DOÇ. DR. YUSUF TEKİN
Türkiye sınav sisteminden müfredata köklü bir eğitim reformunu hayata geçirirken, kamuoyunda pek çok soru birikti. Sınavlar nasıl yenilenecek? Yeni müfredat neler getirecek? Eğitim sistemi sil baştan değişecek mi? Vatandaşın eğitimle ilgili merak ettiği bütün soruları Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Doç. Dr. Yusuf Tekin’e sorduk. Eğitim sisteminin sürekli olarak değiştirildiği eleştirilerine katılmadığını belirten Tekin, Türkiye’de eğitim sisteminin felsefe olarak değişmediğini, yapılan düzenlemelerin öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılamak için geliştirilen bazı teknik metotlardan ibaret olduğunu söyledi.

Türkiye sınav sisteminden müfredata köklü bir eğitim reformunu hayata geçirirken, kamuoyunda pek çok soru birikti. Sınavlar nasıl yenilenecek? Yeni müfredat neler getirecek? Eğitim sistemi sil baştan değişecek mi? Vatandaşın eğitimle ilgili merak ettiği bütün soruları Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Doç. Dr. Yusuf Tekin’e sorduk. Eğitim sisteminin sürekli olarak değiştirildiği eleştirilerine katılmadığını belirten Tekin, Türkiye’de eğitim sisteminin felsefe olarak değişmediğini, yapılan düzenlemelerin öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılamak için geliştirilen bazı teknik metotlardan ibaret olduğunu söyledi.

TEOG’un yerine gelen sistemle ilgili bilgi verebilir misiniz?

Kademelerarası geçiş ile ilgili genel ilkelerimizin ne olduğunu veya kamuoyundaki rahatsızlıkların ne olduğunu görmek lazım bu soruya cevap vermek için. Aslında normal koşullarda TEOG’la ilgili genel anlamda kamuoyunda ciddi bir memnuniyet vardı. TEOG’un aslın- da bir sınav olmadığı, liseye geçişin bir yerleştirme modeli olduğunu biz kamuoyu ile paylaşmıştık. Fakat Türkiye zor bir süreçten çıktı. Özellikle dershanelerin kapatılma süreci hukuki olarak gerçekleşti ama sosyolojik anlamda insanlar halen çocuklarını dershaneye göndermeyi çocuğuna iyilik olarak, gereklilik olarak görüyor. Bu yüzden sosyolojik olarak insanların zihninden bu algı henüz atılmadı. Atılmadığı için de TEOG’u bir sınav olarak kabul ediyor, çocuğunu benzeri şekilde kurslar alabileceği mekanizmalara göndermeyi gereklilik olarak kabul ediyor. Sosyal konularda bu algılar çabuk atılacak şeyler değildir. Belli bir geçiş sürecine ihtiyaç vardır. Yaklaşık 40 yıla yakın bir süre bu toplum dershane veya yakın ihtiyaçlarla büyümüş, okulu yetersiz bulmuş. Okul yetersiz olduğu için çocuğunun iyi bir liseye yerleşmesi için mutlaka ek bir sınava hazırlık ortamına ihtiyacı var. Bu yüzden biz bunu hazırlayalım, çocuğumuza bu imkânı sunalım mantığı ile hareket etmişler. Bu alışkanlık olarak insanların zihinlerine yerleşmiş. Bu algı kademeli olarak değişiyor. 2013 yılında yani dershaneler ile ilgili yasal düzenlemelerin başladığı yılda yaklaşık 4,5 milyon öğrenci dershanelere gidiyordu. Yasal düzenlemenin çıkmasının ardından Anayasa Mahkemesi’nin kararı sonrası hukuki olarak oluşturulan özel öğretim kursları var. Tamamen okul müfredatının izlendiği, bakanlıkça denetimlerin yapılabildiği kurslar. Şöyle baktığımızda şu anda legal olarak açık olan, özel öğretim kursu diye kurslarımız var.

 Buralardaki öğrenci sayısı nedir?

Bu kurslarımızda şu an resmi olarak yaklaşık 20 bin öğrenci var. Ama her yıl 4,5 milyondan kademeli şekilde iniş var. Bunların dışında da illegal yapılara devam eden çocuklarımızın olduğunu duyuyoruz ama kurs merkezi, etüt merkezi gibi bunların hepsinin toplamda 50 bin civarında olduğunu tahmin ediyoruz. Bu da çok büyük bir rakam değil. Bu algının ortadan kalkması için bir zamana ihtiyaç vardı ve çok kısa bir süre içinde neredeyse tamamen bitti. Bu kapsamda TEOG’un mantığı şuydu: Çocuğumuz okuldaki öğretmeni, okuldaki kitabı ve okuldaki müfredatı dışında hiçbir şeye ihtiyaç duymadan iyi bir liseye yerleşebilir. Çocuğunuzun eksik olduğunu düşündüğünüz bir şey varsa onu da biz okullara açtığımız destek kurslarımızla yani müfredat ile birebir uyumlu, dersin takviye edildiği bir kursla bunu çözebiliriz. Çocuğunuz matematikte eksikse matematiğin hangi kazanımlarında eksikliği varsa okuldaki öğretmenimiz bu çocuğa ekstradan ek ders verirdi bir anlamda ve o eksiği gideriyordu. Bunun da dershane mantığının ortadan kaldırılmasına çok ciddi katkısı oldu.

Sınav baskısı azaldı mı?

Bu kurgudaki temel mantığımız zaten kademeler arası geçişte sınavların ortadan kaldırılması. Bilhassa liselere yerleşmede çocukların sınav baskısı hissetmediği bir modele doğru zaten bir gidişatımız vardı, şimdi de bu anlamda daha ciddi bir adım atıp çocuklarımızın büyük çoğunluğunun, herhangi bir sınav baskısı olmaksızın istediği liseye gitmesinin önünü açmamız lazım. Fakat burada dikkat edilmesi gereken şu: Çocuklar üzerlerinde iyi bir liseye gitme baskısını niye hissediyorlar? Zihinlerindeki iyi lise imajı nedir? Buna bakmak lazım. Herkesin aslında nihai hedefi iyi bir üniversiteye gitmek. Dolayısıyla liselere, ‘Bu liseye giden çocuk iyi bir üniversiteyi kazanıyor, üniversite sınavında iyi bir derece elde ediyor. O yüzden çocuğumu bu liseye göndermek durumundayım’ diye yaklaşıyor veli. Dolayısıyla çocukların üzerinde üniversiteye girişte böyle bir sınav baskısı var olduğu sürece liselere geçiş modeli her ne üretirseniz üretin bu bir tartışma konusu olacaktır. Tam bu noktada bizim YÖK’le diyalogu- muz var. Üniversiteye giriş ile ilgili daha sade daha basit daha insanların rahat anlayabileceği bir üniversiteye giriş modeli oluşturalım, ondan sonra da liseler arasındaki eşitsizlikleri, rekabeti kızıştıran unsurları da ortadan kaldırmış olalım. Bu kararı alıp hayata geçirirken, mevcut durumunuz, realiteleriniz, üniversiteler, üniversitelerin kontenjanları, liseler liselerin kontenjanları, lise türleri, öğretmen istihdamı, elimizdeki öğretmen popülasyonu gibi bir dizi unsuru dikkate almak gerekiyor. Tüm bunları YÖK ile de uyumlu bir çalışma ile yürütüp, planlamalarımızı yapıyoruz.

Konforlu sınav ne demek?

Aslında konforlu sınav ifadesi Sayın Başbakan’ın benim biraz önce söylediğim kamuoyundaki rahatsızlıkları. Siyasete ulaşan rahatsızlıklar var. Çocukların böyle baskı ve stres hissetmedikleri bir geçiş. Sayın Başbakan’ın orada bahsettiği şey bu. Konforlu bir geçiş süreci, yani sınav baskısı ve stresini hissetmedikleri bir geçiş süreci. Üzerinde çalıştığımız şey tam da bu zaten.

Açık uçlu sınavla tam olarak ne kastediliyor?

Bir kere bu kavramı herhangi bir sınava endeksli olarak düşünmemek lazım. Yani ne üniversiteye giriş ne liseye girişle ilgili herhangi bir sınav endeksli düşündüğünüzde bu tartışma konusu olabilir. Açık uçlu- dan kastımız şu: Şu anda bizim ülke realitesine baktığımızda her bir sınıf düzeyinde yaklaşık 1 milyon 200 bin öğrencimiz var. Dolayısıyla ciddi bir öğrenci popülasyonu var. Ve bu öğrencilerin başarılarının değerlendirilmesi mekanizması devreye giriyor. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı, derslik başına düşen öğrenci sayısı çok yüksek olduğunda öğretmen bu sınavları değerlendirmek için çok sayıda test sınavı önermiş. Yani düşünün öğretmensiniz ve bir sınıfta 70 tane öğrenciniz var. Bu sınavları değerlendirmek için daha kolay olduğu var sayılan hareketle teste yönelmiş. Biz kendi bünyemizde Fatih projesiyle de entegre olarak öğretmenlerimizin test sınavdan zamanla vazgeçmelerini istiyoruz. Nitekim kendi mevzuatımızda da bununla ilgili değişiklikler yaptık.

Öğretmenlerin belli sınavlarını mutlaka ama mutlaka yazılı şekil- de yapmalarını yönetmelikte de tercih etmiştik. Burada karşımıza şu çıkıyor, yazılı sınavlarda yani çoktan seçmeli test olmayan sınavlarda objektiflik sağlanabilir mi? Bu tartışma ortaya çıkıyor. Biz bu tartışmayı da ortadan kaldıracak şekilde Fatih projesinde kullanabilecek şekilde şöyle bir mekanizma geliştirdik: Farklı kademelerden, farklı derslerden 20 binin üzerinde öğretmenimizin test dışındaki sınav türlerinde objektif değerlendir- me yapılması için bir eğitim aldık. Ve buradan elimizde her dersin test dışında sınavlarını okuyabilecek bir öğretmen kitlesi oluştu. Sonra Fatih projesi kapsamında şunu geliştirdik, okullarda yapılan sınavların isimlerinin kapatılarak bir barkod ile sisteme geçirildiği bir mekanizma. Bu mekanizmadan öğretmenimiz sınavını yaptıktan sonra yine Fatih projesi kapsamında okullara dağıttığımız tarayıcılarla yaklaşık olarak 3,5-4 dakika içeri- sinde tüm sınıfın sorularını tarayıcıya yükleyebiliyor. Tarayıcıya yüklediğinde bizim merkezimize düşüyor ve elektronik ortamda her bir öğrencinin kağıdı bu soruları okuma konusunda yetiştirdiğimiz öğretmenlerin bilgisayarına düşü- yor ve onlar kimin kağıdı olduğu- nu bilmeksizin hangi ilden hangi okuldan geldiğini bilmeksizin kağıtları değerlendiriyor, tekrar sisteme işliyorlar, sistemde buradan bar- kodlar üzerinden hangi öğrencinin kaç puan aldığını görebiliyor. Kendi öğrencilerimizin test mantığından uzaklaşmalarını temin etmemiz için kendilerini daha rahat ifade edebilmelerini sağlamak için böyle bir mekanizma geliştirdik. Biz bunu devam ettireceğiz zaten. Bu kendi ölçme ve değerlendirme mantığımız.

Bu sistemin bir adı var mı?

Biz bunu “Akademik Bilgilerin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi Süreci” kısa adı ile ABİDE projesi olarak hazırladık, kamuoyu ile de paylaştık. Bunu açıkladığımızda hem TEOG hem üniversiteye giriş sistemi ile ilgili tartışmalarla aynı zaman dilimine denk düştüğü için ona yönelik bir şeymiş gibi algılandı ama bu ona yönelik bir şey değil. Bu kendi içimizde 12 yıllık zorunlu eğitim kapsamında çocuklarımızı değerlendirirken, akademik gelişi- mini izlerken test mantığından biraz daha uzaklaştırmak için kendilerini ifade edebilmeleri için kendi içimize de aldığımız bir tedbirdi.

Okullara girişin tamamen sınavsız olması hedefi var mı?

Kesinlikle getirilmeli. Ortaokuldan liseye geçişte attığımız adımların orta vadede sınavsız geçişi koordine etmeye yönelik olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kademeler arası geçişte yani bizim için ortaokuldan liseye geçişte sınavsız geçiş çok yakın bir zamanda gündemimize gelecek. Biz bununla ilgili kendi iç mekanizmamızda kendi iç tedbirlerimizi aldık. Altlıklar hazırlanıyor. Bir kere bunun için liseleriniz arasındaki nitelik farkını azalttığınızda insanlar herhangi bir sınava ihtiyaç duymaksızın evine en yakınındaki liseye gidecektir. Biz şimdi tüm liselerimizi standart bir düzeye getirmeye çalışıyoruz. Bütün liselerimizi laboratuvar imkânlarından spor salonu imkânlarına, öğretmenlerin eksiklerinin giderilmesinden o lisedeki pedagojik ihtiyaç duyduğu diğer ihtiyaçlara kadar bir standart geliştirmeye çalışıyoruz.

 “Eğitim sistemi sürekli değişiyor” eleştirileri var…

Eğitim sistemi çok sık değişiyor eleştirisini yapanlar bu anlamda kendi tezlerini ispatlayacak argüman olarak sadece liseye ya da üniversiteye geçiş sınavını söylüyorlar. Eğitim sistemi bu mu? Eğer siz eğitim sistemini böyle anlıyorsanız o zaman bu işi bilmiyorsunuz demektir. Bunlar çok teknik konular. Bu değişimleri eğitim sistemi ya da politikası değişiyor diye algılamak doğru değil. Bütün bu süreci göz önünde bulundurarak dünyadaki uygulamaları, iyi örnekleri dünyanın gidişatını iyi analiz ederek eğitim sistemimizi bu anlamda değiştirmemiz lazım. Bu konuşulan şey 12 yıllık eğitim içerisinde bir kademeden bir kademeye geçerken basit yer değiştirme. Genel felsefe mantık olarak değişmemiş. Eğer biz kademeler arasında sınavsız geçişi sağlarsak ve çocuğun eğitimden beklentilerinin günlük ha- yattaki karşılıklarını oluşturabilirsek, Türk toplumunun arzu ettiği insan profilini yetiştirirsek o zaman eğitim sistemini değiştirdik diyebiliriz. Şu anda ben böyle bir tartışmayı çok haksız buluyorum.

Türkiye öğretmen atamaları meselesini nasıl çözecek?

Üniversite eğitimi bütün dünyada herhangi bir meslek garantisi olmaksızın insanların kendilerini geliştirdiği, bilgi kazandıkları bir ortamdır. Siz üniversite felsefesini sadece bir alanda devlet memuru yetiştiren bir mantığa büründürürseniz bu akademik hayata yapılmış bir ihanettir. Öyle bir şey yok. Sizin üniversiteye gitme gerekçeniz kendinizi yetiştireceksiniz sonra da rızkınızı temin edecek bir istihdam alanı bulacaksınız. Öğretmenlik bir devlet memurluğu, bir kadro, bir unvan. Eğer siz böyle düşünürseniz üniversiteleri siz bir hizmet içi eğitim birimine dönüştürürsünüz. Bu yanlış. Şu an da biz MEB olarak öğretmene kaynak teşkil eden fakültelerden ihtiyacımız oranında bir seçme yapıyoruz ve onları aramıza dahil ediyoruz. Olaya böyle bakmamız lazım. Daha doğrusu yüksek öğrenim sürecine ve üniversiteye olan bakışımızı değiştirmemiz lazım.

Öğretmen yetiştiren kurumları çeşitlenecek mi?

Bunu YÖK’le konuşmanız daha doğru olur. Ama biz şunu söyleyelim. Öğretmenlerimizi istihdam ettikten sonra güncel hayat çok sık değişiyor, öğretmenlerimizin bu değişimi yakalayabilmesi için biz onlara hizmetçi eğitimler organize ediyoruz. Fakat öğretmenlerimiz bu hizmetçi eğitimlerde kendi eksiklerini görmedikleri için bu eğitimler konusunda biraz çekimser davranıyorlar, katılmıyorlar. Biz bunu tespit etmek için kamuoyunda çok konuşulan bir süreç başlattık. Öğretmenlerimizin bütün uluslararası endekslerini tarayarak, öğretmen yeterlilikleri nelerdir konusunda bir öğretmen yeterlilik belgesi oluşturduk. Burada öğretmenlerimizin temel akademik bilgileri, pedagojik bilgileri, uluslararası ölçümlerde ne tür kriterler varsa onları biz bir ölçüm mekanizması haline dönüştürdük. Bünyemizdeki bir milyona yakın öğretmenimizin tamamını eksikliklerini görebilecekleri imkanlar oluşturacağız, “Senin şu konuda eksiklerin var, bunun için sana şurada hizmetçi eğitim programı organize ettik. Eğer katılırsan emeğinin karşılığını hep beraber daha verimli bir şekilde alacağız” diyeceğiz. Bu mantıktan hareketle öğretmen strateji belgesini ardından öğretmeye yeterlilikleriyle ilgili belgemizi sonra da öğretmen performans mekanizmasını devreye soktuk.

Öğretmenlerin de akademik unvanları olacak mı?

Yanlış hatırlamıyorsam 2007 yılında öğretmenlik ile ilgili bir kategori oluşturulmuştu. Şu anda elimizde aday öğretmen var, öğretmen var kadrolu olarak. Uzman öğretmen var, baş öğretmen var. Bunlar akademik dünya ile karşılaştırabileceğimiz bir süreçtir. Bizim eksikliğimiz bu kurgulandığı zaman 2007 yılında bir test sınavı yapılmış. Ve öğretmenlerde kimin uzman olacağı kimin baş öğretmen olacağı bu test sınavına göre belirlenmiş. Biz bu mantıktan vazgeçiyoruz. Biz öğretmenlerin performansını ölçelim sonra iyi öğretmenleri uzman ya da baş öğretmen unvanı ile unvanlandıralım. Bu mekanizmayı böyle geliştirmiş olalım dedik. Biraz önce anlattığım şeyin anlamı bu.

Şu an böyle bir uygulama var mı?

Var tabii, sadece bir kez sınavla yapılmış, 2007 yılında. Ardından Anayasa Mahkemesi bir kısmını iptal etmiş. O iptalden sonra herhangi bir adım atılmamış. Biraz önce anlattığım mekanizmayı da biz bu 2007’de başlatılıp şu anda uygulanmada veri olmayan alanı netleştirmiş olacağız ve bu unvanları vermiş olacağız.

Türkçe-matematik yoğunluklu sınav

 

Şu anda YÖK’ün açıkladığı modelin geçen yıl uygulanan modelden neredeyse hiç farkı yok. Yani sorular, soruların içeriği gibi sadece kargaşayı ortadan kaldırmaya çalıştı. Bundan vazgeçtiği ölçtüğü şeyleri minimize etti. Kaldı ki Türkçe- Matematik fazla diye söyleyenler de şunu hatırlamalılar, Bu toplumda Türkçe ve Matematik üzerinden YÖK, ÖSYM şunu ölçmeye çalışıyor: Çocukların bizim kullandığımız ifade ile sözel ve sayısal okuryazarlığı. Yani sözel bir konuda okuduğundan ne anladığını, sayısal bir problemle karşı karşıya kaldığında bundan ne anlaması gerektiğini yönlendirecek bir mekanizma bu. Türkçe ve Matematiğin merkeze oturtulmasındaki mantık bu.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)