ADİL GÜR

Anketler 24 Haziran için ne diyor?

Bizim yaptığımız araştırmalarda, 24 Haziran seçimlerinin ilk turda biteceğini öngörüyoruz. Yüzde 50’nin üzerinde bir oyla Sayın Erdoğan seçimi birinci turda tamamlayacak görünüyor.

Erdoğan kazansa bile Meclis çoğunluğunun Millet İttifakı’nda olacağı söyleniyor.

Kamuoyunda, “Erdoğan kazanırsa Meclis’te parlamento dağılımı farklı olabilir mi” sorusu çok dillendiriliyor. Gerek yaptığımız araştırmalarda, gerekse seçmen davranışını uzun süredir inceleyen birisi olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kazanması halinde, zaten Meclis’te çoğunluğun Cumhur İttifakı dışındaki partilere geçmesinin matematiksel olarak mümkün olmadığını öngörüyoruz.

Bunun temel nedeni şu, 24 Haziran akşamı şöyle bir sonuç ortaya çıkacaktır. Kuvvetle muhtemeldir ki Cumhur İttifakı’nın oyu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oyundan az değil, aynı seviyede hatta onun üzerinde bile olabilir

Daha önce Saadet Partisi’nin kilit parti olacağı söyleniyordu. Şimdi HDP mi kilit parti?

Bugün yapılan araştırmalara bakıldığında, “HDP kesinlikle yüzde 100 barajı geçmiştir, baraj problemi yoktur” demek de mümkün değil. Araştırmalarda HDP yüzde 10 civarında görünüyor. Ama bu araştırmaların bir hata payı vardır; o hata payının da yüzde 2 olduğu düşünüldüğünde, 10 dediğimiz 12’de olabilir, 8 de olabilir. Şayet HDP yüzde 10 ülke barajına takılırsa, HDP’ye gidecek milletvekillerinin 3’te 2’sinden daha fazlasının AK Parti’ye gideceği aşikârdır. Çünkü bunun nedeni HDP’nin milletvekili çıkardığı yerler, batıdaki ve Akdeniz’deki büyük şehirler hariç, HDP’nin milletvekili çıkardığı yerlerde HDP ile AK Parti yarışıyor.

Şayet baraja takılırsa, o milletvekillikleri AK Parti’ye geçecek. Ama ben HDP’nin barajı geçmesi halinde bile Cumhur İttifakı’nın TBMM’de çoğunluğu elde etmesinde bir sıkıntı olduğu kanaatinde değilim.

Adayların oy kaydırma için yeterli zamanları olduğunu düşünüyor musunuz?

Türkiye’de ve dünyada seçim kampanyaları aslında bir elin birkaç parmağını etkilemek için yapılır. Seçmen davranışı dediğimiz şey, seçmen kararlarının oluşmasına etki eden nedenler üç günde, beş günde oluşan şeyler değildir. Seçmenin ezici bir çoğunluğu sandığa gidecek. Seçmenin önemli bir bölümü yani yüzde 95 oranında bir kısmı zaten kararını vermiştir.

Ama kampanyalardan, vaatlerden, adaylardan, pek çok nedenden etkilenen yüzde 5’lik bir kitle vardır. Yüzde 5 az gibi görünse de Türkiye’de son yıllardaki seçim sonuçları, katılım oranları ve partilerin aldığı oy oranları veya 16 Nisan Referandumu sonucu dikkate alındığında; değil yüzde 5, yüzde 2.5 – 3’ün bile yer değiştirmesi, seçim sonucunun belirlenmesinde önemli rol oynamakta. O manada kampanyalar önemlidir, o manada adaylar önemlidir, vaatler önemlidir.

Toplam içinde baktığımızda, aslında büyük bir önemi yoktur ama iki tane blokun arasında kıyasıya bir rekabet olduğu için ve iki-üç puanlık fark seçimin kaderinde rol değiştirecek büyüklükte olduğu için, o manada önemsizdir demek mümkün değil, önemlidir.

Muhalefet seçime hazır bir görüntü çiziyor mu?

İlk seçim kararı açıklandığında İYİ Parti Genel Başkanı’nın seçime hazır olduğunu ve “Cumhurbaşkanı adayıyım” dediğini ilk andan itibaren görüyoruz.

Ama sonraki günlerde muhalefet partilerinin de seçime hazır gibi ciddi manada çalıştığını görüyoruz. Bunda şu da önemli, muhalefet kanadında “Seçimi biz kazanacağız” algısı hâkim, bu da ister istemez beraberinde bir motivasyon getiriyor. Yani muhalefet partisi teşkilatları da seçmenleri de daha önceki seçimlere nazaran daha büyük bir şevkle çalışıyor.

“Seçmen partinin liderine bakar, partinin kurumsal kimliğine bakarak oy verir. Bu bağlamda, aday listelerinin öneminin, seçim sonucunda, seçim kaderinde etkisinin çok sınırlı olduğunu düşünüyorum.”

Seçim kararı açıklandığı tarihte AK Parti seçime daha hazır gibi görünüyordu; çünkü uzun zaman önce il ve ilçe kongrelerini yapmıştı. Kongreler nedeniyle hem Sayın Cumhurbaşkanı hem Başbakan sürekli meydanlarda veya solanlardaydı. Bu sebeple daha hazır gibi görünüyordu. Muhalefet ise hazırlıksız gibi yakalandı seçime ama az önce söylediğim gibi, bu seçimde muhalefet partilerinin biz kazanırız ya da kazanabiliriz motivasyonu ile yüksek bir motivasyonla çalıştıklarını ve seçime hazır olduğunu görüyorum.

Çatı aday denemesinden sonra herkes kendi adayını çıkardı. Seçmen bundan nasıl etkilenir? Aslında AK Parti ve MHP’nin işi daha kolay gibi görünüyordu. Neden daha kolay derseniz; çünkü AK Parti ile MHP ideolojik olarak birbirine benzeyen partiler.

Yani 1991 seçimlerinde Refah Partisi ile Milliyetçi Çalışma Partisi ittifak yapmıştı. 2010 Referandumu’nda MHP, “Hayır” kampanyası yürütmüştü ama MHP seçmeninin bir bölümü “Evet” dedi. 2014 seçimlerinde MHP, “Adayımız Ekmeleddin İhsanoğlu” dedi ama MHP seçmeninin bir bölümü Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a oy verdi. Bunu nereden anlıyoruz, bunu o tarihlerde çıkan seçim sonuçlarıyla AK Parti’nin oy oranlarına baktığımızda görüyoruz. O nedenle bu partilerin örtüşmesi, beraber yol arkadaşlığı yapması, iki partinin Cumhur İttifakı altında yer almasında daha büyük bir kolaylık vardı. Şimdi karşı tarafta bu kolaylığın çok olmadığını görüyoruz. Yani CHP, İP, Saadet Partisi ideolojik olarak birbirine çok benzeyen partiler değil. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığıyla bir araya geldiler.

Siyasi Partiler Kanunu’nda ve Seçim Yasası’nda yapılan değişiklikle ittifakların önünün açılması, bunların bir araya gelmesini kolaylaştırdı. Yani bugün İP ve Saadet Partisi adaylarının tamamı CHP çatısı altında, CHP logosu altında seçime girselerdi daha zordu.

Bu manada ittifakların olması, her siyasi partiye kendi tabanı oy vereceği için birinci turda bir sıkıntı yaratmayacaktır. Ama şayet konuşulduğu gibi seçim ikinci tura kalırsa -ki ben o kanaatte değilim- bu durum bir sıkıntıyı beraberinde getirecektir.

Yani bir partinin seçmeninin kendi adayının dışında, ideolojik olarak benzemeyen diğer partilerin adaylarından birine oy vermesi daha zor hale gelecektir. Toparlayacak olursak, ideolojik olarak birbirine benzemeyen bu partileri bir araya getiren şey, Erdoğan karşıtlığı ve ittifakların önünün açılması yolundaki kanun değişikliği. Birinci turda bu manada bir sorun yok ama seçimler ikinci tura kalırsa, blok halinde partilerin oylarının aynı ittifak içerisinde yer alan partinin herhangi birisinin ikinci tura kalması halinde, o aday etrafında birleşmesi zorlaşabilir.

Adayların topladığı 100 bin imza seçim için bir kriter olabilir mi?

Değil. 58 milyon seçmenin olduğu bir yerde, siyasi partilerin, atıyorum AK Parti’nin 25 milyon, CHP’nin 12 milyon civarında oy aldığı bir ülkede, 100 bin gibi bir seçmen imzası zor değil. Çünkü 58 milyonun içinde 100 bin oranını düşündüğümüzde bu, ulaşılması zor bir hedef gibi görünmüyor.

“Filanca aday 100 bin imza aldı, 100 bin imza aldığı için şu kadar yüksek oy alacaktır” demek mümkün değil. Bakıyoruz üç tane partinin genel başkanı 100 binin üzerinde imza almış. İP Genel Başkanı Sayın Meral Akşener 240 bin civarında, Saadet Partisi Genel Başkanı 160 binin üzerinde ve Vatan Partisi Genel Başkanı’nın da 100 binin üzerinde bir imza ile Cumhurbaşkanı adayı olduğunu görüyoruz.

Şimdi burada, aralarındaki farklılıklara bakarak, 200 bin imza toplayan yüzde 10 alır, 100 bin imza ile aday gösterilen yüzde 5 alır demek mümkün değil. 24 Haziran akşamı çıkacak sonuçlarda da bunun böyle olmadığını göreceğiz.

Sayıyı küçümsemek anlamında söylemiyorum; sadece Türkiye’deki seçmen sayısı hesap edildiğinde, 58 milyon gibi devasa bir seçmen kitlesinin sandığa gideceği veya kayıtlı seçmen olduğu düşünülürse, 100 bin büyük bir rakam değildir, ulaşılır bir sayı.

Belki burada tek sıkıntı zamanla ilgiliydi, takvimdeki sıkışıklıkla ilgiliydi. Yoksa onun dışında 100 bin rakamının ben çok önemli bir gösterge olduğunu düşünmüyorum.

Aday profillerine baktığınızda nasıl bir tablo çiziyorlar?

AK Parti’nin tüm cephanesiyle sahada olduğunu görüyoruz. Tüm cephanesiyle sahada olmaktan kastım, Türkiye ilk defa yeni bir hükumet sistemine geçiyor ve bu hükumet sisteminde oluşacak parlamento ile yürütmenin yani Cumhurbaşkanı’nın atayacağı Bakanlar Kurulu’nun uyumlu çalışması çok çok önemli. Birisi farklı bir yerden, diğeri farklı yerden olursa, Türkiye gibi bir ülkede bu işleyiş sağlıklı olmayabilir, sistem her zaman tıkanabilir.

Çünkü bir anayasa kitapçığının fırlatılmasının bu ülkede nelere mal olduğunu geçmişte çok açık bir şekilde gördük. O manada Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmanın yetmeyeceği, güçlü bir şekilde AK Parti grubunun da Meclis’te olması gerektiğini düşünerek çalıştı ve AK Parti tüm güçleriyle birlikte aday listelerinde yer aldı. Neredeyse Bakanlar Kurulu’nun tamamına yakını güçlü yerlerde liste başı yapılarak aday gösterildi. Bu anlamda AK Parti’nin güçlü adaylarla, güçlü bir Meclis’i hedeflediğini görüyoruz.

Şimdi diğer taraftan baktığımızda, aday listeleri elbet önemli ama büyük şehirlerde liste başları önemli yani birinci sırada kimin olduğu önemli. İstanbul’da bir araştırma yapsanız, 90 tane vekil var ve deseniz ki: “İstanbul’da herhangi bir partiden 5 tane milletvekili ismi söyler misiniz?” Yüzde 85’i sayamaz.

Ama Anadolu’da, küçük yerlerde etkilidir isimler. Buna rağmen Türkiye’de bir siyasi partiye 5-10 puan oy getirecek, 5-10 puan oy götürecek bir aday yoktur. Çünkü seçmen, partinin liderine bakar, partinin kurumsal kimliğine bakarak oy verir. Bu bağlamda aday listelerinin öneminin seçim sonucunda, seçim kaderinde etkisinin çok sınırlı olduğunu düşünüyorum.

Muharrem İnce’nin adaylığı Meral Akşener’i nasıl etkiler?

Yapmış olduğumuz araştırmalarda şunu görüyoruz, Meral Akşener’in aday olduğu tarihten itibaren İP hem MHP’den hem de ağırlıklı olarak CHP’den oy alıyordu.

Ama İnce’nin adaylığıyla birlikte, özellikle CHP’den İP’ye giden oyların bir bölümünün yeniden konsolide olup CHP’ye döndüğünü gördük. Elimdeki araştırma verilerine bakarak şunu açık bir şekilde söylemem mümkün: 24 Haziran akşamı partilerinin oy oranını bir kenara bırakacak olursak; Sayın İnce, Sayın Akşener’in kat be kat üzerinde oy alacaktır diye tahmin ediyorum. Bu manada Sayın İnce’nin adaylığı tek cümle ile söylemek gerekirse, CHP’den İP’ye giden oyların önemli bir bölümünü konsolide etti.

Partilerin kurduğu ittifakların motivasyonu nasıl?

Birinci ittifak birbirine çok benzeyen iki parti. Birinin adı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi, diğeri muhafazakâr bir tabana ağırlıklı olarak dayanan AK Parti. Seçime giderken temel motivasyonlarının bu ülkenin birlik, beraberlik ve bekası olduğunu, vatanın bölünmezliği ilkesinin etrafında birleştiklerini görüyoruz. Karşı taraftaki blokta ise ideolojik olarak birbirine benzemeyen ama birinci temel hedefleri Sayın Erdoğan ve AK Parti iktidarını yıkmak ve onun yerine kazanmak üzere kurulmuş bir ittifak olduğunu görüyoruz. Şahsen 24 Haziran’a giderken her iki ittifakın da motivasyonunun seçmen tabanında yüksek olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ama 24 Haziran’ın şu özelliğini de unutmayalım, bayramdan 1 hafta sonra olacağı için motivasyonunu seçmenine daha iyi aktaran, sandığa gitmesini temin eden, bayramda garibanların memleketine, hali vakti yerinde olanların tatile yazlığına gitmesini engelleyen ittifakın biraz daha başarılı olacağını söylemek yanış olmaz.

Seçmenin Cumhurbaşkanı kriteri nedir?

Türkiye son yıllarda öyle kamplaştı, kutuplaştı ki burada çok objektif kriterlerden bahsetmek mümkün değil. Yani atıyorum adil olsun, cesur olsun, zeki olsun, eğitimli olsun gibi birtakım kriterlerle seçmen hareket etmiyor. 24 Haziran seçimlerine giderken benim olsun, benden olsun, bizden olsun kriterinin her şeyden daha önemli olduğunu görüyoruz.

Burada birtakım objektif kriterlerin değil, tamamen duygusal ve ideolojik reflekslerin devreye girdiğini düşünüyorum. Yoksa objektif kriterler devreye girmiş olsaydı, Cumhurbaşkanı adayında aranması gereken pek çok özelliğin ön plana çıkmış olması gerekirdi.

Ama biz bugün adayların kişisel yeteneklerini ve özelliklerini tartışarak bir seçime gitmiyoruz, tamamen bu kamplaşma ve kutuplaşmayla seçime gidiyoruz. Öyle olunca da herkes kendi adayının daha yeterli ve bu işe daha yetkin olduğunu düşünüyor.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)