor. Bu kapak tam da Berlin Duvarı’nın yıkıldığı, Sovyet tehlikesinin sona erdiği zamanlara denk gelmişti. Yeni bir düşman lazım sisteme. Sistem kendisini nasıl tanımlayacak? Düşmanlar üzerinden. Düşman kalmayınca sistemde doldurulması gereken bir boşluk oluştu. Bu boşluk inançla doldurulmaya çalışıldı. Bu aynı zamanda hem İslamiyet’in hem de diğer dinlerin alan kazanmasına yol açtı.

Dünyada spiritüel ihtiyaçlar mı önem kazandı?

Çok doğru. Sadece üç semavi din değil, enerji aldım, enerji verdim, yoga, ufoloji, şu bu da gündeme geldi. İdeoloji ortadan kalkınca iman ve inanç alanında inanılmaz bir hareketlenme oldu. Dünyada yeni liderler de bu ihtiyaca cevap verenlerin arasından çıkmaya başladı.

Yeni dönemde ortaya çıkan liderlik anlayışıyla 20. yüzyıldaki liderlikler arasında nasıl farkları var?

Alvin Toffler toplumun geçirdiği aşamaları üç gruba ayırıyor. Ben de bu görüşe yakınım. Tarım toplumu, sanayi toplumu ve bilgi toplumu… Üretim ilişkilerini belirleyen kavramlardan bahsediyoruz. Altyapı açısından “20. yüzyılda kaldı” dediğimiz şey sanayi toplumu. 21. yüzyıl bilgi toplumuna geçiş yüzyılı olacak. Fakat dünyanın tamamı hep birlikte bilgi toplumuna geçmiyor. Amerika, İngiltere, Almanya bilgi toplumunda yol alırken öteki yerler hâlâ sanayi toplumunda. Hatta pek çok yerde feodal tarım toplumu hâkim. Liderler de dünyada bu saydığımız toplumsal dönemlere göre şekilleniyor. Mesela Kuzey Kore lideri tam bir feodal tarım toplumu lideri. Bununla birlikte dünyada sanayi toplumu liderlikleri de var. 19. yüzyıla denk düşen liderlikler var. Bunların hepsi aynı zaman diliminde var. Hollanda’daki faşist adam, (Aşırı sağcı, ırkçı Hollanda Özgürlük Partisi lideri Geert Wilders’i kastediyor. E.A.) Fransa’da Le Pen, ABD’de Trump çıktı örneğin. Amerikan toplumu bilgi toplumu falan… Peki Trump ne? En geri, en feodal yaklaşım biçimini sergileyen bir adam. Demek ki bilgi toplumu maneviyatla donatılmış olmazsa sapıtıyor. Tüketim toplumundan bilgi toplumuna geçişte o denli bilgi eksikliği var ki, inanç yapısı kalmadığı zaman toplum ve lider nereye gideceğini bilmiyor. Batı şu anda şaşkın vaziyette. Pek çok Avrupa ülkesinde ırkçı partiler güç kazanıyor. Dostoyevski’nin büyük romanı ‘Ecinniler’de bir söz var: “Tanrı yoksa her şey mubahtır.” Eğer bir toplum maneviyatını tüketime kurban etmişse, o toplumun nereye gideceğini en yaygın ve en geri kesimler belirler. Liderlik her ülkenin özgün koşullarına göre belirleniyor. Türk geleneğinde Bilge Han ya da Bilge Kaan tipi bir liderlik gelişirken, diğer yandan dünyada toplumun geri kesimlerini arkasına alabilen liderlikler gelişebiliyor. Kıyamet de böyle bir şey. Şimdi tüketim toplumlarına bakalım. Dünyayı kirletiyorsun, canlılığı yok ediyorsun, içme suyu kalmayacak yakında, fosil yakıtlar dünyayı mahvediyor. En çok mahvedenler de bilgi toplumunda başı çeken ülkeler. Bunu engellemek için herhangi bir şeye imza atmıyorlar, kaçıyorlar. Kıyamet zaten geliyor da bunu yaklaştıran da insan. Homo homini lupus… Ta ortaçağda edilmiş bir laf. İnsan insanın kurdudur. Bir de başka gezegenlerde yaşamak için yol arıyorlar kendilerine. Mars’a gidip koloni kuracaklarmış. Oturup sen kendi dünyanı adam etsene. Dünya bitecek, Amerika çok gelişmiş teknolojiye sahip olduğu için dünyada insanlar ölürken Mars’ta koloni kuracak.

 

“Yıllarca horlanmış, susturulmuş kitleler birdenbire atağa kalktı ve Sayın Cumhurbaşkanımız şimdi bu yeni atılımın liderliğini yapıyor. Erdoğan’ı Gandi ve Mandela ile özdeşleştirebiliriz.”

 

Türkiye’de uzun yıllar sonra ilk kez bir lider etrafında kenetlendi. Neden?

Ben Türkiye’de liderlik etme meselesini üç döneme ayırıyorum. Adnan Menderes demokrasiye geçiş dönemi, Turgut Özal ise liberalizme geçiş dönemiydi. ‘Yeter söz milletin’ 1950’deki sloganıydı Demokrat Parti’nin. Türkiye’nin en önemli kırılma noktasıdır bu. Özal’ın iktidarıyla da üretici güçlerin önü açıldı. Şimdi Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye her alanda devrimler yaşayacağı bir döneme doğru gidiyor. Türkiye’nin önü iyice tıkanmış vaziyetteydi. Bu ya açılacaktı ya da ileri bir tarihe ertelenecekti. Bunu önleyemezsiniz.

ALİ SAYDAM. İLETİŞİM UZMANI.

ALİ SAYDAM. İLETİŞİM UZMANI.

 

“Liderlik her ülkenin özgün koşullarına göre belirleniyor. Türk geleneğinde Bilge Han ya da Bilge Kaan tipi bir liderlik anlayışı var.”

Sayın Cumhurbaşkanı’nın diğer liderlerden en önemli farkı, Cumhuriyet’in kuruluşunda var olan milli ve manevi gelenekleri bugüne taşımasıdır.

Ne zaman ki Atatürk siyasetten koparılmış, Türkiye Batı’ya dönmüş, o zaman o manevi öz yasaklarla engellenmeye başlamıştı.

Ne zamana kadar? 2002’de AK Parti’nin gelişine kadar. Buradaki dava, milli bir dava. Millet kavramının içinde dinin çok önemli bir yeri var. Yıllarca horlanmış, susturulmuş kitleler birdenbire atağa kalktı ve Sayın Cumhurbaşkanımız şimdi bu yeni atılımın liderliğini yapıyor.

Türkiye’nin sözünü ettiğiniz atılımı hangi dinamikler üzerinden gerçekleşiyor?

Tayyip Erdoğan dünyada söz sahibi olmaya başlayan Anadolu sermayesini ve Anadolu insanını temsil ediyor. Diğer liderlerin neyi temsil ettiğine bakalım, aradaki fark anlaşılır. Trump ilk geldiğinde Robin Hood tarzı zenginden alıp fakire verme lafları etti. Derhal sistematik bir şekilde susturuldu. Sistem ya uyum sağlar hale getiriyor ya da susturuyor. Ben Amerika Birleşik Şirketleri diyorum Batı’daki sisteme. Putin’e bakalım. Rusya’daki oligarkların, enerji devlerinin temsilcisi… Erdoğan’da vicdan denilen bir şey var. Diyorlar ki: “Sen niye karışıyorsun Suriye’ye…” Erdoğan ilk günden itibaren o kamu vicdanı denen şeye sırtını dayadı ve gücünü oradan alıyor. Sanayi devlerinden, iş dünyasından değil. Erdoğan’ın temsil ettiği kesim Türkiye’nin yüzde 98’ini kapsıyor. Erdoğan’ı Gandi ve Mandela ile özdeşleştirebiliriz. Gandi’ye İngilizler nasıl davrandılar düşünün. Bakın Atatürk’ün ünlü sözünü doğru söyleyen tek lider Erdoğan’dır. Muasır medeniyetler seviyesine çıkmaktan bahsediyor herkes. Oysa Atatürk “Milli kültürümüzü muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkaracağız” diyor. Bunu yalnızca Erdoğan doğru kullanıyor. Çünkü bu, çok daha özgüven yüklü bir ifade. Bütün yedi düveli şimdi üstüne saldırtan da Erdoğan’ın bu milli bağımsızlıkçı duruşu.

Dünyanın iyiliği için Türkiye

Türkiye’de ortaya çıkan bu yeni liderlik anlayışı, Türkiye’nin siyasi geleceğini nasıl etkileyecek?

Bundan sonra Türkiye’yi yönetecek kişi yüzde 50+1 ile seçilecek. Artık uzlaşmadan Türkiye’yi yönetemezsin. Mevcut sistem üretici güçlerin önünü tıkıyor. Hep denir ya Türkiye’de lider çıkmıyor, CHP lideri üst üste beş seçim kaybediyor ve hiçbir şey olmuyor. Oysa Almanya’da adaylığını koyan biri kaybettiğinde siyaseten bitiyor. Burada da öyle olacak. Cumhurbaşkanlığına adaylığını koysaydı ya Kemal Bey… Niye koymuyorsun? Seçilemezse biter. Bu neyi getirir. 50+1’i alman lazım. Bunu alabilecek insanların önü açılacak.

Güçlü liderlik Batı’yı nasıl etkileyecek?

Bizim gücümüze bağlı. Batı’nın aktörleri Türkiye’yi karşılarına alabilirler ama Türkiye’nin manevi duruşu Batı’yı çok etkiliyor. Goethe’ye bakın, Mozart’a bakın, sanata da yansımış bu. Milli Kültür Şurası’nda ifade edilen bir slogan vardı. Alev Alatlı tarafından üretilmiş. “Dünyanın iyiliği için Türkiye.” Bu slogan çok önemli. Akıl, vicdanla birleşmeden olmaz. Bunu dünyada yalnızca Türkiye temsil ediyor.

 

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)