İPEK ÇOŞKUN
Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dilbilimi Bölümü’nden 2010 yılında mezun oldu. Aynı üniversitenin Sosyoloji Bölümü’nde yan dal yaptı. Yüksek lisans öğrenimini Gazi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde ‘Eğitimde Eşitsizlikler’ üzerine yazdığı yüksek lisans teziyle tamamladı. Halen Gazi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde doktora eğitiminde tez dönemindedir. Coşkun, Şubat 2010’dan bu yana SETA’da çalışmaktadır.

Liselere geçişte en adaletli çözüm ne olmalı?

Kaldırılmış olsa da liseye geçişte makulü aramak adına önemli bir adım olarak değerlendiriyorum ben TEOG’u (Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş). SBS (Seviye Belirleme Sınavı), OKS (Ortaöğretim Kurumları Seçme ve Yerleştirme Sınavı) gibi önceki uygulamalardan da daha sağlıklı buluyorum. Sınav modeli olarak halen en iyisi. Ama öğrencilerin değerlendirilmesinde TEOG’da da birtakım tıkanmaların yaşandığını kabul ediyorum. Peki, bu noktada liselere geçişte eşitlikçi ve adaletli bir model kurgulanabilir mi? Adaleti aramak için liseye geçiş çok geç aslında. TEOG’da yaşanan tıkanma da sınavın kendisiyle ilgili bir durum değil, geç kalmışlıkla ilgili. Hikâye ilkokulda başlıyor. İlkokul, eğitimde amiral gemisi.

İlkokulda nasıl bir yönde ilerlediğiniz ve nasıl bir eğitim aldığınız, büyük oranda eğitimdeki menzilinizi belirliyor. İlkokuldaki ertelenmişlikler ortaokulda vuruyor öğrencileri, ortaokuldaki ertelenmişler lisede, lisedeki ertelenmişlikler üniversite sınavında karşınıza çıkıyor. İlkokuldaki kar topu lisede koca bir çığa dönüşüyor yani. Bu nedenle liselere geçişte adaleti sağlamak için en baştan itibaren adil bir eğitim verilmesi gerekiyor çocuklara. Lise düzeyine gelindiğinde de öğrenci ve velinin tercihine saygı duyulan bir sitem aracılığıyla geçişin kurgulanması lazım.

Az sayıda okula merkezi sınavla alınan, geri kalanlara da veli ve öğrenci tercihi ile geçişin sağlandığı bir model. Her bir öğrencinin ilkokul birinci sınıftan itibaren gelişiminin izlendiği, akademik başarı ve eğilimlerinin gözlemlendiği, kayıt altına alındığı bir model.

Öğrencilerin sınav yükünü azaltmak mümkün mü?

Yük dediğimiz şey yılların ertelenmişliği, birikmişliği aslında. Eğitim süreçlerinde herhangi bir derste, herhangi bir konuda yaşanan en ufak bir boşluk, zamanla büyük bir uçuruma dönüşebiliyor. Burada kritik unsur öğretmenlerimiz tabii. Size bir örnek vereyim mesela. PISA’yı (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) biliyorsunuz. OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) tarafından ülkelerin 15 yaşındaki çocuklarına matematik, fen ve okuma alanında yapılan uluslararası bir değerlendirme. Türkiye’de her bölgeden öğrenci örneklemde yer alıyor. Genellikle en başarılı bölge olarak Batı Marmara ön plana çıkıyor. Skorlarda en düşük puanı Güneydoğu Anadolu Bölgesi alıyor. PISA’da herhangi bir alanda yaklaşık 40 puanlık fark, bir yıllık eğitime denk geliyor.

Batı Marmara ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin skor farkı 80’e yakın; yani bu, iki bölge arasında yaklaşık iki yıllık bir eğitim farkı var anlamına geliyor. Bu fark nasıl oluştu? Bahsettiğim ertelenmişlikle, birikmişlikle ilgili aslında.

Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde öğretmen sirkülasyonunun yoğun olması ve öğretmenlerin iki yıldan daha az sürede bu bölgede kalıyor olmaları, bu uçurumların temel nedeni olarak yorumlanabilir. Bunun aşılması için Milli Eğitim Bakanlığı sözleşmeli öğretmenlik uygulaması getirdi. Bu uygulama ile dezavantajlı bölgelere atanan öğretmenlerin en az altı yıl görevde kalması sözleşmeye bağlandı. Kesinlikle çok yerinde ve orta vadede olumlu etkileri olacak bir adım. Bir öğrenci en azından ilkokulu tek bir öğretmenle bitirebilecek artık. Soruda bahsettiğiniz sınav yükü, ders yükü eğitimle ilgili herhangi bir yük bu şekilde aşılabilir.

Kabataş gibi asırlık liseler  başarıyı nasıl yakaladılar?

Bahsettiğiniz okulların 100 yılı aşkın bir tarihi var. Bir gelenek üzerine kurulular. Güçlü bir mezun geleneği var. Yüzde iki ve üçlük dilimden öğrenci aldıkları için de akademik olarak son derece seçkin bir öğrenci profili bulunuyor. Öğrencilerin akademik olarak güçlü bir şekilde bu okullara gelmesi hem okul yönetiminin hem de öğretmenlerin işlerini daha kolaylaştırıyor. Bu okullara gelen pek çok çocuğun bir ertelenmişliği yok mesela; alması gereken akademik eğitimi zamanında almış ve lise eğitimine son derece hazır bir şekilde gelmiş. Dolayısıyla öğretmenin kendini hırpalayacak ya da mesleki olarak deformasyona uğrayacak bir durumu olmuyor diyebiliriz. Bu okulları özel yapan, gelenekleri ve kendilerine özgün olmaları kadar, gelen öğrenci profili. Bu arada yanlış anlaşılmasın, çocukların akademik olarak başarılı olması, bu okullarda her şeyin dört başı mamur ilerlediği anlamına da gelmiyor. Bu öğrenci profilinin de kendine özgü birtakım sorunları olduğunu hem öğretmenleri hem yöneticileri kabul ediyor. Mesela çok zor beğenen bir güruhtan bahsediyoruz. Çok zor ikna olan.

Bu liselere erişime adalet düzeyinde nasıl değerlendirirsiniz?

Bu liselere erişim konusunda merkezi bir sınavın uygulanması bence her şekilde eşitliğin ve adaletin sağlanması için elzem. Eğitim Türkiye’de hâlâ en önemli sosyal hareketlilik aracı. Sosyal hareketlilikten kastım, sınıflar arası dikey bir hareketlilik. Merkezi sınavlar da önemli bir araç bu hareketliliğin sağlanması için. Bu okullara gelen öğrencilerin yarıdan fazlası İstanbul dışından geliyor. Bu, önemli bir gösterge. Bu çeşitliliğin korunması gerekiyor.

Diğer liseleri bu düzeye getirmek için neler yapılabilir?

Gerçekçi olmak gerekirse her lisenin akademik olarak zikrettiğiniz liseler düzeyinde olması mümkün değil. Ama liselerin halihazırdaki durumu da kabul edilebilir değil. Ne akademik ne de sosyal olarak çok güçlü bir ortaöğretim profilimiz olduğunu söylüyoruz. Tabii bu durum aslında topyekûn ortaöğretim kurumlarının günahı değil. Her kademe ilkokuldan itibaren ihaleyi bir sonraki kademeye bıraktığı için lise düzeyine gelindiğinde kar topu çığa dönüşüyor. Yine daha önce bahsettiğimiz ertelenmişliklerle ilgili. Matematik, fen, dil gibi alanlarda ortaöğretim düzeyinde temel becerilerin halen kazanılmamış olması, liselerin halihazırda yaşadığı en büyük krizdir. Bunu aşmak için telafi ve destek mekanizmalarına ihtiyaç var. Bu mekanizmaların öğrenci odaklı çalıştırılması ve okullar arası işbirliğinde sürdürülmesi gerekir. Basit bir örnek vereyim, destek ve telafi kursu şeklinde bir sınıfın tamamına destek vermek yerine, akademik ve sosyokültürel olarak en dezavantajlı öğrencilere odaklanılarak öncelikle yol alınmalıdır. Bu tip ince işçilikler yapıldıkça liselerde bir ortalamayı yakalamamız mümkün olabilir.

Liselerdeki ideal eğitim  ortalaması ne olmalı?

İdeal eğitimi iki yönlü düşünmek gerekiyor. İlki ve pek çok eğitim sisteminde olduğu gibi bizim eğitim sistemimizde de öncelikle dikkate alınan akademik başarı yönü. Bu noktada ideali ortaya koymak açısından birçok farklı parametre dikkate alınabilir. Mesela YGS (Yükseköğretime Geçiş Sınavı) ya da LYS (Lisans Yerleştirme Sınavı) sonuçlarına bakarak bir değerlendirme yapabiliriz. 2017 YGS’de Türkiye geneli matematik ortalamamız 40 soruda beş net civarında. Fen bilimlerinde de benzer bir tablo var. Manzara çok acı. 12 yıllık eğitimin, harcamanın, enerjinin neticesi bu olmamalı. Elbette bir anda ortalamaları yukarı çekmek mümkün değil. Bu sınav skorları, en başta belirttiğimiz eğitimdeki ertelenmişlerimizin hazin sonu aslında.

Dolayısıyla bu durumu toparlamak için özellikle lisede dokuzuncu sınıf çok büyük öneme sahip; çünkü sınıfta kalmaların ve okul terklerinin en yoğun yaşandığı sınıftır. Dokuzuncu sınıflar için hem okulların hem de bakanlığın özel bir strateji belirlemesi gerekiyor. Hem oryantasyon bağlamında hem de telafi eğitimleri noktasında okulların iyi yönlendirilmesi ve dezavantajlı çocukların desteklenmesi gerekiyor.

Başta belirttiğim eğitimin diğer yönü de sosyal ve davranışsal. Özellikle değerler bağlamında öğrencilerde ne tür kazanımların gerçekleştiği çok önemli. Bunun özellikle sosyal, kültürel ve spor faaliyetleriyle desteklenmesi gerekiyor. Bu faaliyetlere ilişkin bir değer eğitiminin verilmesi çok daha önemli hale geliyor. Okullarımızda gördüğüm en büyük eksikliklerden biri de gönüllülük ya da sosyal sorumluluk. Öğrencilerimiz gönüllü faaliyetlerde yer almalı, sosyal sorumluluk projelerinde aktif bulunmalı. Lise öğrencilerinin kafasını telefon ekranından biraz kaldırıp çevresindeki dünyada neler olduğuna dikkat kesilmesi lazım. Bunun için gönüllü çalışmalarda yer almaları çok önemli.

Üniversiteye geçiş sürecini nasıl değerlendirmeli?

Dört yıl az değil lise eğitiminde. Çocuklar lise kademesine akademik olarak pek çok eksikle gelebiliyor. Lise düzeyinde hâlâ okuma-yazma güçlüğü çeken çocuklar olduğunu da biliyorum. Eğer okul ve öğretmenler, öğrencilerinin hazır bulunuşluklarının farkında olur ve eksikleri telafi etmeye yönelik bir eğitim-öğretim stratejisi belirlerse, eksikliklerin kapanması pekâlâ mümkün. Tabii burada öğrencinin istekli olması da büyük bir etken. Burada da veliler ve rehberlik servislerine büyük rol düşüyor. Bu sağlanırsa daha önce de sözünü ettiğimiz ‘sınav baskısı’ ya da üniversiteye geçişteki stres en aza indirilmiş olacaktır.

Sözel ve sayısal alan ayrımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Siz bu soruyu sorunca aklıma ünlü matematikçi John Nash’in sözü geldi:

“İyi matematik bilmeyen toplumlarda adalet yoktur.” Bence bir hukukçu iyi matematik bilmeli. Ama aslına bakarsanız, ben bu ayrımların da Türkiye’de çok bilimsel yapıldığı kanaatinde değilim. Ben lisans eğitimimi İngiliz dilbilimi üzerine yaptım. Üniversite sınavında bizden ağırlıklı olarak sözel ve biraz da matematik puanı istendi.

Dil dediğimiz olgu esasında son derece matematikseldir. Böyle olduğunu, dilbilimde Noam Chomsky’nin dil edinimindeki sentaks formüllerini gördüğümde daha iyi anladım. Uzun matematik formülleri ile anlatıyordu Chomsky dili. Benim bu bölüme girmek için aldığım matematik eğitimi ise son derece temel düzeyde, dokuzuncu sınıf matematiğiydi ve nitekim yeterli gelmedi.

Bütün sınıf arkadaşlarım gibi ben de çok zorlandım. Chomsky gibi, Ludwig Wittgenstein gibi dilbilimcilerin aslında çok iyi matematikçi olduklarını öğrendiğimde, bu lisede yapılan sözel ve sayısal ayrımlarının aslında ne kadar yanlış kurgulandığını anladım.

Felsefe için de aynı şey geçerli. Felsefe matematikle, fizikle kardeştir. Ama felsefe bölümlerine sözelden öğrenci alıyoruz. Bu sınıflamalarda acilen bir düzenlemeye ihtiyaç var. Bu ayrımlardan tamamen kurtulmamız gerekiyor.


Müfredat eğitimin pusulasıdır

Açıkçası ben Türkiye’de her konuda olduğu gibi eğitimde de tartışmaların sığ bir ideolojik alanda ele alınmasından son derece rahatsızım. Her konuyu çok hızlı siyasallaştırabiliyoruz. Bu da meseleleri aklıselim ve derinlikli bir şekilde ele almamızı ne yazık ki engelliyor. Oysa eğitimde ince eleyip sık dokumamız gereken dönemlerden geçiyoruz. Farazi tartışmalardan da olabildiğince uzak kalmak gerekiyor. Bakın müfredat dediğimiz şey eğitimin pusulası. Bizim buna odaklanmamız gerekiyor. 51 programda değişikliğe gidildi. Bu, kolay bir iş değil. Bu kadar büyük bir çalışmayı sığ bir ideolojik zemine çekmek ve sadece ‘cihat’, ‘evrim’ ya da ‘Atatürkçülük’ parantezinde tartışmak haksızlık olur. Ben bir eğitimci olarak bu değişikliklerin sınıfa yansımalarını daha fazla önemsiyorum.

Yapılan düzenlemelerin Diyarbakır Bağlar’da, İstanbul Esenler’de, Ankara Mamak’taki bir öğretmen için karşılığının ne olduğu ve bunu sınıfındaki uygulamalara nasıl yansıttığı ya da yansıtamadığı asıl ele almamız gereken mesele. Ben bu anlamda müfredatta yapılan düzenlemeleri genel olarak olumlu buluyorum ama halen geliştirilecek yanları olduğunu da düşünüyorum. Özellikle öğrenme güçlüğü çeken öğrenciler için öğretmenlere bir yol haritası sunması iyi olabilirdi. Müfredata bir sözlük eklenmesi çok çok iyi olabilirdi. Ders kitapları konusunu da adam akıllı ele almamız gerektiğini düşünüyorum. Ders kitaplarının hem tasarım hem de içerik anlamında yeniden gözden geçirilmesi gerekli. Hatta bu konuda milli bir seferberlik ilan edebiliriz. Burada dikkat etmemiz gereken çok önemli yöntemsel bir nüans var yalnız; bu seferberlik, mevcut ders kitaplarında nerede hata var, nerede yanlış yapılmışın komiserliğini yapmaktan ziyade, daha yapıcı bir usuldür.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)